sağolmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağolmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.11.10

o değil de..

o değil de fark ettim ki blog nasıl yazılır unutmuşum!

bi dedim hazır imkan varken birazcık oturayım şu internetin başına, bloga da bakarım hem falan dedim. çok özletmişimdir belki kendimi gibi düşünceler geçti kafamdan. ancak sonra bi baktım nasıl başlasam yazıya, neyi övüp neye atarlansam bilemedim. ancak sanırım atarlanacaım ilk şey bilgisayarımı hala göndermemiş olan yer*

tahminerimce hafta içinde gelmesi lazım bilgisayarımın ama önce birkaç arama yapmam lazım tabi.

o değil de şu sıralar çok yoğunum ben okur. inanmazsın. bayram olmasaydı eğer üst üste 7 hafta sonu sınavım olacaktı. aralardaki ufak quizlerden falan bahsetmiyorum tabi hiç. öyle de yoğunum anlayacağın.

aralık ayının bi son hafta sonunda boş kalacaktım, onu da canları sağolsun, feda olsun diyerek SAS'ın geleneksel su altı hokeyi turnuvasına adıyorum. ayrıca Sait adlı arkadaş gelecek Erzurum'dan. onu da ağarlamaya çalışacağız bakalım.

o değil de ağarlamak mı yoksa ağırlamak mı? ikisi de saçma gibi geliyor zaten de neyse.

aha! aklıma atarlanacak bir şey geldi!

14 ü sabahında 9:45te uçuşum vardı benim Kars'a doğru. bir güzel sabahtan kalkıp saat tam 9:00 da check-in yaptırmak üzere havaalanındaydım. ancak bana dediler ki: "sizin uçuşunuz saat 9daydı." "siz neden geç geldiniz?" "kalktı o uçak!" inanmazsın, bu 3 cümle kafamda yankılandı böyle birkaç saniye boyunca. filmlerde olur ya ondan oldu. sonra bi sinir stres satış ofisine gittim. normal koşullarda acentadan bilet aldığım için acentanın bana haber vermesi gerektiğini söylediler. ancak çok şükür ki ekstra ücret talep etmeden beni akşam saat 17:30 daki ek uçuşa yerleştirdiler.

tabi bu daha büyük bir sorun teşkil ediyordu. saat 9 dan akşam 17:30a kadar havaalanında geçirmem gereken saatlerim vardı artık. son derece sinirli bir şekilde geçen 2 saat ardından sakinleşip bi önceki gün Hilal'den almış olduğum Jodi Picoult adlı yazarın Taş Kağıt Makas adlı şahane romanını bitirdim gün içerisinde... işte böyle stresli başladım bayrama...

ertesi gün de yola çıktık Erzurum'a diye. sonra onun bi ertesi günü Mersinde bulduk kendimizi. öyle de ilginciz evet. ama çok eğlendim doğrusu. en güzel bayramdı hatta şimdiye kadarki..

o değil de havaalanında burger king de kazıkçıymış! normal fiyatın yaklaşık olarak 2,5 katına satıyorlar her şeyi. bilin. mağdur olmayın sonra!

Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1 de gayet güzel olmuş.

son olarak geçen pazartesi de Birce adlı dostun doğum günüydü. bir de burdan tekrardan kutlayalım. kutlu ola! :)

o değil de kısa sürede görüşmek dileğiyle...

*tam olarak nerede olduğunu bilmemekteyim

15.9.10

tatil içinde tatile çıkmak/2

yine yüzsüzlük yaptım evet. kabul ediyorum. bi tatilin içinde en az bi defa daha tatile çıkmadan duramıyorum ben. son 2 yıldır böyle oldu bu durum. sonum hayrola diyelim.

pazartesi günü kalktım ben sabah erkenden okur. Erzurum'a doğru yola çıktım. eski dostları görmek düşüncesiyle beraber böyle bir karar aldım ve bayramın hemen sonrasında da gerçeğe dönüştürdüm bunu. Burak orda değildi ne yazık ki ancak Sait, Ayşegül, Asena, Merve ve Nurbanu'yu gördüm geldim.

