tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.2.11

bir İstanbul şeysi

valla neysi oldu bilmiyorum bu sefer. ne tatildi ne gezelim görelimli bi atraksiyondu. hem hepsi hem hiç biriydi bu kez İstanbul gezmem. zaten piyangodan çıkar gibi çıkıverdi. yoksa İzmirde geçecekti tatilin 2 haftalık kısmısı. ama iyi ki de böyle oldu. güzel insanlar gördüm. mutlu oldum. mutlu olduk hep beraber

meğerse Kıbrıstan en sevdiğim insan Begüm buralardaymış. 2 haftanın tamamı gibi piyangodan çıkmış bir şekilde onu da gördüm. gezdik ettik. eğlendik bolca. sonra onunla birlikte Sena'yı da gördüm. bizi Moda taraflarında gezdirdi. hoş, iki kızla alışveriş cenneti tarzı bir yerde bulunmak biraz zordu ama sevdim ben yine

sonra dün de karşı tarafı gezdim. avrupa oluyor kendileri. Murat ve Ahmet gezdirdi beni oralarda, öğreneyim diye yardımcı oldular. sonra bolca muhabbet falan zaten. daha ne ister ki bi insan

onun dışında ailemle gezdik biraz da. kalktık Dolmabahçe Sarayını gördük mesela. nasıl mükemmel anlatamam sizlere. böyle kocaman bi zaman dilimim olsa da gidip bütün sarayları saatlerce gezebilsem keşke dedim. saatlerce anlatsa birileri "bu odanın özelliği bu odanın tabanındaki ahşap kaplamada hiç çivi kullanılmamış olması" gibi özellikler saysa

ha bir de piyanoya başlar gibi oldum ben. size biraz çalabilirim. ama çok az

kısacası eğlendik öğrendik, eskileri yad edip hüzünlendik, bitti yine tatil. ha tam olarak bitmedi tabi. daha çok var ders başlangıcına. o zamana kadar da Antalya Kaş'ta serbest dalış yapıyor olacağım (tüpsüz, evet) çok da heyecanlıyım SASla yapılacak bu aktivite için. sonrasında da caanım Ankaraya geri dönüş, nedendir bilinmez hiç beklemezken bu kadar çok özlenen insanları tekrar görmek ayrı bi mutluluk olacak

ben bi de bi şey fark ettim. bence paragrafın sonuna bi noktalama işareti koyunca çirkin görünüyor. sevmedim. o yüzden artık son cümlelere yok nokta ünlem falan. bu da böyle biline. bi gülerim belki ama en sonda :)

son olarak da demeden geçemeyeceğim. ben de msa gibi güzel güzel, sanatsal yazılar yazabilmek istiyorum. mesela girin en son yazısını okuyun. gerçekten çok acayip

esen kal :)

15.9.10

tatil içinde tatile çıkmak/2

yine yüzsüzlük yaptım evet. kabul ediyorum. bi tatilin içinde en az bi defa daha tatile çıkmadan duramıyorum ben. son 2 yıldır böyle oldu bu durum. sonum hayrola diyelim.

pazartesi günü kalktım ben sabah erkenden okur. Erzurum'a doğru yola çıktım. eski dostları görmek düşüncesiyle beraber böyle bir karar aldım ve bayramın hemen sonrasında da gerçeğe dönüştürdüm bunu. Burak orda değildi ne yazık ki ancak Sait, Ayşegül, Asena, Merve ve Nurbanu'yu gördüm geldim.

