dady's home!
işte en sevdiğim yazı serimle (çok fazla serim varmış gibi) tekrar burdayım. nasıl özlemişim zaten buraları anlatamam. çalışırım yani işte şimdi. onun için burdayım...
okula bi geldim geçen çarşamba, kapıdan girdim böyle. huzura erdim resmen. şimdi diyenler olur orası mı huzur verici? vay efendim başka şehir mi yok da orda böyle sırıtkansın? hepsine daha önceden bu konuda bence ben bi cevap vermişimdir. vermediklerim bulsun beni..
işte öyle özlemişim buraları. zaten bi geldim. okulun içinde biri Hilal biri Ayşegül iki tane sevdiğim insan var ekstradan. daha ne olsun dedim, zaten bolca sevdiğim insan var, iki adet daha eklendi. çok da mutlu mesut geçiniyoruz geldiğim günden beri.
kampüsün yeşilliğini Karstayken nasıl özlemişim anlatamam size. hani zaten Erzurum'a uğradım orda da yeşil bir kampüs gördüm ama ikisinin bana hissetirdiği şeyler çok çok farklı olduğundan dolayı ciddiye almıyorum onu pek. her ne kadar pek sevmesem de bolca yeni insanlar gelmişler, hala daha biraz seviyorum ki bu durumu yeni birileriyle tanıştıkça ufaktan ufağa mutlu da oluyorum. güzel oluyor bayağı.
ha ben bir de birinci sınıf oldum bu yıl. pek bi farklı gelmese de şu sıralar, ileride bu konu yüzünden çok başım ağrıyabilir gibi bence. neyse ki gerekince yardım alabileceğim bolca büyük insan tanımaktayım. büyüklerin deneyimi olmasa kaydımı bile yaptıramayacaktım nerdeyse. o kadar seviyorum büyükleri. iyi ki varsınız. hep olun :)
şimdilik kampüs hayatında pek bir komik olay yaşamadım paylaşacak ama bence bunlar paylaşmaya değerdi. bu şehri ve bu okulu ne kadar sevdiğimi bi kere daha dile getirmeliydim bence :)
ancak şöyle bir gelişme oldu. bilen bilir SAS adlı topluluğa devam ediyorum. dediler ki biz bu sene eğitmen olacakmışız. hayırlısı diyorum. bu sene gelmeyi düşünen arkadaşlarım vardı. ayağınızı denk alın. sert hocayımdır :p
haydi şimdilik baş baş.. daha sonra adam akıllı böyle pc başında vakit geçirdiğim zaman yazarım yine inşallah. benim pc gelsin daha da sık inşallah. haydi görüşmek üzereee...
kampüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kampüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3.10.10
16.5.10
en güzel günüm gecem
evet sevgili okur. kız bana. döv beni. haklısın çok uzun zamandır yazmadım. ve sebebi de üşengeçlikti çoğunlukla. ama konu da çıkmadı değil hani...
aslında 2 gün önceden yazımı yazmaya karar vermiştim ancak biraz daha bekleme kararı aldım. zira şenliğin ortasında yazmaktansa şenlikler bitsin, dolu dolu her şeyleri yazayım istedim sizlere.
okulumuzda bu yıl 24. kez düzenlenen uluslararası* bahar şenliği dün bitti arkadaşlar. ve bu 4 günlük şenlik okulda geçirdiğim en güzel günlerim ve gecelerim oldu. öncelikle demek istiyorum ki her ne kadar bi dünya insan şenlikleri uluslararası gençlik topluluğu düzenlemesin artık dese de. bence gayet güzel bir organizasyon yapmışlardı kendileri. ayrıca haydi bakalım hangi topluluksanız siz gidin de bi spronsor dahi almadan koca 4 günlük şenlik düzenleyin.
neyse efendim. şenliğimizin ilk gününde "Neverland" adlı bir grup bizlerle oldu önce. ardından da büyük bir kalabalıkça beklenilen "Duman" sahneye çıktı. kendileri bizi beklendikleri gibi çok güzel coşturdular. hatta ertesi sabah kalktığımda boynumda olan ağrıyı ben bilirim. Duman'ın sahneden indikten çok kısa süre sonra ışıkların açılmasına verdiği tepki** de güzeldi bence. tebrik ederim kendilerini
ikinci günümüzde ise gittim bizim SASın standında durdum birkaç saat. adı balon ile balık adam vurmaca olan etkinliğimiz balon ile çöp adam vurmaca oldu birazcık. çifter çifter gelen gruplardan bir kişi çöp poşeti giydi. biz de eşinin eline su balonlarını tutuşturduk, karşıdaki güzelinden bi ıslandı :) etkinliğimiz ilk gün yapılamadı, son gün de ben gidemedim. ancak üçüncü gün eşini bir kere kafasından iki kere de gövdeden vurarak 200 puan toplayan arkadaşımızı geçen olmamıştır sanıyorum. kendisini buradan ayakta alkışlıyorum :)
ikinci günün akşamı ise en çok eğlendiğim gün oldu. bu sefer ilk günkü gibi tribünlerde oturmak yerine, çalmakta olan 45lerden gelen şarkıların da verdiği gazla sahne önüne koştum arkadaşları da alıp. orada da SAS vardı, başladık dans etmeye herkesle. bu tatlı nostaljinin üzerine "Marsis" geldi ve bizlere kemençe ve tulum eşliğinde bir rock sefası sundu. onların da inmesi üzerine çıkan "Sulukule Roman Orkestrası" sayesinde de çook uzun zamandır atmadığım kadar göbek atmış bulundum. her ne kadar kaklan tozun dumanın haddi hesabı olmasa da, o dumanlar sahne önündeki herkesin beyninin içine kadar işlemiş de olsa. mükemmel bir eğlence vardı o gece.
üçüncü günümüzde pohi çevirmeyi öğrendim sevgili okur. hani şu jonglörlerin iki adet -çoğunlukla- çoraplara bir şeyler doldurarak yaptığı iki adet şey, sallıyorlar sağdan soldan. ondan işte. doğal yetenekli çıktım sevgili okur. bana pohi yapın sizlere de göstereyim hatta.
üçüncü akşam ise "Bajar" adlı bir grup bizleri karşıladı önce. Türkçe ve Kürtçe karışık şarkı söylediler kendileri. solistin yanlışlıkla "yaşasın ayrımcılık" demesi ve sonra bunu düzeltmesi de hayli eğlendirdi doğrusu. bu sırada sahanın içinde önce insanlarla, ardından mumlarla "Devrim" yazıldı. kendilerinin ardından ise bizlere "Leman Sam" çok güzel bir gece yaşattı. yanında da büyük kızı (yanlış hatırlamıyorsam) "Şehnaz Sam" gelmişti. birlikte verdikleri konser kulaklarda güzel bir tat bıraktı gerçekten. ancak Leman Sam'a eğer saat 22,30 da sahneden inmezseniz, ışıkları kapatırız diyen kim ise kendilerine çok kızdık hep bir ağızdan. bir de Leman Sam'ın Duman'ın bile yapmadığı bir şekilde tüm ışıklar açıkken aşağıdan bira alıp içmesi ayrı bi olay oldu :)
son günümüzde ise sabahtan kalkıp bizim standı ben gittim açtım. bir süre oturduk ve saat ikiye geldiğinde izci topluluğunun düzenlemiş olduğu "Kemal Terapi" adlı etkinliğe katıldık bir arkadaşımı zorlamam yoluyla. normalde dörder kişilik olan takımlara rağmen biz iki kişi gittik ve 5 grup arasından 3. olarak bence büyük bir başarı kaydettik. ormanda düzenlenen parkurda hayli eğlendik. bu gerek yerlerde sürünerek, gerek denge oyunlarıyla, gerekse de çelik halattan kaymayla oldu. bir daha olduğunda kaçırmayın derim sevgili bizim okullu okurlar.
akşamında ise "Flu" adlı, reklam yapmadan duramayan grup bir süre sahnede bulundu. ardından "Revolverheld" adlı Alman rock grubu geldi ve hayli beğenimi topladılar. hepsinin üzerineyse "Nazan Öncel" bizi eğlendirdi. arkadaş grubum sıkılmış olmasaydı konserin sonuna kadar durabilirdik, ancak gidip çarşı önünde sohbet ederek de güzel güzel eğlendik.
hatta. iyi oldu güzel oldu çok da iyi güzel oldu.
*uluslararası dediğin şenlikte okul dışından gelenlere niye bu katılık?
**sevilen gruplar eğer bi daha bi daha deniliyorsa tekrar sahneye dönerler. öyle hemen gidilmiş gibi ışıklar açılmaz. isterlerse biz sabaha kadar da çalarız burada (ve üzerine yarım saat daha durulur)
aslında 2 gün önceden yazımı yazmaya karar vermiştim ancak biraz daha bekleme kararı aldım. zira şenliğin ortasında yazmaktansa şenlikler bitsin, dolu dolu her şeyleri yazayım istedim sizlere.
okulumuzda bu yıl 24. kez düzenlenen uluslararası* bahar şenliği dün bitti arkadaşlar. ve bu 4 günlük şenlik okulda geçirdiğim en güzel günlerim ve gecelerim oldu. öncelikle demek istiyorum ki her ne kadar bi dünya insan şenlikleri uluslararası gençlik topluluğu düzenlemesin artık dese de. bence gayet güzel bir organizasyon yapmışlardı kendileri. ayrıca haydi bakalım hangi topluluksanız siz gidin de bi spronsor dahi almadan koca 4 günlük şenlik düzenleyin.
neyse efendim. şenliğimizin ilk gününde "Neverland" adlı bir grup bizlerle oldu önce. ardından da büyük bir kalabalıkça beklenilen "Duman" sahneye çıktı. kendileri bizi beklendikleri gibi çok güzel coşturdular. hatta ertesi sabah kalktığımda boynumda olan ağrıyı ben bilirim. Duman'ın sahneden indikten çok kısa süre sonra ışıkların açılmasına verdiği tepki** de güzeldi bence. tebrik ederim kendilerini
ikinci günümüzde ise gittim bizim SASın standında durdum birkaç saat. adı balon ile balık adam vurmaca olan etkinliğimiz balon ile çöp adam vurmaca oldu birazcık. çifter çifter gelen gruplardan bir kişi çöp poşeti giydi. biz de eşinin eline su balonlarını tutuşturduk, karşıdaki güzelinden bi ıslandı :) etkinliğimiz ilk gün yapılamadı, son gün de ben gidemedim. ancak üçüncü gün eşini bir kere kafasından iki kere de gövdeden vurarak 200 puan toplayan arkadaşımızı geçen olmamıştır sanıyorum. kendisini buradan ayakta alkışlıyorum :)
ikinci günün akşamı ise en çok eğlendiğim gün oldu. bu sefer ilk günkü gibi tribünlerde oturmak yerine, çalmakta olan 45lerden gelen şarkıların da verdiği gazla sahne önüne koştum arkadaşları da alıp. orada da SAS vardı, başladık dans etmeye herkesle. bu tatlı nostaljinin üzerine "Marsis" geldi ve bizlere kemençe ve tulum eşliğinde bir rock sefası sundu. onların da inmesi üzerine çıkan "Sulukule Roman Orkestrası" sayesinde de çook uzun zamandır atmadığım kadar göbek atmış bulundum. her ne kadar kaklan tozun dumanın haddi hesabı olmasa da, o dumanlar sahne önündeki herkesin beyninin içine kadar işlemiş de olsa. mükemmel bir eğlence vardı o gece.