pazartesi sabahı zaten erken kalkmış olmanın verdiği o kendini çok salak hissetme durumu yetmiyordu bana, bir de otobüsümsü araçta bolca sinir stres yaşadım ben. öncelikle saat 8 arabası tamı tamına 40 (KIRK) dakika geç kalktı. bi ara dedim ki bu vasıta acaba bataklıktan falan yeni mi çıkartıldı ki dedim. saymaya kalkmadım ama en az 20 adet sinek olduğundan eminim içerde. zaten ilerleyen vakitlerde de sayıları ikiyi bulan (ki bu benim için önemli derecede büyük bir sayı) arılar benim dibimdeki camı ziyaret etmeye karar verdiler. zaten böcekleri sevmeyen ben bir de hayatı boyunca arı tarafından sokulmamış olunca, hayli korku dolu dakikalar yaşadım. bir tanesini kitabımın (kültürlüyüm diyorum, altta mesaj var bakın) ayracıyla o arılardan bir tanesini itekledim. hala daha ses duyunca acaba o arı geri mi geldi diye korkuyorum hafiften...

bi ara da bi kadın bindi vasıtaya, bi ufak bi de büyük oğluyla beraber. baktı benim yanım boş, yan sıramdaki adamın da yanı boş. sonra sanırım bir daha baktı ve benden korktu, gitti yan sıradakinden benim yanıma geçmesini istedi. kadın da haklı bi yerde, uzun saçlı garip bi erkek, boynunda akrep kolyesi falan. belki de onu yiyeceğimden korktu. tabi ben bu korkuyu sezince kendimden şüphe etmeye başladım. acaba yer miyim ki diye korkmadım değil yani. sonra tam bu fikri kafamdan atacakken önümde bir kadın oturduğunu fark ettim. Allahım nasıl korktum nasıl korktum anlatamam, bi ara dedim yiyorum kesin. belki bi ısırık almışımdır. emin değilim :/ ama onun dışında normal besleniyorum yani. korkmayın...

iner inmez gittim kalacağım yere kaydımı yaptırdım sonra büyük bir sevinçle Saitle buluştuk, ardından bir süre sonra da Merve bize katıldı. bu sırada eski sınıfımdan da bolca kişi gördüm, özlemişim dedim ben buraları. ondan sonra bi baktık ki Merve eğer bi yere gideceksek arabayla gitmek zorundayız dedi. babasının arabasını almış meğersem. ehliyeti varmış. vay be dedim sonra. ilk kez bi yaşıtımın sürdüğü arabaya biniyorum. harbi çok ilginç geldi ama. demek ki dedim, biz büyümüşüz...

ancak daha sonra içime çok oturan (bkz: çok oturmak) bir durumla karşı karşıya kaldık. adamın biri sen kalk, koskoca Range Rover'ı git duvara doğru park edilmesi gereken park alanında duvara paralel park et. hala üzülüyorum. acaba o satıcı bu adamın böyle yapacağını bilse satar mıydı diye soruyorum kendime. arabanın dili olsa nasıl söver bu sahibe bunu soruyorum. çok acıydı yani okur, anlatamam...

sonra da the expendables adlı filmi izledik. o kadar ayarlı bir şekilde geç girdik ki filme, tam izleyici kitlesinin gösterildiği yerde girmişiz. hiç reklam izlemeden izledik diye filmin güzelliği böyle on yirmi kat falan arttı yani. sağlam kadroluydu film de Arnold amca biraz daha oynayabilirdi bence. kısmet tabi...

ha size hııı amcadan bahsetmem lazım bir de. oda arkadaşım Mehmet Ali Birand'ın birazcık farklı modeliydi. ııııı diye takılmıyordu, ancak ben konuşurken her daim hııı diye takılıyordu. çok ilginçti...

ertesi gün de Ayşegül, Asena ve Nurbanu'yla buluştuk. Sait zaten 3 günümün ortak elemanıydı. hepsini kapsadı sağolsun. bolca muhabbet ettik. sonra gittik koskocaman bi pizza yedik. Ayşegül bana zorla kenarlarını da yedirtti. bunu unutmadım bak, okulda çekeceksin. burayı muhtemelen okumayacağını bildiğimden burdan uyarıyorum, demedi deme! :)

sonra bi masa hokeyi oynamışız. akıllara ziyan. Ayşegül, Asena'yı sakatladı falan. o derece bi oyundu. zaten takımlar o kadar sık değişti ki 4 maçın da bir kazanan takımı yok yani. çok çok güzeldi ama...