pazartesi sabahı zaten erken kalkmış olmanın verdiği o kendini çok salak hissetme durumu yetmiyordu bana, bir de otobüsümsü araçta bolca sinir stres yaşadım ben. öncelikle saat 8 arabası tamı tamına 40 (KIRK) dakika geç kalktı. bi ara dedim ki bu vasıta acaba bataklıktan falan yeni mi çıkartıldı ki dedim. saymaya kalkmadım ama en az 20 adet sinek olduğundan eminim içerde. zaten ilerleyen vakitlerde de sayıları ikiyi bulan (ki bu benim için önemli derecede büyük bir sayı) arılar benim dibimdeki camı ziyaret etmeye karar verdiler. zaten böcekleri sevmeyen ben bir de hayatı boyunca arı tarafından sokulmamış olunca, hayli korku dolu dakikalar yaşadım. bir tanesini kitabımın (kültürlüyüm diyorum, altta mesaj var bakın) ayracıyla o arılardan bir tanesini itekledim. hala daha ses duyunca acaba o arı geri mi geldi diye korkuyorum hafiften...

bi ara da bi kadın bindi vasıtaya, bi ufak bi de büyük oğluyla beraber. baktı benim yanım boş, yan sıramdaki adamın da yanı boş. sonra sanırım bir daha baktı ve benden korktu, gitti yan sıradakinden benim yanıma geçmesini istedi. kadın da haklı bi yerde, uzun saçlı garip bi erkek, boynunda akrep kolyesi falan. belki de onu yiyeceğimden korktu. tabi ben bu korkuyu sezince kendimden şüphe etmeye başladım. acaba yer miyim ki diye korkmadım değil yani. sonra tam bu fikri kafamdan atacakken önümde bir kadın oturduğunu fark ettim. Allahım nasıl korktum nasıl korktum anlatamam, bi ara dedim yiyorum kesin. belki bi ısırık almışımdır. emin değilim :/ ama onun dışında normal besleniyorum yani. korkmayın...

iner inmez gittim kalacağım yere kaydımı yaptırdım sonra büyük bir sevinçle Saitle buluştuk, ardından bir süre sonra da Merve bize katıldı. bu sırada eski sınıfımdan da bolca kişi gördüm, özlemişim dedim ben buraları. ondan sonra bi baktık ki Merve eğer bi yere gideceksek arabayla gitmek zorundayız dedi. babasının arabasını almış meğersem. ehliyeti varmış. vay be dedim sonra. ilk kez bi yaşıtımın sürdüğü arabaya biniyorum. harbi çok ilginç geldi ama. demek ki dedim, biz büyümüşüz...

ancak daha sonra içime çok oturan (bkz: çok oturmak) bir durumla karşı karşıya kaldık. adamın biri sen kalk, koskoca Range Rover'ı git duvara doğru park edilmesi gereken park alanında duvara paralel park et. hala üzülüyorum. acaba o satıcı bu adamın böyle yapacağını bilse satar mıydı diye soruyorum kendime. arabanın dili olsa nasıl söver bu sahibe bunu soruyorum. çok acıydı yani okur, anlatamam...

sonra da the expendables adlı filmi izledik. o kadar ayarlı bir şekilde geç girdik ki filme, tam izleyici kitlesinin gösterildiği yerde girmişiz. hiç reklam izlemeden izledik diye filmin güzelliği böyle on yirmi kat falan arttı yani. sağlam kadroluydu film de Arnold amca biraz daha oynayabilirdi bence. kısmet tabi...

ha size hııı amcadan bahsetmem lazım bir de. oda arkadaşım Mehmet Ali Birand'ın birazcık farklı modeliydi. ııııı diye takılmıyordu, ancak ben konuşurken her daim hııı diye takılıyordu. çok ilginçti...

ertesi gün de Ayşegül, Asena ve Nurbanu'yla buluştuk. Sait zaten 3 günümün ortak elemanıydı. hepsini kapsadı sağolsun. bolca muhabbet ettik. sonra gittik koskocaman bi pizza yedik. Ayşegül bana zorla kenarlarını da yedirtti. bunu unutmadım bak, okulda çekeceksin. burayı muhtemelen okumayacağını bildiğimden burdan uyarıyorum, demedi deme! :)

sonra bi masa hokeyi oynamışız. akıllara ziyan. Ayşegül, Asena'yı sakatladı falan. o derece bi oyundu. zaten takımlar o kadar sık değişti ki 4 maçın da bir kazanan takımı yok yani. çok çok güzeldi ama...