üçüncü günümüzde pohi çevirmeyi öğrendim sevgili okur. hani şu jonglörlerin iki adet -çoğunlukla- çoraplara bir şeyler doldurarak yaptığı iki adet şey, sallıyorlar sağdan soldan. ondan işte. doğal yetenekli çıktım sevgili okur. bana pohi yapın sizlere de göstereyim hatta.
üçüncü akşam ise "Bajar" adlı bir grup bizleri karşıladı önce. Türkçe ve Kürtçe karışık şarkı söylediler kendileri. solistin yanlışlıkla "yaşasın ayrımcılık" demesi ve sonra bunu düzeltmesi de hayli eğlendirdi doğrusu. bu sırada sahanın içinde önce insanlarla, ardından mumlarla "Devrim" yazıldı. kendilerinin ardından ise bizlere "Leman Sam" çok güzel bir gece yaşattı. yanında da büyük kızı (yanlış hatırlamıyorsam) "Şehnaz Sam" gelmişti. birlikte verdikleri konser kulaklarda güzel bir tat bıraktı gerçekten. ancak Leman Sam'a eğer saat 22,30 da sahneden inmezseniz, ışıkları kapatırız diyen kim ise kendilerine çok kızdık hep bir ağızdan. bir de Leman Sam'ın Duman'ın bile yapmadığı bir şekilde tüm ışıklar açıkken aşağıdan bira alıp içmesi ayrı bi olay oldu :)
son günümüzde ise sabahtan kalkıp bizim standı ben gittim açtım. bir süre oturduk ve saat ikiye geldiğinde izci topluluğunun düzenlemiş olduğu "Kemal Terapi" adlı etkinliğe katıldık bir arkadaşımı zorlamam yoluyla. normalde dörder kişilik olan takımlara rağmen biz iki kişi gittik ve 5 grup arasından 3. olarak bence büyük bir başarı kaydettik. ormanda düzenlenen parkurda hayli eğlendik. bu gerek yerlerde sürünerek, gerek denge oyunlarıyla, gerekse de çelik halattan kaymayla oldu. bir daha olduğunda kaçırmayın derim sevgili bizim okullu okurlar.
akşamında ise "Flu" adlı, reklam yapmadan duramayan grup bir süre sahnede bulundu. ardından "Revolverheld" adlı Alman rock grubu geldi ve hayli beğenimi topladılar. hepsinin üzerineyse "Nazan Öncel" bizi eğlendirdi. arkadaş grubum sıkılmış olmasaydı konserin sonuna kadar durabilirdik, ancak gidip çarşı önünde sohbet ederek de güzel güzel eğlendik.
hatta. iyi oldu güzel oldu çok da iyi güzel oldu.
*uluslararası dediğin şenlikte okul dışından gelenlere niye bu katılık?
**sevilen gruplar eğer bi daha bi daha deniliyorsa tekrar sahneye dönerler. öyle hemen gidilmiş gibi ışıklar açılmaz. isterlerse biz sabaha kadar da çalarız burada (ve üzerine yarım saat daha durulur)
içerik
kampüs,
şenlik,
topluluklar
26.3.10
Boşluk/4
beklenmedik bir şekilde bloga bi süre ara verdim okur. bilmem fark ettiniz mi? neyse efendim dedim bari yazayım bir artık. malum sınavımızı da olduk bitti.
bu aralar bi boşluk durumuna düşmüş durumdayım yine. garip bi monotonluk var hayatımda. herşey aynı gidiyor ama mutluyum ilginçtir. seviyorum burayı ben. her ne kadar bir nevi uzayda olsa*
bahar geldi canlar. hadi yazar okur buluşması yapalım (çok ünlüyüm ya hani) birileri benimle iletişim kuruversin. farklı birşeyler yapmış oluruz hem. olmaz mı ha? Ankara sınırı içerisindeki okuyucularıma sesleniyorum. iletişim adresimi bilen bilir, bilmeyen varsa (ki sanmam) yorum yapıversin. taanrım zorla birileriyle buluşmaya çalışıyorum yine, ne olacak benim bu halim :) kısmet.
Metallica - Mama Said dinleyin arkadaşlar. 3 gündür 53. dinleyişim belki de şu anda şarkı. arka planda çalmakta her daim nerdeyse :) hatta buyrun size link.
ilkbahar da geliyor okur buralara. sabahları okula giderken kuş cıvıltılarıdır falan ne şeker şeyler öyle. özlemişim ilkbaharı. Ankara'nın bitmek bilmeyen gri havası şu aralar yerini yeşil ve koyu tonlarına bırakmış durumda. yakında açık yeşil de olur. tadından yenmez. zaten Ankara havasını yakıcı bir şekilde sarıyken burda olur muyum bilmem ama herşeyiyle güzel. seviyorum lan bu şehri. neden bilmiyorum da şu İstanbul'a duyulan aşkın aynısı bendeki işte. itiraz istemem.
yazarken parmak basmayı planladığım konuyu unutmuşum. Odtülü gençlik bir adet sözlük açmış. ekşisözlük türevlerinden bir tanesi. ben de ara sıra ekşiye bakardım, dedim orda yazar olmaya kalksam yıllar yılı beklerim. burda yazar olayım. girdim sözlükodtüde yazar kesildim milletin başına. bunları da paylaşayım istedim sizlerle.
son derece gereksiz bir yazı oldu ama toparlayacağım. söz size. dönüşüm güzel olacak. bekleyiniz...
haydi ben dönene kadar iyi günler sizlere, baş baş :)
*: orda atıf var. kötüleme değil :)
dipnot: günler böyle farklı renklerdedir benim için. bu da benim ilginçliğim işte.
bu aralar bi boşluk durumuna düşmüş durumdayım yine. garip bi monotonluk var hayatımda. herşey aynı gidiyor ama mutluyum ilginçtir. seviyorum burayı ben. her ne kadar bir nevi uzayda olsa*
bahar geldi canlar. hadi yazar okur buluşması yapalım (çok ünlüyüm ya hani) birileri benimle iletişim kuruversin. farklı birşeyler yapmış oluruz hem. olmaz mı ha? Ankara sınırı içerisindeki okuyucularıma sesleniyorum. iletişim adresimi bilen bilir, bilmeyen varsa (ki sanmam) yorum yapıversin. taanrım zorla birileriyle buluşmaya çalışıyorum yine, ne olacak benim bu halim :) kısmet.
Metallica - Mama Said dinleyin arkadaşlar. 3 gündür 53. dinleyişim belki de şu anda şarkı. arka planda çalmakta her daim nerdeyse :) hatta buyrun size link.
ilkbahar da geliyor okur buralara. sabahları okula giderken kuş cıvıltılarıdır falan ne şeker şeyler öyle. özlemişim ilkbaharı. Ankara'nın bitmek bilmeyen gri havası şu aralar yerini yeşil ve koyu tonlarına bırakmış durumda. yakında açık yeşil de olur. tadından yenmez. zaten Ankara havasını yakıcı bir şekilde sarıyken burda olur muyum bilmem ama herşeyiyle güzel. seviyorum lan bu şehri. neden bilmiyorum da şu İstanbul'a duyulan aşkın aynısı bendeki işte. itiraz istemem.
yazarken parmak basmayı planladığım konuyu unutmuşum. Odtülü gençlik bir adet sözlük açmış. ekşisözlük türevlerinden bir tanesi. ben de ara sıra ekşiye bakardım, dedim orda yazar olmaya kalksam yıllar yılı beklerim. burda yazar olayım. girdim sözlükodtüde yazar kesildim milletin başına. bunları da paylaşayım istedim sizlerle.
son derece gereksiz bir yazı oldu ama toparlayacağım. söz size. dönüşüm güzel olacak. bekleyiniz...
haydi ben dönene kadar iyi günler sizlere, baş baş :)
*: orda atıf var. kötüleme değil :)
dipnot: günler böyle farklı renklerdedir benim için. bu da benim ilginçliğim işte.
3.3.10
yurttan nağmeler/13.5
başlıkla ilgili açıklama: niye mi 13 değil? pek çok kişi sevmez ya o sayıyı, ben o yüzden inadına çok severim. ayın 13 lerinde ya da 13 le ilgili hiçbi bişeyde işlerim ters gitmedi. benim için inadına "uğurlu" bi sayıdır o. kıyamadım dedim 13.5 olsun dedim
atlasjet (bir thy markası) uçaklarından bir tanesinde de "13" numaralı koltuk sırasının olmadığına şahit oldum okur. sizlerle de paylaşayım istedim
bu yazıda korkutucu bişeyler yazayım isterdim de sayı uğruna, yok öyle hikayelerim. kampüs yaşamının sanki renklenmiş mi olduğundan bahsedeceğim size. nedendir bilinmez, pek bi eğlenceli geçiyor geldiğimden beri. guitar hero mu? langırt? belki de bilardo? or, ooooor (Barney alıntısı) arkadaş ortamım birbirine daha da ısınmıştır belki de. eğlenecek bişeyler bulabilmek zevkli okurlar. gelin evde kalanlar 1 hafta yurtta kalsın, hatta beğenirlerse arada kendi aramızda değişim programı yaparız haftalık falan? ev yüzü görürüz biz de hem fena mı?
size son favorimden bahsetmek istiyorum. "the annoying orange" aman Allah'ım bir portakal bu kadar sinir bozucu olamaz dedirten kısa skeç mi desem, animasyondur belki de, onlardan işte kendisi. girin izleyin derim. the annoying orange a bağlı olarak ta etrafta "hey, hey apple. hey apple. apple. hey apple" diye dolaşırsam şaşırmayın
bir de bugün antrenmanda (saat itibariyle dün) farklı bişeyler oldu. "sinüs patlaması falan olmuştur" muş olay. önemli değilmiş galiba da hayırlısı. böyle yüzerken vücut sıkıldı sanırım kendi kendine bi değişiklik yapmaya karar verdi. böyle de garibim işte, durduk yere patlattım sinüsü geldim. kısmet dimi Caner? bi de dimi Murat?