o gün akşam da İkea'nın yeni reklamının çok hoş olduğu gözlerimden kaçmadı. herkesin hah ve hıh sesleri çıkardığı reklam hani.

bugün de sabahtan Saitle kahvaltı yaptık, gezdik tozduk derken yine sonunda o aynı vasıtaya bindiğim bir yolculukla buraya geri geldim. bu sefer de vasıtada aslında tek kişilik yer olmasına rağmen muavinlerin uğraşarak 2 kişilik bayan yeri yapma çabalarına şahit oldum. böylece hem o iki bayan hem de yanlarındaki iki bay vasıtaya binecekti muavinlerce. çok şükür binmediler ve son derece yavaş bir şekilde evime geldim... sağolsunlar ki canımla eş değer derecede sevdiğim kulaklıklarım yanımdaydı...

kısacası yolculuk kısımları hariç pek güzel bir tatil yaptım okur. bence sen de yap. kalk git eskilerden birilerini gör gel. çok hoş. öyle yani...

şimdilik baş baş... inşallah kısa süre sonra görüşmek üzere...

2.11.09

İstanbul

eveeet sevgili okuyan insan. kısa süreli bir tatilin ardından tekrar sizlerleyim. internete pek bi az girebildim tatilde çünkü halamlara gitmiş bulundum teee İstanbul'lara kadar gitmişkende tüm vaktimi internet başında geçirmedim taktir edilecektir ki :)

neyse bakalım sağolsun derslerimiz öğleden sonra olduğu için ve resmi bayram öncesi yarım gün olduğundan bizim dersler çarşambadan kaynayıverdi, cuma gününüde okulumuz sağolsun tatil etti bize. e biz de ne yaptık efendim? baktık ki "tatiiiiil" var, yurt ortamındaki her insan ailesinin yanına gitti. tabi burda ben istisna durumuna düşmüş bulundum. evim pek bi uzak olduğu için (sağolması gereken merciye de burdan sağolsun diyorum!) daha yakın bir nokta olan İstanbul'da geçirdim tatilimi.

yine girişi çok uzattım, benden yazar olmaz değil mi ama? adam akıllı konu olmayınca düzgün olmuyor ne yapayım :)

öncelikle bu tatilin benim için faydalı geçen kısımlarından bahsetmek istiyorum :) yalnız başına kalmakta olan erkek öğrenci olarak işime yarayabilecek küçük küçük şeyler öğretti halam. daha ziyade bildiğim şeyler konusunda tekrar bi gösterip pratik yaptırttı bana. tişörtlere ütü basıp düzgünce dolaba kaldırmaktan tutun bisküvili pudingli pasta yapımına kadar pek çok şey öğrendim :) artık tatlı niyetine birşeyler yapabilmekteyim sevgili okur. ancak bana tuzlu yemekleri yapacak birisi hala gerekmekte :)

tatilin hafiften sıkıcı olmasına sebep olan hava koşulları vardı bir de. benim gitmemle bozması bir olan havalar evden sadece 3 kere çıkamıza olanak sağladılar. ancak evde yeterince şen şakraktı :) halamlar müstakbel ebeveynler olarak benim üzerimde kendilerini denediler. bakalım çocuklara -ki burda beni cidden çocuk niyetine kullandılar diyebilirim :)- laf geçirebiliyor muyuz? şeklindeki meraklarını giderdiler. tabi benim üzerimde haliyle biraz zor oldu :) neyse ama onların beni eğittiği kadar ben de onları eğitmiş oldum :p

bu yazı çok daha fazla uzamadan 2 minik 1 azıcık büyük konudan bahsedip kapatacağım, korkma az kaldı :)

İstanbul'da pek çok arkadaş olduğundan ve çoğunluğunun nerde oturduğu hakkında fikrim olmadığından dolayı kimseyi arayamadım, ancak güzel dost Gamze'yle 3 saatliğinede olsa buluşma imkanı yakaladık. diğer arayıp görüşemediğim arkadaşlardan ufağından bi özür diliyorum, affeyleyin beni.