o gün akşam da İkea'nın yeni reklamının çok hoş olduğu gözlerimden kaçmadı. herkesin hah ve hıh sesleri çıkardığı reklam hani.

bugün de sabahtan Saitle kahvaltı yaptık, gezdik tozduk derken yine sonunda o aynı vasıtaya bindiğim bir yolculukla buraya geri geldim. bu sefer de vasıtada aslında tek kişilik yer olmasına rağmen muavinlerin uğraşarak 2 kişilik bayan yeri yapma çabalarına şahit oldum. böylece hem o iki bayan hem de yanlarındaki iki bay vasıtaya binecekti muavinlerce. çok şükür binmediler ve son derece yavaş bir şekilde evime geldim... sağolsunlar ki canımla eş değer derecede sevdiğim kulaklıklarım yanımdaydı...

kısacası yolculuk kısımları hariç pek güzel bir tatil yaptım okur. bence sen de yap. kalk git eskilerden birilerini gör gel. çok hoş. öyle yani...

şimdilik baş baş... inşallah kısa süre sonra görüşmek üzere...

17.8.10

tatilin uzatmaları

ben sanırım buldum bu ara neden yazmadığımı yine. beyle uzuun uzun aralar vermemin sebebi yazları yazı yazmak için gerekli mecali bulamamaktan kaynaklanıyor sanırsam.

tatilin uzatmalarını oynayarak hiç tanıdığım insan olmayan şehir Kars yerine eğlenebildiğim şehir olan Mersinde kaldım ben 2 haftalık uzatma süresi eklettim kendime. tabi her şeyin bi - yanı vardır. bkz: -->

karikatürle o bkz kısmını pek uydurtamadım kusuruma bakmayın.

sanırım 2 gece önceydi sevgili okur. modifiyeli fayton gördüm. cidden böyle adam mavi sanırım adı neon olan ışıklandırma yaptırmış faytonuna. bir de ses sistemimsi bir şey çekmiş arkaya. gecenin 1 ine doğru kokoreççinin önünden dans müziği çalarak gösteri yaptı adam. aynen böyle mikemmel araçlarıyla hava atan garip gençler gibi hava atma çabası içerisindeydi kendisi. en azından biz öyle gördük tabi. günahını da almamak gerek.

hee bakın ne diyeceğim size. efsanevi dizi Lost'u bitirdim, harbi de sağlamdı doğrusu. ancak şimdi Supernatural'a başlamış durumdayım ve çok çok güzel giden bir dizi bence. tam benlik. fantastik yaratıklar, şeytan iblis öldürmeler falan. oyy, en iyisi yazdıktan sonra bir bölüm izlemek...

inception da sağlam izlenilesi bi film hani...

sinema uğruna gecenin 1 i civarında da sokaklarda olmak ilginç bir deneyim. tavsiye edilir şiddetle ;)

son olarak bu sıcaklarla boğuşmak durumunda olan herkeslere sabırlar diliyorum. ve hayırlı ramazanlar diyerek son bir karikatürle yazımı kapatıyorum. baş baaaş :)

18.7.10

gecikmeli İstanbul hikayeleri

okur. gecikmeli istanbul hikayesi ne lan? diyorsun, duyuyorum. her türlü yazmayı aksatmış olduğum için kızgınsın bana. ancak telafi ederim bak. karar verdim. internet başına nerdeyse her oturduğumda başına ekşiyeceğim senin tekrardan. here it comes:

tabi benim tatil başladı tee haziran 22 de. sınavımı oldum bittim, prof var ya hani çok öğrencinin çok korktuğu. o işte. girdim çıktım anlımın akıyla da geçtim vesselam.

neysem, sonra gittik İstanbul'a 1,5 hafta kadar kaldık da sağlam kaldık harbi. neler yapmadık neler yapmadık. hele ki sonisphere adlı bir kısmısı var ki onun yazısı bundan sonra gelecek. dıbıdıbıdımmmm