neyse sevgili okur gece gece çok yazdım. kollarım pek tutmuyor antrenman dolayısıyla. aynı oranda tutmayan bacaklarımın beni yatağıma çıkartabilmesini temenni ederekten sizlere hoşçakalın diyorum
hoşçakalıııın ;)
atlasjet (bir thy markası) uçaklarından bir tanesinde de "13" numaralı koltuk sırasının olmadığına şahit oldum okur. sizlerle de paylaşayım istedim
bu yazıda korkutucu bişeyler yazayım isterdim de sayı uğruna, yok öyle hikayelerim. kampüs yaşamının sanki renklenmiş mi olduğundan bahsedeceğim size. nedendir bilinmez, pek bi eğlenceli geçiyor geldiğimden beri. guitar hero mu? langırt? belki de bilardo? or, ooooor (Barney alıntısı) arkadaş ortamım birbirine daha da ısınmıştır belki de. eğlenecek bişeyler bulabilmek zevkli okurlar. gelin evde kalanlar 1 hafta yurtta kalsın, hatta beğenirlerse arada kendi aramızda değişim programı yaparız haftalık falan? ev yüzü görürüz biz de hem fena mı?
size son favorimden bahsetmek istiyorum. "the annoying orange" aman Allah'ım bir portakal bu kadar sinir bozucu olamaz dedirten kısa skeç mi desem, animasyondur belki de, onlardan işte kendisi. girin izleyin derim. the annoying orange a bağlı olarak ta etrafta "hey, hey apple. hey apple. apple. hey apple" diye dolaşırsam şaşırmayın
bir de bugün antrenmanda (saat itibariyle dün) farklı bişeyler oldu. "sinüs patlaması falan olmuştur" muş olay. önemli değilmiş galiba da hayırlısı. böyle yüzerken vücut sıkıldı sanırım kendi kendine bi değişiklik yapmaya karar verdi. böyle de garibim işte, durduk yere patlattım sinüsü geldim. kısmet dimi Caner? bi de dimi Murat?
neyse sevgili okur gece gece çok yazdım. kollarım pek tutmuyor antrenman dolayısıyla. aynı oranda tutmayan bacaklarımın beni yatağıma çıkartabilmesini temenni ederekten sizlere hoşçakalın diyorum
hoşçakalıııın ;)
10.1.10
yurttan nağmeler/11 (spor çılgınlığı)
öncelikle belirtmek isterim ki çok kararsız kaldım başlık "spor çılgınlığı" mı olsa yoksa "yurttan nağmeler/11" le mi yetinsem diye ama gördüğünüz üzere ikisinden de vazgeçemedim :)
gelirsek konumuza anlaşılacağı üzere spor yapıyor olmam. hangi yazıda bahsettiğimi hatırlamıyorum ancak Odtü Sas'tan (Su Altı Sporları) bahsetmiştim, hatta facebookta şu sıralar su altında bir adet fotoğrafım mevcut, o topluluk sayesinde elde edilmiş bir fotoğraftır.
verebileceğimi düşünmüş olduğum tüm gereksiz ayrıntıları verdikten sonra başlıyorum artık :)
bu topluluk bize sadece su altında yoğunlaşmayalım, normalde de bir kondüsyonumuz bulunsun diye bir de kara antrenmanları hazırlamış bulunmakta cumartesi ve pazarları. bunlara da devam etmek kararlılığındayım (dönem başından beri var aslında ancak bugün daha 5 oldu benim)
hani normal koşullarda fiziğim iyi olsa çokta devam eder miydim emin değilim ancak kara kuru birşey olduğumdandır bu kararlılığım. o değil ciddiye alan mı yoktur nedir anlamadım pek kalabalık değiliz bu antrenmanlarda, kızdım şimdi. nerde o koca Odtü Sas?? beyler bayanlar varsa beni okuyanınız üzerime vazife olmasa da sizleri de çağırıyorum burdan kara antrenmanlarına. hem eğlenelim hem gelişelim :)
ayrıca bu topluluk bize salı ve perşembe akşamları da havuz antrenmanı yaptırtmaktaydı, dün yollanılan bir maille artık pazar akşamlarına da antrenmanımız olduğunu öğrendim. "haydi Gökhan'ım, koçsun sen, yaparsın sen" gazlarıyla kara antrenmanlarının yorgunluğunun üzerine birde pazar antrenmanına katıldım.
ancak bu pazar antrenmanı da öyle böyle değilmiş. hep ağırdır diyorlardı da bu kadar tahmin etmemiştim be arkadaş. azıcık merhamet?? ha??
toplamda 2050 metre yüzdüm bu akşam, düşünün kaslarımın halini ki bu 150 eksik yüzmüş halim. kendime acıdım (daha ziyade dermanım olamadı o sırada) eksik yaptım biraz. haa bir de eğitmenimiz bi 100 az yaptırdı sağolsun. sağol eğitmenim :)
ancak ufaktan bir problemim var, hani şu büyük bir heyecanla koca koca harflerle "ORT" başlığıyla yazdığım yazımda bahsettiğim topluluğa devam edemiyorum, zira pazar günleri kara antrenmanı, ardından kahvaltı derken derslerin başlangıcını kaçırıyorum. ancak hep böyle olurmuş zaten, 15231661 topluluğa girip 1, belki 2 ye düşüyormuş herkesin devam ettiği topluluk sayısı. kusura kalma ORT, başka senelere belki...
neyse bu yorgunlukla daha ne kadar otururum bilinmez, az biraz daha dayanır yatar zıbarırırm artık. haydi kendinize iyi bakın, bana da dua edin spor yaparken düşüp bayılmayayım hamlıktan :D
görüşmek üzere, baş baş...
gelirsek konumuza anlaşılacağı üzere spor yapıyor olmam. hangi yazıda bahsettiğimi hatırlamıyorum ancak Odtü Sas'tan (Su Altı Sporları) bahsetmiştim, hatta facebookta şu sıralar su altında bir adet fotoğrafım mevcut, o topluluk sayesinde elde edilmiş bir fotoğraftır.
verebileceğimi düşünmüş olduğum tüm gereksiz ayrıntıları verdikten sonra başlıyorum artık :)
bu topluluk bize sadece su altında yoğunlaşmayalım, normalde de bir kondüsyonumuz bulunsun diye bir de kara antrenmanları hazırlamış bulunmakta cumartesi ve pazarları. bunlara da devam etmek kararlılığındayım (dönem başından beri var aslında ancak bugün daha 5 oldu benim)
hani normal koşullarda fiziğim iyi olsa çokta devam eder miydim emin değilim ancak kara kuru birşey olduğumdandır bu kararlılığım. o değil ciddiye alan mı yoktur nedir anlamadım pek kalabalık değiliz bu antrenmanlarda, kızdım şimdi. nerde o koca Odtü Sas?? beyler bayanlar varsa beni okuyanınız üzerime vazife olmasa da sizleri de çağırıyorum burdan kara antrenmanlarına. hem eğlenelim hem gelişelim :)
ayrıca bu topluluk bize salı ve perşembe akşamları da havuz antrenmanı yaptırtmaktaydı, dün yollanılan bir maille artık pazar akşamlarına da antrenmanımız olduğunu öğrendim. "haydi Gökhan'ım, koçsun sen, yaparsın sen" gazlarıyla kara antrenmanlarının yorgunluğunun üzerine birde pazar antrenmanına katıldım.
ancak bu pazar antrenmanı da öyle böyle değilmiş. hep ağırdır diyorlardı da bu kadar tahmin etmemiştim be arkadaş. azıcık merhamet?? ha??
toplamda 2050 metre yüzdüm bu akşam, düşünün kaslarımın halini ki bu 150 eksik yüzmüş halim. kendime acıdım (daha ziyade dermanım olamadı o sırada) eksik yaptım biraz. haa bir de eğitmenimiz bi 100 az yaptırdı sağolsun. sağol eğitmenim :)
ancak ufaktan bir problemim var, hani şu büyük bir heyecanla koca koca harflerle "ORT" başlığıyla yazdığım yazımda bahsettiğim topluluğa devam edemiyorum, zira pazar günleri kara antrenmanı, ardından kahvaltı derken derslerin başlangıcını kaçırıyorum. ancak hep böyle olurmuş zaten, 15231661 topluluğa girip 1, belki 2 ye düşüyormuş herkesin devam ettiği topluluk sayısı. kusura kalma ORT, başka senelere belki...
neyse bu yorgunlukla daha ne kadar otururum bilinmez, az biraz daha dayanır yatar zıbarırırm artık. haydi kendinize iyi bakın, bana da dua edin spor yaparken düşüp bayılmayayım hamlıktan :D
görüşmek üzere, baş baş...
içerik
kampüs,
sas,
topluluklar
25.12.09
yurttan nağmeler/10
selam millet. nasıl oluyor da bu kadar kısa sürede yazıyorum bu sefer bende şaşırmış durumdayım ancak 3-4 gün içinde çok güzel 2 adet konu çıktı. sizlerle paylaşmadan geçmek istemedim bunları.
birinci konum dün kendisini bizzat izleme fırsatı bulmuş olduğum Sertab Erener. zaten kendisinin sesine hayran olmam yetmezmiş gibi canlı performanslarına ölüp ölüp dirilerek, eriyip biterek tanık oldum. nasıl oldu bu iş peki? Lokal Anestezi diye bi adet talk show programı varmış. ne zamandan beri var nedir ne değildir hiç duymamıştım hayatımda düne kadar. ancak dün programın Odtü de yapılmış olması vesilesiyle gittim. Sertab'ta çok çok mükemmel 4 adet canlı performans sergiledi bizlere. o şekil yani. ancak sunucu adam "tarz" olarak bi şapka takmış (ne deniyor o tip şapkaya emin değilim, resimden bakın söyleyin lütfen) bu şapkayı hiç çıkartmadığı için kendisini sokakta görsem tanımam yani... ayrıca sesi de kötüydü. bize bunu programın girişinde şarkı söyleyerek kanıtladı bizzat :) öyle böyle eğlenceli bi programdı ama. bi daha gelsin bi daha giderim yani. duyarsanız sizlere de gidin derim

ikinci konu olarakta bugün birkaç saat önce tanımış olduğum langırt oyuncusu bi kızdan bahsedeceğim. arkadaşının söylediğine göre 12 yıldır langırt oynuyormuş kendisi. biz oyun salonuna 2 kişi gittiğimiz ve teke tek oynamayı sevmediğimiz için en yakındaki 2 rakip adayı olan 2 kişiyi çağırdık. neyse geldiler oynadık. iyi ki 12 yıllık olanla aynı takımda olmuşum arkadaş :) arkadaşlarla aramızda "en iyi kaleci hanginiz aranızda?" sorusuna parmakla göstereceğimiz kişiye defalarca ardı ardına gerek kaleden gerek orta sahadan golleri sıralayıp durdu. mükemmel bir oyundu. böyle rakipler istiyorum ben hep :p
yeni konu olarak şimdilik birşeyim yok. ancak yılbaşında İzmir'de bulunacağım. perşembe gününden pazar akşamına kadar oradayım. beni görmek isteyen olursa eğer ulaşıversin (imza da verilecektir :P)
haydi sevgili okur. eğer yeni yıla kadar tekrar yazmaz isem şimdiden mutlu yıllar geçirmenizi diliyorum. görüşmek üzere...