2 minik olaydan 1 tanesi:

Gamze'yle buluşmaya giderken, dolmuşçu amcanın bizden trafiğin ortasında yan dolmuşa geçmemizi istemesiydi. pek bi şaşırıp kornalar arasında öndeki dolmuşa zıpladık hepimiz yolcu tayfası olarak.

2. olay:

halamlara geri dönüş yolunda dün liseli gençler muhabbet ediyordu. ben lisemi özledim, bunu fark etmiş durumdayım :)

neyse hadi yine uzattım bol bol gereksizinden :) esen kal okurcan :)

baş baş...

dipnot 1: başlık konusunda yine harikayım(!)

dipnot 2: çarşamba günü de Adam Fawer gelecekmiş imza almak isteyenler bana ulaşıversin :)

24.9.09

Boşluk/2

başlık bile bulamadım, eski konulardan birinin başlığını aldım ya başa hadi hayırlısı

<--------------------------------------------------------------------------------->

neyse efendim böyle ayın bi başında bi sonunda yazar oldum, ama blog u unuttuğumdan sizleri unuttuğumdan değil hani yanlış anlaşılmaya. konu bulamıyorum arkadaş. o yüzden "Boşluk/2" iyi bi başlık olmuş bile olabilir hani. neyse bakalım yine bu eski konularımdan birine benzeyebilir zira bana öyle olacakmış gibi geliyor

neyse bizim okulumuz sağolsun biz hazırlıklara ilkokul yahut lise muamelesi yapıp bizim derslerimizi bugün başlatmış bulunmakta, gittik bugün (bilmeyenler için inter oldum) sınıfımıza oturduk bekledik hocamız gelsin. tatlı böyle hafif deli bi kadın gibi görünüyordu, hoşuma gitti. ancak deneyimlerime dayanarak "kızdırılmaması gereken" bir insan olduğunu söyleyebilirim sanırım. yarın da ilk quiz imizi yapacakmış bize sağolsun (herkes sağoluyor ya hayırlısı) zaten yazı yazmakta tekrar zorlandım bugün ya ona da hayırlısı bakalım :)

ayrıca yine gittim bugün yurda kaydımı yaptırdım, ancak az önce birşey fark etmiş bulunmaktayım ki bana gerçekten geçici muamelesi yapıyorlar (ya da bilgi eksikliğimden öyle geliyor). çünkü bizlere yurt kimliği verilmesi gerektiği konusunda güçlü hislerim var :) ancak adımın karşısına bi geçici yazıldı diye adamlar bi kimlik bile vermediler, yazıklar olsun size. kınadım :p (ha bu sözlerim daha sonra ağzıma tıkılabilir mi tıkılabilir gelir özrümüzü de dileriz :) ) ayrıcaaa, yemek dersleri alınır! arz ederim.

ayrıca sizlere tavsiye, uzaklarda akrabalarınız varsa bayramlarda falan gittiğinizde sürprizlere hazırlıklı olun kimin geleceği hiç belli olmuyor. sülale bi araya geldi nerdeyse bu bayram güzel de oldu. hatta siz de gidin sürpriz yapın zira sürpriz yapan daha güzel karşılanıyor, ertesi gün istediği her türlü yemek yapılıyor vs :) keyifli oluyor yani :)

kendisine ait portatif pc sahiplerine de burdan sesleniyorum ve diyorum ki tatile giderken eğer benim gibi sürekli pc başında oturanlardansanız illa ki bişey yapın alın pc nizi yanınıza. sonra gereksiz bi özlem oluyor "ama bilemedim ben onuuu :(" şeklinde neden almadığınız konusunda sızlanabiliyorsunuz, deneyimlerimden bunları da iletirim :)

sizlere söz de vereyim (umarım boş çıkmaz) yurt ortamına girdiğimde daha da çok yazacağım yazı. böyle diyorum çünkü konu olarak oralarda sıkılacağımı zannetmiyorum. yeni insanlar, eğlence, gırgır, şamata, haydi eller havaya, hoppaaaaa, vs. vs. lerden pek çok yazacak şey çıkacağına inanıyorum :)

dipnot: illa yeni cümleye başlarken "shift" adlı tuşa basmaktan sıkılmış olacağım ki büyük harfleri fark edeceğiniz üzere yazılarımdan kaldırmış bulunmaktayım. arz ederim!

kendime not: paragraf girişlerini biraz daha düzgün yap be adam!

baş baş... :)