İstanbul görmeyeli kalabalıklaşmış. önce bunu fark ettim. çok sessiz sakin bir şehir idi oysa ki orası(!) ilk günler evin içinde oturmakla geçti hep. ancak öyle güzel bir ilgi odağımız vardı ki (40K kere maşallah) hiç sıkılmadık. minik kuzenim Rüya hanımla geçti bir süre vaktimiz.

arkasından bir baktık ki olmuş hafta sonu. e dedik haydi "karşı"daki eski aile dostlarını görmeye gidelim. gittik, mükemmel sanat ürünleriyle dolu caddelerde gezindik. Sultanahmet olsun, Ayasofya olsun, Topkapı olsun. off. anlatırken böyle bi tekrardan aşık oluverdim güzelliklerine. keşke her birinin içini gezebilecek vaktimiz de bulunsaydı doya doya. ancak onlar yerine Yerebatan Sarnıcını gezdik. gezerken pek bir esprisi yokmuş gibi gelse de koca sarnıç lan. düşünsene koca saray ve daha fazlası ordan su içiyordu. içindeki Medusa başlarının da hikayesini öğrenmenizi tavsiye ederim. bkz: Medusa ->

arkasından gelen pazar günü inönü stadyumunda İstanbul inledi dostlar...

daha sonrasında Kıbrıstan eski bir dost olan ms ile buluştuk ettik, pek güzel bir gündü doğrusu. üzerine hışımla yürüdüğümüz deniz kenarındaki masaya bir teyzemizin koşa koşa oturması ve bize "aaa münasabetsiz!" muamelesi yapması hatırımdan çıkmayacak bir olaydır artık.

tatilin 2 günü de turist moduyla adalarda geçti. Büyükada ve Heybeliadada. kapri, t-shitrt, sırt çantası, şapka ve fotoğraf makinesi 5lemesiyle adalarda gezindim. Heybeliadada kaldığımız odanın manzarası dillere destandı. 2 saat boyunca müzik dinleyerek sıkılmadan izledim o manzarayı. olsa da gitsek...

gitmeden 1 gün öncesinde ise başka bir can dost Murat ile buluştuk. bana o sıkışık zamanında ayırmayı başarabildiği 2 saati için teşekkürlerimi sunuyorum.

İstanbul güzel şehir arkadaş, hiç bir zaman güzel değil demedim. her yaz 1 hafta gezsem, ömrümün sonuna kadar kesin bitirmiş olurum herhalde.

tabi ki bu kadar anlatılan güzellikler sadece yazıyla kalmayacaklar. yaz tatilim sonunda gelecek albümde seyretmek gibi bir lüksünüz de olacak. evet. her platformdan yayınlayacağım tatilimi yüzsüz yüzsüz (muhuhohğahhğah)

sonisphere yazısında görüşmek üzere.

dipnot: hağ bir de sadece sana özel olarak temamı değiştirdim. yeni bir Gökhan olarak bul istedim beni.

7.2.10

Boşluk/3

evet okur, gecenin bu vaktinde galeyana geldim yazı yazmak için. ilgincim bence de

öncelikli konu olarak sizlerden birşey istiyorum. bu aralar böyle eğlenceli hoş müzikler dinleyesim var ama rock değil. rock olsa da sert değil. böyle hoş şeyler işte anlayın. dinleyip dinleyip mutlu olayım gibi. bekliyorum tavsiyelerinizi

fark ettim de şu facebook denen yaratık bizim (gerçekçi olun şimdi yazılarımı okuyanların %99.9 u facebook hesabına sahip) hayatımızı yiyip bitiriyor. boş zamanımın %80 i facebookta geçiyor neredeyse. poker oynuyorum bejeweled blitz oynuyorum. ilginç oyunlar. sardıkça sarıyor. bırakın lan yakamı. hep Mark'ın suçu bunlar!!