dipnot: seri halinde başladığım yazıların 10. sunu yayınlamış olmaktan gurur duyuyorum :)
dipnot 2: resimde ne çok gnctrkcll yazıyormuş be arkadaş
birinci konum dün kendisini bizzat izleme fırsatı bulmuş olduğum Sertab Erener. zaten kendisinin sesine hayran olmam yetmezmiş gibi canlı performanslarına ölüp ölüp dirilerek, eriyip biterek tanık oldum. nasıl oldu bu iş peki? Lokal Anestezi diye bi adet talk show programı varmış. ne zamandan beri var nedir ne değildir hiç duymamıştım hayatımda düne kadar. ancak dün programın Odtü de yapılmış olması vesilesiyle gittim. Sertab'ta çok çok mükemmel 4 adet canlı performans sergiledi bizlere. o şekil yani. ancak sunucu adam "tarz" olarak bi şapka takmış (ne deniyor o tip şapkaya emin değilim, resimden bakın söyleyin lütfen) bu şapkayı hiç çıkartmadığı için kendisini sokakta görsem tanımam yani... ayrıca sesi de kötüydü. bize bunu programın girişinde şarkı söyleyerek kanıtladı bizzat :) öyle böyle eğlenceli bi programdı ama. bi daha gelsin bi daha giderim yani. duyarsanız sizlere de gidin derim

ikinci konu olarakta bugün birkaç saat önce tanımış olduğum langırt oyuncusu bi kızdan bahsedeceğim. arkadaşının söylediğine göre 12 yıldır langırt oynuyormuş kendisi. biz oyun salonuna 2 kişi gittiğimiz ve teke tek oynamayı sevmediğimiz için en yakındaki 2 rakip adayı olan 2 kişiyi çağırdık. neyse geldiler oynadık. iyi ki 12 yıllık olanla aynı takımda olmuşum arkadaş :) arkadaşlarla aramızda "en iyi kaleci hanginiz aranızda?" sorusuna parmakla göstereceğimiz kişiye defalarca ardı ardına gerek kaleden gerek orta sahadan golleri sıralayıp durdu. mükemmel bir oyundu. böyle rakipler istiyorum ben hep :p
yeni konu olarak şimdilik birşeyim yok. ancak yılbaşında İzmir'de bulunacağım. perşembe gününden pazar akşamına kadar oradayım. beni görmek isteyen olursa eğer ulaşıversin (imza da verilecektir :P)
haydi sevgili okur. eğer yeni yıla kadar tekrar yazmaz isem şimdiden mutlu yıllar geçirmenizi diliyorum. görüşmek üzere...
dipnot: seri halinde başladığım yazıların 10. sunu yayınlamış olmaktan gurur duyuyorum :)
dipnot 2: resimde ne çok gnctrkcll yazıyormuş be arkadaş
21.12.09
yurttan nağmeler/9
selam sevgili sadık okurlarım :) naber, nasılsınız. uzun zaman olmuş yazmayalı onun farkındayım 3-5 gündür ancak sonunda yazabiliyorum bende. işin garibi zaten sınırlı sayıda izlediğim bloglarda da bi durgunluk var. Diren en sık yazı yazan kişiydi takibimde bulunanlardan ancak son zamanlarda pek göremez oldum eğlenceli yazılarını. onun dışında en sık yazan zaten sınıfımın bloguydu. hocamız ödevler iletirdi alıştırmalar gönderirdi falan ancak son zamanlarda onlar da yok ortalıkta. en son yazı 16 aralık tarihli Caner'in blogta var. nadir ama güzel yazan takibimdeki kişilerden kendisi. neyse bakalım izlediğim kısıtlı sayıdaki yazarların daha sık yazı yazmasını bekliyorum efendim, burdan sesleniyorum kendilerine :)
gelirsek eğer bugünkü yurttan nağmeler yazısının asıl konusuna kendisi SAS olmakta. hani bahsetmişimdir daha önce illa ki "su altı sporları topluluğu" diye. onlar işte.
ben topluluğu bayağı bir sevdim hani, gerek havuzda antrenmanlar -ki bunlar artık paletle yapılıyor daha bi zevk geldi antrenmanlara- gerek arada bir yapılacak olan freebeer etkinliklerinden ilkine katılmam eğlenceli bi ortama ve spor aktivitesine girmeme vesile oldular. ayrıca hayatımda ilk kez olarakta cumartesi günü yine SAS'la birlikte spor salonuna gitmiş bulunmaktayım. her ne kadar aletlerin hepsi yine bana "devlik komlpeksi" yaşatmış olsa da "spor yapmak eğlenceliymiş be arkadaş" dedim kendi kendime. bundan sonra elimden geldiğince devam edeceğim artık, yaza karşınızda nasıl bir Gökhan bulursunuz bilemem :p
onun dışında bir konu da geçen gün merakla beklenen -en azından benim beklemekte olduğum- Avatar adlı filme gittim. şu Na'vi adı verilmiş mavi yaratıkların olduğu başka bir gezegende geçen film. 3 boyut zevkini ya bende ya filmde bir sorun olmasından dolayı pek tadamadım doğrusu -ki muhtemelen bende, zira diğer arkadaşlar tatmışlar- ancak yine de film gerek uzunluğuyla gerekse bu uzunluğunu sıkmadan doldurabilmesiyle yeterince güzel bir filmdi. senaryoda ufak ufak tahminlerde bulunabiliyor olmak biraz sıksa da eğlendim ben yine de filmde. tavsiye ederim sizlere de izlemenizi. ayrıca belirtmek isterim ki ışıl ışıl bir filmdi. gidenler ne demek istediğimi anlayacaktır :)

şimdilik benden bu kadar sevgili okur. kısa ve öz oldu sanki bu sefer. neyse bakalım ilerde yeni konularla görüşmek dileğiyle, o zamana kadar baş baş...
gelirsek eğer bugünkü yurttan nağmeler yazısının asıl konusuna kendisi SAS olmakta. hani bahsetmişimdir daha önce illa ki "su altı sporları topluluğu" diye. onlar işte.
ben topluluğu bayağı bir sevdim hani, gerek havuzda antrenmanlar -ki bunlar artık paletle yapılıyor daha bi zevk geldi antrenmanlara- gerek arada bir yapılacak olan freebeer etkinliklerinden ilkine katılmam eğlenceli bi ortama ve spor aktivitesine girmeme vesile oldular. ayrıca hayatımda ilk kez olarakta cumartesi günü yine SAS'la birlikte spor salonuna gitmiş bulunmaktayım. her ne kadar aletlerin hepsi yine bana "devlik komlpeksi" yaşatmış olsa da "spor yapmak eğlenceliymiş be arkadaş" dedim kendi kendime. bundan sonra elimden geldiğince devam edeceğim artık, yaza karşınızda nasıl bir Gökhan bulursunuz bilemem :p
onun dışında bir konu da geçen gün merakla beklenen -en azından benim beklemekte olduğum- Avatar adlı filme gittim. şu Na'vi adı verilmiş mavi yaratıkların olduğu başka bir gezegende geçen film. 3 boyut zevkini ya bende ya filmde bir sorun olmasından dolayı pek tadamadım doğrusu -ki muhtemelen bende, zira diğer arkadaşlar tatmışlar- ancak yine de film gerek uzunluğuyla gerekse bu uzunluğunu sıkmadan doldurabilmesiyle yeterince güzel bir filmdi. senaryoda ufak ufak tahminlerde bulunabiliyor olmak biraz sıksa da eğlendim ben yine de filmde. tavsiye ederim sizlere de izlemenizi. ayrıca belirtmek isterim ki ışıl ışıl bir filmdi. gidenler ne demek istediğimi anlayacaktır :)

şimdilik benden bu kadar sevgili okur. kısa ve öz oldu sanki bu sefer. neyse bakalım ilerde yeni konularla görüşmek dileğiyle, o zamana kadar baş baş...
10.12.09
yurttan nağmeler/8
öncelikle belirtmek isterim ki kendimi bu başlığı atarken çoooook uzun zamandır ne okulda ne de yurtta değilmişim gibi hissettim.
neyse bakalım bana uzun gelen bir aradan sonra tekrar sizlerleyim. yazacak pek birşey çıkmadı son zamanlarda adam akıllı sanırım o yüzden olsa gerek bu aralık..
hadi başlayalım o zaman, üzerinde duracağım 3-5 şey var bayramdan sonra meydana gelen. öncelikle ODTÜ deyince bu aralar aklıma ilk gelen şeylerden bir tanesi "langırt" oldu. o kadar sık langırta gidiyoruz ki 3 akşamdan 2 sinde annem aradığı sırada langırt oynuyor oluyorum, kapattığım için de sonra fırça yiyorum haklı olarak :) geçen cuma sınıftan Volkan, Furkan ve Yasemin'le bilardo oynamaya gittik blackballa. Furkan ve ben bir takım, diğerleri de ikinci takım oldu. biraz yenildik sanki ama olsun.. neyse ondan sonrasında da dedik ki hadi biraz langırt oynalayım. blackballa girip langırtsız çıkılmaz. neyse efendim aldık toplarımızı geçtik masamıza. oyunun sonlarına doğru Yasemin fark etti ki (sağol Yasemin!) kalelerden toplar resmen taşıyor. tabi biz boş durmadık. toplar bittikçe elimizin yettiğince -ki en çok eli yeten tahmin edileceği üezre bendim :)- top alıp alıp oynadık. Ömer abinin köküne kibrit suyu döktük birazcık :) Volkan yenilen güreşçi güreşe doymaz misali sürekli yeni top aldırtıp durdu bize ama. suçlu sensin Volkan! :p
aklıma gelen ikinci şeyse ODTÜ SAS oldu bu aralar. ne kadar zorlamaya başlasalarda bizi yaptığım tek spor olarak kendisini seviyorum ben. yüzüp ediyoruz falan hoş oluyor. bugün de sınav yaptılar ona girdik çıktık falan. "30 m nin altında ciğerlerin çökmesi gerekirken nasıl daha fazla dalabiliriz?" sorusuna şıklardan birinde "iman gücüyle" şeklinde bir de ibare vardı :) yarın da malzeme alımına çıkacağız. iş ciddiye biniyor artık anlayacağınız :)
başkaaaa, aklıma sınıf geliyor ya. sınıfımız çok güzel eğlenceli falan. seviyorum onları. hocamız da mükemmel daha ne olsun zaten. dağılmasın bu sınıf eey yetkili! bizi direk UP 35 yapın. bugün de hocamıza bir doğum günü yaptık sınıfta. bir kere de burdan kutlamış olayım (eğer okuyorsa inşallah). nice mutlu senelere Sema Hocam. diğer bir deyişle "hepi börtdey tiçır"
son geldi bakın şimdi aklıma. okulda yoyo çılgınlığı var bu aralar. çarşıda bilmemneye başvuranlara veriyorlarmış. Faho'da yoyosunu bana verdi sağolsun. çılgınlığa ortak oldum :)
bi de şey sorcam sevgili okur. geçen lavaboda duydum garip bir tavsiyeydi. her ne kadar kullanmayacakta olsam merak ettim :) içmiş bir insan kusmak yerine yanına bi poşet alıp yatarsa 10 dk içinde falan rahat bi şekilde uykuya dalar mı? öyle ilginç teorisi olan birisi vardı zira kulak misafiri olduğum..