evimi %1000 özlemiş olmama rağmen ilginçtir yurdu özledim arkadaş. ilginç midir ya da biri bişey desin kendimi garip hissetmeyeyim. ikinci dönem olsun bahar olsun istiyorum. şenlikler konserler bekleyin az kaldı

yurt demişken, ah ulan kaçırdım şu kış kampını sas'ın ya benden pişmanı yok. tamam ailemle daha çok vakit geçirdim, hatta gittim bi de ekstradan Erzurum'daki arkadaşları gördüm gayette mutluyum tabi ki ama sas insanları kamp resimlerini internete yükleyince ben yine sık sık "ah Gökhan aaah" derken buldum kendimi

bu sefer hayli kısa bi yazı oldu, zaten birden yazasım geldi de yazdım dediğim gibi. madem öyle sizlere birkaç adet şarkı tavsiye edeyim de öyle gideyim. kuzen sayesinde edindim çoğunu:

Pink - Sober
Pink - Funhouse
Gogol Bordello - Dub The Frequencies Of Love
Katerine - Ayo Technology (her söyleyen güzel söylemiş nerdeyse bu şarkıyı ya neyse)
Keane - Somewhere Only We Know (çat diye favorim oldu şu anda bu şarkı)
Lady Gaga - Poker Face (dinlemeyen kalmamıştır herhalde ya olsun)

şu başlarda bahsettiğim hoş şarkılar bunlar gibi olsa mükemmel olur hani, şimdiden teşekkürler ciddiye alıp tavsiye verenler :)

haa bi de Candan Erçetin - Bahar ne tatlı söylemişsin, ne güzel şarkı o öyle.

düzgün bi konu bulup adam gibi bi yazı yazana ( ya da tekrar estiripte kısa bi yazı yazana ) kadar baş baş...

kendime not: boşluğu da bildiğin seri yaptın ya hadi hayırlısı..

1.2.10

tatil içinde tatile çıkmak

evet sevgili okur. bunu yapacağım. yaparım bunu ben. (birisine aitti o ikisinden birisi, her kim ise selamlar olsun ona) duyar gibiyim sanki "yeter be insan. okurken bi dünya gezdiğin yetmiyor muydu daha nereye gidiyorsun?" şeklinde serzenişler. ki bunu yapanların bir kısmı üst sınıflardan hatta ailemden insanlar. "ben görürüm seni seneye keh keh" şeklinde bi tehditlerle karşı karşıyayım.

neyse işin özü yarın Erzurum yolcusuyum. çok çok görmek istediğim 5 adet insanla konuştum, onun dışında çok çok beni görmek isteyen varsa Erzurum okuyucularımdan (ya da Erzurum okuyucum varsa mı demeliydim?) telefonumu biliyorlardır muhtemelen.

tatilimden biraz bahsedesim var sizlere. bilindiği üzere evime yeni gelmiş bulunmaktayım. sarıldık koklaştık özlemlerimizi giderdik ailemle. yatağımla da yaptım aynısını. doya doya uyuduk beraber. artık kaçıncı yılları olduğunu bilmediğim canım ayıcıklı nevresimlerimle hasret giderdik.

buraya gelirken ayağıma postallarımı bi güzel geçirdim hava kötüdür diye. tabi postalların burunları demirden olduğundan, daha önce de bahsettiğim havaalanlarındaki usta(!) güvenlik önlemleri üzerimdeki diğer her metali çıkartmış olmama rağmen bağıra çağıra bi de üstümü şu diğer aletle arasınlar diye beni yolladı iki sefer. ha bir de bunu anlamam bak. havaalanına girerken beni siz taramadınız mı? arada free shoplarda falan silah bomba cinsi şeyler mi satılıyor? onlardan alıp geçecek değilim ya uçağa. neyse yine kızdım bak. neyse bindik geçtik. koridor tarafında olup uçakta yanımda da bi bayan vardı. cam kenarını da boş görünce kadın sanırım benden korkmuş olacak ki "ben şuraya geçsem daha iyi olur sanırım" diyerekten kendi kendine gitti oraya oturdu. bunu sesli söylemesinin sebebi nedir henüz çözebilmiş değilim. sonunda bitti ya o yol ona da şükür.