neyse yeter bu kadar uzattım bu sefer de çok :) hadi sevgili okur görüşürüz sonra tekrar bi ara..
baş baş...
dip soru: eğer okuyorsa inşallah???
neyse bakalım bana uzun gelen bir aradan sonra tekrar sizlerleyim. yazacak pek birşey çıkmadı son zamanlarda adam akıllı sanırım o yüzden olsa gerek bu aralık..
hadi başlayalım o zaman, üzerinde duracağım 3-5 şey var bayramdan sonra meydana gelen. öncelikle ODTÜ deyince bu aralar aklıma ilk gelen şeylerden bir tanesi "langırt" oldu. o kadar sık langırta gidiyoruz ki 3 akşamdan 2 sinde annem aradığı sırada langırt oynuyor oluyorum, kapattığım için de sonra fırça yiyorum haklı olarak :) geçen cuma sınıftan Volkan, Furkan ve Yasemin'le bilardo oynamaya gittik blackballa. Furkan ve ben bir takım, diğerleri de ikinci takım oldu. biraz yenildik sanki ama olsun.. neyse ondan sonrasında da dedik ki hadi biraz langırt oynalayım. blackballa girip langırtsız çıkılmaz. neyse efendim aldık toplarımızı geçtik masamıza. oyunun sonlarına doğru Yasemin fark etti ki (sağol Yasemin!) kalelerden toplar resmen taşıyor. tabi biz boş durmadık. toplar bittikçe elimizin yettiğince -ki en çok eli yeten tahmin edileceği üezre bendim :)- top alıp alıp oynadık. Ömer abinin köküne kibrit suyu döktük birazcık :) Volkan yenilen güreşçi güreşe doymaz misali sürekli yeni top aldırtıp durdu bize ama. suçlu sensin Volkan! :p
aklıma gelen ikinci şeyse ODTÜ SAS oldu bu aralar. ne kadar zorlamaya başlasalarda bizi yaptığım tek spor olarak kendisini seviyorum ben. yüzüp ediyoruz falan hoş oluyor. bugün de sınav yaptılar ona girdik çıktık falan. "30 m nin altında ciğerlerin çökmesi gerekirken nasıl daha fazla dalabiliriz?" sorusuna şıklardan birinde "iman gücüyle" şeklinde bir de ibare vardı :) yarın da malzeme alımına çıkacağız. iş ciddiye biniyor artık anlayacağınız :)
başkaaaa, aklıma sınıf geliyor ya. sınıfımız çok güzel eğlenceli falan. seviyorum onları. hocamız da mükemmel daha ne olsun zaten. dağılmasın bu sınıf eey yetkili! bizi direk UP 35 yapın. bugün de hocamıza bir doğum günü yaptık sınıfta. bir kere de burdan kutlamış olayım (eğer okuyorsa inşallah). nice mutlu senelere Sema Hocam. diğer bir deyişle "hepi börtdey tiçır"
son geldi bakın şimdi aklıma. okulda yoyo çılgınlığı var bu aralar. çarşıda bilmemneye başvuranlara veriyorlarmış. Faho'da yoyosunu bana verdi sağolsun. çılgınlığa ortak oldum :)
bi de şey sorcam sevgili okur. geçen lavaboda duydum garip bir tavsiyeydi. her ne kadar kullanmayacakta olsam merak ettim :) içmiş bir insan kusmak yerine yanına bi poşet alıp yatarsa 10 dk içinde falan rahat bi şekilde uykuya dalar mı? öyle ilginç teorisi olan birisi vardı zira kulak misafiri olduğum..
neyse yeter bu kadar uzattım bu sefer de çok :) hadi sevgili okur görüşürüz sonra tekrar bi ara..
baş baş...
dip soru: eğer okuyorsa inşallah???
11.11.09
yurttan nağmeler/6
sevigili okurlar, sizlere 2. yurdumdan son kez bi seslenişte bulunuyorum!
evet doğru duydunuz, ismimin sonunda bulunan "(geçici yerleştirme)" şeklindeki ekten kurtulmuş bulunmaktayım. ancak iş bu ki 4. yurda gidiyorum. tabi bu pek birşey ifade etmiyor sizler için :) neyse 4. yurt öğrenciler arasında en berbat olduğu söylenilegelen yurt... bende bunu bildiğimden müdür "bey" in yanına çıkarak 6 da yer varsa oraya gitmek istediğimi söyledim. bakalım bakacakmış yarın, hayırlısı... yer varmış diye duydum da emin olamıyoruz haliyle...
neyse gelirsek normal konulara dersler tüm sıkıcılığıyla devam ediyor. sıkıcı çünkü ingilizceden başka birşey yok. sıkıldık haliyle. hele bir de bildik birşeyler görüyorsak vay halimize :) quizz gelse de kaçsak modunda sınıfın %99.9 u :)
az önce de oyun salonundan gelmiş bulundum. bir langırt oynamışım ki sormayın. fırfır adlı hamleyi teknik bir şekilde kullanmaya başladım sanırım :D ya da aşırı ballıyım, ki 2. ihtimal daha da büyük hani :)
neyse bugünlük bu kadar benden, pek kısa, gereksiz, konusuz bi yazı oldu ya sağlık olsun. yeni yurdumdan daha normallerini yazarım inşallah...
baş baş.. :)
evet doğru duydunuz, ismimin sonunda bulunan "(geçici yerleştirme)" şeklindeki ekten kurtulmuş bulunmaktayım. ancak iş bu ki 4. yurda gidiyorum. tabi bu pek birşey ifade etmiyor sizler için :) neyse 4. yurt öğrenciler arasında en berbat olduğu söylenilegelen yurt... bende bunu bildiğimden müdür "bey" in yanına çıkarak 6 da yer varsa oraya gitmek istediğimi söyledim. bakalım bakacakmış yarın, hayırlısı... yer varmış diye duydum da emin olamıyoruz haliyle...
neyse gelirsek normal konulara dersler tüm sıkıcılığıyla devam ediyor. sıkıcı çünkü ingilizceden başka birşey yok. sıkıldık haliyle. hele bir de bildik birşeyler görüyorsak vay halimize :) quizz gelse de kaçsak modunda sınıfın %99.9 u :)
az önce de oyun salonundan gelmiş bulundum. bir langırt oynamışım ki sormayın. fırfır adlı hamleyi teknik bir şekilde kullanmaya başladım sanırım :D ya da aşırı ballıyım, ki 2. ihtimal daha da büyük hani :)
neyse bugünlük bu kadar benden, pek kısa, gereksiz, konusuz bi yazı oldu ya sağlık olsun. yeni yurdumdan daha normallerini yazarım inşallah...
baş baş.. :)
5.11.09
yurttan nağmeler/5
İstanbul'dan dönüşümde sınıfta ilk duyduğum cümleler:
"havalarda böyle pat diye nasıl soğudu anlayamadık be abi..."
ve türevi şeklinde cümleler olmuştu. bugün gerçekten çok fazla soğumuş olduğu ve yağmurun bizlere "öğrenci canım bunlar biraz merhamet" tarzında düşüncelerden tamamen arınmış şekilde nasıl eziyet edebileceği konularını kavramış olduk (zira saat itibariyle yine dün) geçen yazının sonunda bahsettiğim gibi Adam Fawer gelecekti, gelmiştir herhalde bilmiyoruz. Çünkü, ders sonrasında yemekhaneye varana kadarki yolu Adam amca için tekrar dönmek ve yine aynı derecede ıslanmak bizi çok korkuttu. Biz dediğim hepi topu 3 kişiydik, 1 tanemiz (Gonca) gitmeye kesin kararlıydı. Ancak diğer tanemiz (Pınar) ve ben yağmurdan tırsmış insanlar olarak Gonca'nın kararlılığına baskın çıktık ve söyleşi+imza saatlerini kaçırdık. Sanırım pişmanım. "Goncaaa, özür dilerim sendeeeen" "neden seni dinlemedim beeen?" "ama bilemedim ben onuuuu :(" şeklinde sızlanışlar mevcut şu an içimde...
ayrıca cuma günü ilk mid-term sınavımızı olacağız ve çalışma temennileri içerisindeyim. biliyorum o kadar zor değil ama kelime bulmak pek zor geliyor okur! daha alternatif ve interaktif bi yolu var mıdır şu kelime öğrenmenin var mı bilen?
pazar günü de radyo dersi 2 varmış, çok mutlu çok sabırsızım. hepimize şimdiden iyi eğlenceler ve iyi dersler :) bekle ORT geliyorum :)
haydi görüşmek üzere okur kardeş, baş baş :)
günün dersi: üzerindeki delikler ne kadar küçükte olsa converse'lerin her türü yağmurda su geçirir (test edildi+onaylandı)
günün yorumu: (üzeri brandamsı bi adet tavanla kapanmış üstü açılabilen bi arabaya karşı) şuna baksana be kafasına don geçirmiş gibi duruyor!
"havalarda böyle pat diye nasıl soğudu anlayamadık be abi..."
ve türevi şeklinde cümleler olmuştu. bugün gerçekten çok fazla soğumuş olduğu ve yağmurun bizlere "öğrenci canım bunlar biraz merhamet" tarzında düşüncelerden tamamen arınmış şekilde nasıl eziyet edebileceği konularını kavramış olduk (zira saat itibariyle yine dün) geçen yazının sonunda bahsettiğim gibi Adam Fawer gelecekti, gelmiştir herhalde bilmiyoruz. Çünkü, ders sonrasında yemekhaneye varana kadarki yolu Adam amca için tekrar dönmek ve yine aynı derecede ıslanmak bizi çok korkuttu. Biz dediğim hepi topu 3 kişiydik, 1 tanemiz (Gonca) gitmeye kesin kararlıydı. Ancak diğer tanemiz (Pınar) ve ben yağmurdan tırsmış insanlar olarak Gonca'nın kararlılığına baskın çıktık ve söyleşi+imza saatlerini kaçırdık. Sanırım pişmanım. "Goncaaa, özür dilerim sendeeeen" "neden seni dinlemedim beeen?" "ama bilemedim ben onuuuu :(" şeklinde sızlanışlar mevcut şu an içimde...
ayrıca cuma günü ilk mid-term sınavımızı olacağız ve çalışma temennileri içerisindeyim. biliyorum o kadar zor değil ama kelime bulmak pek zor geliyor okur! daha alternatif ve interaktif bi yolu var mıdır şu kelime öğrenmenin var mı bilen?
pazar günü de radyo dersi 2 varmış, çok mutlu çok sabırsızım. hepimize şimdiden iyi eğlenceler ve iyi dersler :) bekle ORT geliyorum :)
haydi görüşmek üzere okur kardeş, baş baş :)
günün dersi: üzerindeki delikler ne kadar küçükte olsa converse'lerin her türü yağmurda su geçirir (test edildi+onaylandı)
günün yorumu: (üzeri brandamsı bi adet tavanla kapanmış üstü açılabilen bi arabaya karşı) şuna baksana be kafasına don geçirmiş gibi duruyor!
26.10.09
insan modelleri
evet sonunda dün kampüs dışarısına çıkmış bulunup farklı insan modelleriyle karşılaştım. hepsini de not aldım ki kendime gelince paylaşayım diye ama film izlemeyi yeğledik. beklettiğim için özür dilerim sevgili okur :)
dün 16 sularında oda arkadaşımın yapacağı alışveriş vesilesiyle dışarı çıkmaya karar verdik ve 4 insan çıktık dışarı. okulumuzun Eskişehir yoluna olan kapısı sağolsun kampüsün nerdeyse yarısını kaplayacak uzaklıkta olduğu için yürümek yerine burdan dolmuşa bindik. burası insan modelinden mi kaynaklanıyor dolmuş modelinden mi emin değilim ama bindiğimiz dolmuşta fazlasıyla zıpladık diyebilirim. hani defalarca üzerinden yürüdüğüm yolda ya sonradan çukurlar açıldı bolca, ya da acelesi olan dolmuşçu modeli (ya da sanırım amortisör oluyor ya emin değilim, ondanı bozuk dolmuş modeli) sayesinde lunaparkta gibi geçen bi yolculuk yaptık kapıya kadar :)
sonra çıktık Cepa adlı alışveriş merkezine doğru, orda da doğru gitmemiz gereken yere girdik. oda arkadaşım kıyafetleri kendi üzerinde denerken ve bende beklerken 2 adet insan modeliyle karşılaştım tam oracıkta.
bir tanesi, hani şu çghb de Burcu var ya, böyle iyileşen kadın olmuştu bi ara haber skeçlerinden birinde, aynı orda seslendirdiği ses tonuna sahip bir insandı. eşiyle beraber kızına alışverişe çıkmış anne! ama nasıl anne :) kızının giydiği ilk kotu gördükten sonra derhal satış elemanıyla muhabbete girişti (kotu da sevmedi darmış diye) neymiş efendim. "üniversiteli gençlerin kilo durumu hiç belli olmuyor biliyonnu? öle fest fud falan bi çıkıp bi iniyolar, sonra bi aldığı kotu bi daha giyemiyo." şeklinde, bunu az önce tarif ettiğim ses tonuyla hayal ediniz :) daha sonrada satış elemanına kendi hakkında gereksiz bilgiler vermeye başladı. "benim giyeceğim şey hafif olcak, biliyonnu? ayakkabıyı bile hafif seçerim ben kendime, he he he he..." şeklinde ilginç derecede herşeye karışan bir insandı kendisi :)
2. bir model yine orda karşıma çıktı, o da satış elemanlarını dövme eğiliminde bir kadın modeliydi
kadın modeli: başka elemanınız yok mu sizin?!!
eleman: ben yardımcı olayım, yemek saati olduğu için şu anda yok hepsi.
km: iyi!!!!
e: (hönk!)
eleman öyle hissetmemiş olabilir ancak benim hislerim aynı bu şekildeydi kendisini duyduğum sıralarda :)
3. ve 4. insan modellerini de müşteri hizmetlerinde ve kasada gördüm. 3. insan modelden ziyade aşırı bezginlik ifadesine sahipti, aşırı ilgimi çekti. nerdeyse "nedir sizi hayattan bu kadar bezdiren, kuzum?" diye soracaktım :p
4. model ise içmeden sarhoş olmuş tipler gibime geldi. kasaya vardığımızda bizimle ilgilenmek yerine, en ufak ve gereksiz bir şeye "hahahahuhhuuhuahahaee" şeklinde gülmektelerdi kendileri, ilgisizlik başıma tak etmiş olacak ki bu durumları fazlasıyla ilgimi çekti sanırım.
5. bir model görmedim ancak bi adet yüz ifadesi gördüm ki evlere şenlik :) kampüse döndüğümüzde önce otostop çekmeyi düşündük, neyse girişte beklerken bi tane kız var bekleyen, 3 tane daha erkek var bizden ayrı. hepsi otostop için beklemede. genç bi ağabeyimiz kıza doğru gülümseyerek gelip durdurdu arabayı, ancak o da ne tüm herkes arabaya doğru gitmekte! adam önce bi şaşkınlık ifadesine bürünüp çabuk atlattı bunu. daha sonra abimizin kızın gideceği tarafa değil başka yere gideceğini öğrendik ve diğer 3 erkek bindi arabaya. giderken adamın suratındaki yıkılmışlık ve "neye niyet neye kısmet" bakışını resmetmeyi çok isterdim ama olmadı işte :)
işte böyle bir gün kampüs dışına çıktım, farklı insan modellerinden geçilmiyor etraf :) sizlerle paylaşayım istedim bunları. iyi mi yaptım kötü mü siz karar verin. çok uzadı, kapatıyım ben çok yazmasın sevgili okur :)
baş baş...
dün 16 sularında oda arkadaşımın yapacağı alışveriş vesilesiyle dışarı çıkmaya karar verdik ve 4 insan çıktık dışarı. okulumuzun Eskişehir yoluna olan kapısı sağolsun kampüsün nerdeyse yarısını kaplayacak uzaklıkta olduğu için yürümek yerine burdan dolmuşa bindik. burası insan modelinden mi kaynaklanıyor dolmuş modelinden mi emin değilim ama bindiğimiz dolmuşta fazlasıyla zıpladık diyebilirim. hani defalarca üzerinden yürüdüğüm yolda ya sonradan çukurlar açıldı bolca, ya da acelesi olan dolmuşçu modeli (ya da sanırım amortisör oluyor ya emin değilim, ondanı bozuk dolmuş modeli) sayesinde lunaparkta gibi geçen bi yolculuk yaptık kapıya kadar :)
sonra çıktık Cepa adlı alışveriş merkezine doğru, orda da doğru gitmemiz gereken yere girdik. oda arkadaşım kıyafetleri kendi üzerinde denerken ve bende beklerken 2 adet insan modeliyle karşılaştım tam oracıkta.
bir tanesi, hani şu çghb de Burcu var ya, böyle iyileşen kadın olmuştu bi ara haber skeçlerinden birinde, aynı orda seslendirdiği ses tonuna sahip bir insandı. eşiyle beraber kızına alışverişe çıkmış anne! ama nasıl anne :) kızının giydiği ilk kotu gördükten sonra derhal satış elemanıyla muhabbete girişti (kotu da sevmedi darmış diye) neymiş efendim. "üniversiteli gençlerin kilo durumu hiç belli olmuyor biliyonnu? öle fest fud falan bi çıkıp bi iniyolar, sonra bi aldığı kotu bi daha giyemiyo." şeklinde, bunu az önce tarif ettiğim ses tonuyla hayal ediniz :) daha sonrada satış elemanına kendi hakkında gereksiz bilgiler vermeye başladı. "benim giyeceğim şey hafif olcak, biliyonnu? ayakkabıyı bile hafif seçerim ben kendime, he he he he..." şeklinde ilginç derecede herşeye karışan bir insandı kendisi :)
2. bir model yine orda karşıma çıktı, o da satış elemanlarını dövme eğiliminde bir kadın modeliydi
kadın modeli: başka elemanınız yok mu sizin?!!
eleman: ben yardımcı olayım, yemek saati olduğu için şu anda yok hepsi.
km: iyi!!!!
e: (hönk!)
eleman öyle hissetmemiş olabilir ancak benim hislerim aynı bu şekildeydi kendisini duyduğum sıralarda :)
3. ve 4. insan modellerini de müşteri hizmetlerinde ve kasada gördüm. 3. insan modelden ziyade aşırı bezginlik ifadesine sahipti, aşırı ilgimi çekti. nerdeyse "nedir sizi hayattan bu kadar bezdiren, kuzum?" diye soracaktım :p
4. model ise içmeden sarhoş olmuş tipler gibime geldi. kasaya vardığımızda bizimle ilgilenmek yerine, en ufak ve gereksiz bir şeye "hahahahuhhuuhuahahaee" şeklinde gülmektelerdi kendileri, ilgisizlik başıma tak etmiş olacak ki bu durumları fazlasıyla ilgimi çekti sanırım.
5. bir model görmedim ancak bi adet yüz ifadesi gördüm ki evlere şenlik :) kampüse döndüğümüzde önce otostop çekmeyi düşündük, neyse girişte beklerken bi tane kız var bekleyen, 3 tane daha erkek var bizden ayrı. hepsi otostop için beklemede. genç bi ağabeyimiz kıza doğru gülümseyerek gelip durdurdu arabayı, ancak o da ne tüm herkes arabaya doğru gitmekte! adam önce bi şaşkınlık ifadesine bürünüp çabuk atlattı bunu. daha sonra abimizin kızın gideceği tarafa değil başka yere gideceğini öğrendik ve diğer 3 erkek bindi arabaya. giderken adamın suratındaki yıkılmışlık ve "neye niyet neye kısmet" bakışını resmetmeyi çok isterdim ama olmadı işte :)
işte böyle bir gün kampüs dışına çıktım, farklı insan modellerinden geçilmiyor etraf :) sizlerle paylaşayım istedim bunları. iyi mi yaptım kötü mü siz karar verin. çok uzadı, kapatıyım ben çok yazmasın sevgili okur :)
baş baş...
içerik
insan modeli,
kampüs
21.10.09
yurttan nağmeler/4
A: Gökhan'ım yavaş git hızlı yazıyorsun
GM: söz verdim ama yurda geçince daha çok olcak diye dimi ama? :)
evet tekrar karşınızdayım ve gerçekten hızlı gittiğimi düşünüyorum, ama günümü paylaşmak çok hoşuma gidiyor buralarda napiyim :)
öncelikle belirtmek isterim ki yeni asılan yurt listelerinde adım olmadığından hala krallar gibi 2. yurtta kalıyorum, pek bi mutlu pek bi sevinçliyim hani bu aralar :)
bugün (daha ziyade yine saat itibariyle dün) ders çıkışına biraz renk katalım dedik, iyi de demişiz. hep birlikte olmasakta 8 kafa insan birlikte yemeğe gittik keyifli eğlenceli muhabbetler döndü dolaştı falan. ardından bugün en çok eğlendiğim atraksiyonu yapmış bulunduk. gittik tabu oynadık :)
A: bu mudur yani?
GM: budur abi eğlendim yani diceğin mi var?
tabu oynarken çok farklı anlatımlarda bulunuldu bazen gülme krizlerine girildi masa olarak. oyuna kadar grup 6 kişiye düştü aslen, sonrasında da 5 e düşmek mecburiyetinde kaldık, ama eğlencenin pek azaldığı söylenemez hani yine :) pek bi atraksiyonlu geçiyor kampüs hayatı, herkesi bekleriz efem!
geçenlerde dediydim ya 5 olacak katıldığım topluluk sayısı diye, yalan oldu o. hani iyi ki de olmuş dicem nerdeyse.
A: neden?
GM: sabır bi! :p
bi sebebi ORT ta aktif olmayı düşünmem, ne yaparım orda bilemem de zaman gösterir illa ki. diğer bi sebebi de SAS (Su Altı Sporları) topluluğuna girmiş bulunmam. saat 21,30-22,45 civarlarında antrenmanları vardı bugün, gittim öldüm bittim. ama mutluyum o ayrı. yalnız ben yüzmeyi böyle bilmezdim sevgili okur. hani kendi kendine yüzmüyorsun ki acıkınca çık dışarı bişeyler atıştır, şezlongda (acaba kelimeyi doğru mu yazdım?) biraz kestir. olmuyor öyle, yüz babam yüz. "Kurbağalama 50 m yüzün! düüüüt" gibisinden komutlar havada uçuştu sürekli. zaten bi de ayağıma kramp girdi ki evlere şenlik! neyse ama azimliyim, önce harbi bi yüzücü olup ardından da serbest dalışta ilerleyeceğim.
en hoşuma giden de az önce topluluğun baş kısımlarından bi yerden mail gelmiş olması. "sizi biraz yorduk ancak bu daha ilk antrenmandı, zamanla zamanla, hepiniz çok iyiydiniz" şeklinde motive edici azcıkta yağlı cümleler vardı :) tuttum ettim.
neyse bakalım yazmak ciddi ciddi zorlaştı, kollarım isyan ediyor! hadi iyi geceler okur ( ya da ne zamana okursan işte kendine göre düzenle o kısmı :) )
baş baş...
dipnot: gereksiz yere bi "A" kişisi uydurdum nedeni belirsiz
GM: söz verdim ama yurda geçince daha çok olcak diye dimi ama? :)
evet tekrar karşınızdayım ve gerçekten hızlı gittiğimi düşünüyorum, ama günümü paylaşmak çok hoşuma gidiyor buralarda napiyim :)
öncelikle belirtmek isterim ki yeni asılan yurt listelerinde adım olmadığından hala krallar gibi 2. yurtta kalıyorum, pek bi mutlu pek bi sevinçliyim hani bu aralar :)
bugün (daha ziyade yine saat itibariyle dün) ders çıkışına biraz renk katalım dedik, iyi de demişiz. hep birlikte olmasakta 8 kafa insan birlikte yemeğe gittik keyifli eğlenceli muhabbetler döndü dolaştı falan. ardından bugün en çok eğlendiğim atraksiyonu yapmış bulunduk. gittik tabu oynadık :)
A: bu mudur yani?
GM: budur abi eğlendim yani diceğin mi var?
tabu oynarken çok farklı anlatımlarda bulunuldu bazen gülme krizlerine girildi masa olarak. oyuna kadar grup 6 kişiye düştü aslen, sonrasında da 5 e düşmek mecburiyetinde kaldık, ama eğlencenin pek azaldığı söylenemez hani yine :) pek bi atraksiyonlu geçiyor kampüs hayatı, herkesi bekleriz efem!
geçenlerde dediydim ya 5 olacak katıldığım topluluk sayısı diye, yalan oldu o. hani iyi ki de olmuş dicem nerdeyse.
A: neden?
GM: sabır bi! :p
bi sebebi ORT ta aktif olmayı düşünmem, ne yaparım orda bilemem de zaman gösterir illa ki. diğer bi sebebi de SAS (Su Altı Sporları) topluluğuna girmiş bulunmam. saat 21,30-22,45 civarlarında antrenmanları vardı bugün, gittim öldüm bittim. ama mutluyum o ayrı. yalnız ben yüzmeyi böyle bilmezdim sevgili okur. hani kendi kendine yüzmüyorsun ki acıkınca çık dışarı bişeyler atıştır, şezlongda (acaba kelimeyi doğru mu yazdım?) biraz kestir. olmuyor öyle, yüz babam yüz. "Kurbağalama 50 m yüzün! düüüüt" gibisinden komutlar havada uçuştu sürekli. zaten bi de ayağıma kramp girdi ki evlere şenlik! neyse ama azimliyim, önce harbi bi yüzücü olup ardından da serbest dalışta ilerleyeceğim.
en hoşuma giden de az önce topluluğun baş kısımlarından bi yerden mail gelmiş olması. "sizi biraz yorduk ancak bu daha ilk antrenmandı, zamanla zamanla, hepiniz çok iyiydiniz" şeklinde motive edici azcıkta yağlı cümleler vardı :) tuttum ettim.
neyse bakalım yazmak ciddi ciddi zorlaştı, kollarım isyan ediyor! hadi iyi geceler okur ( ya da ne zamana okursan işte kendine göre düzenle o kısmı :) )
baş baş...
dipnot: gereksiz yere bi "A" kişisi uydurdum nedeni belirsiz
içerik
kampüs,
sas,
topluluklar
15.10.09
yurttan nağmeler/3
bu konuya düşündüm düşündüm "yurttan nağmeler" başlığı gider mi gitmez mi diye karar veremedim. umarım doğru etmişimdir de etmişimdir gibi geliyor :)
öncelikle az önce öğrenmiş bulunmaktayım ki (ki bu sefer gerçek) pazartesi günü yeni liste asıyorlarmış, postalanıyor muyuz heyecanıyla beklemekteyiz.
gelelim asıl konumuza. sevgili okur burda "dc" adlı bi programda açılmış bi "hub" var, bildiğin p2p yapıyorsun aslen. ancak hızı 17 MB/sn gördüm bir sefer, hani pek bi hızlı. ne indirsem şaşırdım, gözüm döndü karar veremez oldum. normal yollu p2p ye (nasıl yapılmıştır aklım ermez ya vardır bi yolu) öyle bi sınırlama gelmiş ki en çok 1 KB/sn gördüm kendilerinde, dedim dc şart. sonunda böyle oldu işte. diyeceğim şudur ki makul ücretler karşılığında dvd istekleri alınır efendim. (bkz: korsana evet)
ha bir de bilardo öğrenmiş bulunmaktayım. şimdilik "9 top" adlı oyunla sınırlı kalsam da zamanla kendimi geliştireceğim. O'Sullivan ı o kadar izledikten sonra "snooker" öğrenmemek ayıp olur diye düşünmekteyim. rakip aramaktayım, duyurulur! :)
ayrıca öğrenci toplulukları konusunda ilerlemekteyim. şu anda 3 topluluğa üyeyim ki bunlar pazartesi günü 5 e çıkabilir. bakalım kaç tanesine devam söz konusu olacak. kim eğlendirirse ona gidicez artık :)
dipnot: karar verdim de yazarken yazı cidden "yurttan nağmeler" içeriğine uygun oldu, yurt ve kampüs hayatı. güzel karar vermişim kutladım kendimi :)
pek bi kısa oldu sanki ya hadi arayı açmam söz ;)
baş baş...
öncelikle az önce öğrenmiş bulunmaktayım ki (ki bu sefer gerçek) pazartesi günü yeni liste asıyorlarmış, postalanıyor muyuz heyecanıyla beklemekteyiz.
gelelim asıl konumuza. sevgili okur burda "dc" adlı bi programda açılmış bi "hub" var, bildiğin p2p yapıyorsun aslen. ancak hızı 17 MB/sn gördüm bir sefer, hani pek bi hızlı. ne indirsem şaşırdım, gözüm döndü karar veremez oldum. normal yollu p2p ye (nasıl yapılmıştır aklım ermez ya vardır bi yolu) öyle bi sınırlama gelmiş ki en çok 1 KB/sn gördüm kendilerinde, dedim dc şart. sonunda böyle oldu işte. diyeceğim şudur ki makul ücretler karşılığında dvd istekleri alınır efendim. (bkz: korsana evet)
ha bir de bilardo öğrenmiş bulunmaktayım. şimdilik "9 top" adlı oyunla sınırlı kalsam da zamanla kendimi geliştireceğim. O'Sullivan ı o kadar izledikten sonra "snooker" öğrenmemek ayıp olur diye düşünmekteyim. rakip aramaktayım, duyurulur! :)
ayrıca öğrenci toplulukları konusunda ilerlemekteyim. şu anda 3 topluluğa üyeyim ki bunlar pazartesi günü 5 e çıkabilir. bakalım kaç tanesine devam söz konusu olacak. kim eğlendirirse ona gidicez artık :)
dipnot: karar verdim de yazarken yazı cidden "yurttan nağmeler" içeriğine uygun oldu, yurt ve kampüs hayatı. güzel karar vermişim kutladım kendimi :)
pek bi kısa oldu sanki ya hadi arayı açmam söz ;)
baş baş...
7.10.09
yurttan nağmeler/2
şimdi yine bu yazı parça parça dilek şikayet ve anılardan oluşacak. hatta ilerki "yurttan nağmeler" de öyle olur. bi daha uyarı yapmam adam gibi okuyun :p girişlere fazla dikkat etmeyebilirim yani.
öncelikle şikayetten başlamak istiyorum. şikayetim odama internet bağlayabilmiş olmama rağmen dosya aktarım hızının çok yavaş olması. adamlar sınır koymuşlar. en azından bana müdür beyciğimin dediği bu :) dc adlı bi program varmışta onu da henüz tam öğrenebilmiş değilim. indirme konusunda problemlerim var yani.
neyse o zaman geleyim daha güzel şeylere, arkadaşlarla aramız gittikçe hoş oluyor, ortama alışıyoruz ama 2 den kovulmamıza ramak kaldı (geçen sefer kovmadılar bu sefer de cuma gününü bekliyoruz).
aklıma gelmişken hangi yazıdaydı hatırlamıyorum geçiciyiz diye kimliğimiz yok diye serzenişte bulunmuştum. meğersem kimliğimizin arkasına bandrol yapıştırıyormuşlar artık. bu sebepten yazıda belirttiğim gibi geldim özrümü diliyorum.
özür dilerim gerekli mercii. arz ederim...
sevgili okurlarım sonunda çarşının içindeki oyun salonunu keşfetmiş bulunmaktayım, gurur ve onurla bildiririm :) langırta sarmış durumdayız oda arkadaşlarıyla. katılımda bulunmak isteyen arkadaşları aramızda görmek isteriz :D Not: fırfır serbest :D
radyo topluluğunun tanışma toplantısı da eğlenceliydi gayet. sevdim grubu, devam ederim çok büyük ihtimal :)
aklıma gelmişken Paramore da yeni albümlerini yakın bi zamanda yayınlamış bulunmakta. "Careful" "Ignorance" "All I Wanted" ve "The Only Exception" şimdilik favorilerimden, tavsiye ederim.
öğrencilerin ingilizce çalışması için yapılmış bi yerde de asistan olmak için başvuruda bulundum bu arada bugün. dua ediniz lütfen :)
hadi aklıma da bişey gelmiyor başka. daha farklı ve eğlenceli olaylar yaşadığım zaman onları yazarım telafi olmuş olur :)
baş baş...
öncelikle şikayetten başlamak istiyorum. şikayetim odama internet bağlayabilmiş olmama rağmen dosya aktarım hızının çok yavaş olması. adamlar sınır koymuşlar. en azından bana müdür beyciğimin dediği bu :) dc adlı bi program varmışta onu da henüz tam öğrenebilmiş değilim. indirme konusunda problemlerim var yani.
neyse o zaman geleyim daha güzel şeylere, arkadaşlarla aramız gittikçe hoş oluyor, ortama alışıyoruz ama 2 den kovulmamıza ramak kaldı (geçen sefer kovmadılar bu sefer de cuma gününü bekliyoruz).
aklıma gelmişken hangi yazıdaydı hatırlamıyorum geçiciyiz diye kimliğimiz yok diye serzenişte bulunmuştum. meğersem kimliğimizin arkasına bandrol yapıştırıyormuşlar artık. bu sebepten yazıda belirttiğim gibi geldim özrümü diliyorum.
özür dilerim gerekli mercii. arz ederim...
sevgili okurlarım sonunda çarşının içindeki oyun salonunu keşfetmiş bulunmaktayım, gurur ve onurla bildiririm :) langırta sarmış durumdayız oda arkadaşlarıyla. katılımda bulunmak isteyen arkadaşları aramızda görmek isteriz :D Not: fırfır serbest :D
radyo topluluğunun tanışma toplantısı da eğlenceliydi gayet. sevdim grubu, devam ederim çok büyük ihtimal :)
aklıma gelmişken Paramore da yeni albümlerini yakın bi zamanda yayınlamış bulunmakta. "Careful" "Ignorance" "All I Wanted" ve "The Only Exception" şimdilik favorilerimden, tavsiye ederim.
öğrencilerin ingilizce çalışması için yapılmış bi yerde de asistan olmak için başvuruda bulundum bu arada bugün. dua ediniz lütfen :)
hadi aklıma da bişey gelmiyor başka. daha farklı ve eğlenceli olaylar yaşadığım zaman onları yazarım telafi olmuş olur :)
baş baş...
30.9.09
yurttan nağmeler
konumuz başlıktan sanılabileceği üzere TSM vb. bir konuda değildir. öyle zannedipte okumaya başlayanınız varsa bıraksın gitsin :)
sanırım bu da benim seri halindeki yazım olacak sevgili okurlar (en azından bana öyle gelmekte)
neyse belki bildiğiniz belki de bilmediğiniz üzere pazartesi günü yurduma gelip yerleşmiş bulunmaktayım. 2. yurt dediler, asistan yurdudur aslen dediler, kraldır dediler (onlar demesede özelliklere bakınca zaten benim gözümde kral olmuştu). şans bu ya ben de geldim 2. yurda geçici yerleştirme olarak girdim kalıyorum. kısa bi özet yaparsak 4 adet 2 kişilik miniminicik oda yan yana durmakta ve bu 4 odanın birlikte kullandığı mutfak+banyo+wc den oluşan bi alanımız bulunmakta.
neyse gelmişiz yerleşmişiz, tanışıp etmişiz 3. günün sonlarına gelmişiz (yazım tarzım çok mu saçma oldu?) derken az önce öğrendiğimiz bi bilgiye göre hepimizi yarın postalayacakları haberini aldık. hayır hepimiz böyle tanışıp güzelinden bi muhabbet kurmuş olmasak bu kadar üzülmicez de adamlar sağolsunlar yaptılar yapacaklarını. bir de wireless var dediler de nedendir bilinmez yapmam gereken herşeyi yapmama rağmen girememekteyim bu da ayrı bi konu.
neyse böyle serzenişle dolu bir yazı olsun istemiyorum yazı çok fazla (ki ilk başlık fikrim "yurda serzeniş" idi). o yüzden biraz buradaki hayattan bahsedeyim istiyorum.
öncelikle bu 4 odadan 1 tanesinde iş bu ya sınıftan bi arkadaş düşmüş. bi de sadece ikimizin öğleden sonra dersi var, herkes gidiyor biz sessiz sessiz yatıyoruz pek bi keyifli oluyor sabahları :) (oluyordu fikrine alışmam gerekecek sanırım) sonra kahvaltı ders odaya geri dönüş, akşama birlikte ödevleri yapma karşılaşştırma takıldığın yerleri sorma falan, hem eğlenip hem öğrenir olduk, pek bi keyifliyiz anlayacağınız :) gerisi de ilk izlenim olarak iyi insanlar çok şükür.
neyse acaip sıkıcı bir yazı olarak gitmekte olduğunu düşündüğüm için bugün markette duyduğum ve adamı rencide etmemek üzere kendimi gülmemek için zor tuttuğum cümleyi aktaracağım sizlere. de hadi buyrun o zaman:
evet efendim doğru tahmin ettiniz, çıktık markete gittik. alışveriş yaptık bi de üstüne, bak sen bize :p neyse tam dışarı çıkmak üzereyiz, para üstünü bekliyoruz ki bir de ne duyayım. arkadaki bay kasiyer bizim geçtiğimiz kasadaki bayan kasiyere bir adet 50 lik uzatıp "şunu bi parçalar mısın?" demesin mi? :D
dipnot: "yurttan nağmeler" adlı muhtemelen seri olacak yazı dizisi yurtta ve kampüste yaşamış olduğum gerçek olaylardan alıntı olacaktır (belki de arkadaşların yaşadıkları da olur tabi). tüm kahramanlar gerçek hayat ürünüdür :)
sanırım bu da benim seri halindeki yazım olacak sevgili okurlar (en azından bana öyle gelmekte)
neyse belki bildiğiniz belki de bilmediğiniz üzere pazartesi günü yurduma gelip yerleşmiş bulunmaktayım. 2. yurt dediler, asistan yurdudur aslen dediler, kraldır dediler (onlar demesede özelliklere bakınca zaten benim gözümde kral olmuştu). şans bu ya ben de geldim 2. yurda geçici yerleştirme olarak girdim kalıyorum. kısa bi özet yaparsak 4 adet 2 kişilik miniminicik oda yan yana durmakta ve bu 4 odanın birlikte kullandığı mutfak+banyo+wc den oluşan bi alanımız bulunmakta.
neyse gelmişiz yerleşmişiz, tanışıp etmişiz 3. günün sonlarına gelmişiz (yazım tarzım çok mu saçma oldu?) derken az önce öğrendiğimiz bi bilgiye göre hepimizi yarın postalayacakları haberini aldık. hayır hepimiz böyle tanışıp güzelinden bi muhabbet kurmuş olmasak bu kadar üzülmicez de adamlar sağolsunlar yaptılar yapacaklarını. bir de wireless var dediler de nedendir bilinmez yapmam gereken herşeyi yapmama rağmen girememekteyim bu da ayrı bi konu.
neyse böyle serzenişle dolu bir yazı olsun istemiyorum yazı çok fazla (ki ilk başlık fikrim "yurda serzeniş" idi). o yüzden biraz buradaki hayattan bahsedeyim istiyorum.
öncelikle bu 4 odadan 1 tanesinde iş bu ya sınıftan bi arkadaş düşmüş. bi de sadece ikimizin öğleden sonra dersi var, herkes gidiyor biz sessiz sessiz yatıyoruz pek bi keyifli oluyor sabahları :) (oluyordu fikrine alışmam gerekecek sanırım) sonra kahvaltı ders odaya geri dönüş, akşama birlikte ödevleri yapma karşılaşştırma takıldığın yerleri sorma falan, hem eğlenip hem öğrenir olduk, pek bi keyifliyiz anlayacağınız :) gerisi de ilk izlenim olarak iyi insanlar çok şükür.
neyse acaip sıkıcı bir yazı olarak gitmekte olduğunu düşündüğüm için bugün markette duyduğum ve adamı rencide etmemek üzere kendimi gülmemek için zor tuttuğum cümleyi aktaracağım sizlere. de hadi buyrun o zaman:
evet efendim doğru tahmin ettiniz, çıktık markete gittik. alışveriş yaptık bi de üstüne, bak sen bize :p neyse tam dışarı çıkmak üzereyiz, para üstünü bekliyoruz ki bir de ne duyayım. arkadaki bay kasiyer bizim geçtiğimiz kasadaki bayan kasiyere bir adet 50 lik uzatıp "şunu bi parçalar mısın?" demesin mi? :D
dipnot: "yurttan nağmeler" adlı muhtemelen seri olacak yazı dizisi yurtta ve kampüste yaşamış olduğum gerçek olaylardan alıntı olacaktır (belki de arkadaşların yaşadıkları da olur tabi). tüm kahramanlar gerçek hayat ürünüdür :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)