dünde kayağa gittik. cins bi insan modeliyle daha karşılaştım demesem olmaz onu sizlere. tamam kaymayı unutmuşum bunu fark ettim önce. bunu itiraf etmem gerek. az birşey kayıp bıraktım sonrasında da. son kaydığımda yolun sağ tarafına sapıp istemsiz olarak bi kızı yere yığdım. haliyle ben de yığıldım. neyse yardım ettim falan fistan. annesi çıktı kızın "nası başardın ki sen onu yapmayı?" diye çemkirerekten. neyse dedim sakin ol Gökhan. bilerek gidip kaza mı yapar lan insanlar? cins insan. aşırı korumacı çirkef anne modeli seni. ayıp ama..

Caner bu paragraf sana armağanım ola:

sevgili okur bu tatilimin ilk haftasını Caner pek bi renklendirdi. beni üşengeçliğimden kurtardı. "la oğlum modern warfare 2 çok manyak olmuş bak oyna onu mutlaka" dedi. daha önce bunu defalarca duymama rağmen şimdiye kadar Caner'den aldığım hiçbir oyun tavsiyesinde pişman olmadığımdan yine dinledim onu. oynadım bitirdim. yok arkadaş bu adamla oyun zevklerimiz nasıl uyuşuyor bi anlayamadım gitti. saygılar sunuyorum sana. ayakta alkışlıyorum seni. ayrıca modern warfare ler bağlantılıymış onu bilmiyordum öğrenmiş oldum. bu sebepten sonra da 1 i bitirdim. ondan da pişman değilim. sırada 9 şubatta çıkacak olan bioshock 2 var. o zamana kadar da herhalde cod 2 yi de oynarım gibime geliyor. bioshock u da Caner'den almıştım bak okur. oyun kıtlığındaysanız Caner'den tavsiye alınız benim diyeceğim budur.

son olarak bir de burdan Flashforward yapımcılarına sesleniyorum. mart çok geç ağbi, nolur şu diziyi erken başlatın aağbi...

hadi şimdilik kaçtım ben. dönerim sonra bi ara ;)

dipnot: şu assassin's creed 2 de pc ye çıksa artık keşke dimi ama?

2.12.09

bayram part 2

eveet gelecek olursak bayram tatilimin gerçekten bayram içeren kısmına pek fazla bi atraksiyonum olamadı sevgili okur :)

eğlendim ettim ama. 2. günü Veysel'de geçirdim, dizi film çılgınlığı yaşadık. korkunç bir film 2-3, son durak 4, how i met your mother dan 3 bölüm, heroes tan 1 bölüm, flashforward dan 1 bölüm, house dan 2 bölüm izledik. ancak ben 2. bölümü izlemeyip uyudum artık. saat 5,30 olmuştu zira. ama zevkli oluyor tavsiye ederim bu tip ilginç şeyler yapmanızı :)

ancak çok çabuk geçti 10 gün be okur. ne güzel eğleniyordum. 10 gün Mersin'de bulunmama rağmen en az 7 farklı yatakta da uyumuş bulundum çok ilginçti :) ama dönüp dolaşıp üzerinde "3" yazmakta olan ve "Eyvah Mahmut Hoca!" etiketli yatağıma geri döndüm işte...

otobüste siz siz olun en arkaya yer alacaksanız bile 5 kişi olmasın o arka taraf (en azından elinizde olan bir durumsa tabi) çok çok sıkılıyor insan (fiziksel olarak) hele ki benim gibi garip boyutlardaysanız. benden uyarması!

neyse bakalım döndük buraya sonunda, dersimize girdik çıktık. hoca sanırım tatilden dönmüş olmamızdan dolayı suratlarımızda olan acınası ifadeye gerçekten acıdı ve son dersin yarısını işlemedi sağolsun :)

bu kadar benden bu seferlik, hadi baş başş..

dipnot: pussycat dolls - hush hush sardım bu aralar ilginçtir :)

27.11.09

bayram part 1

selam sevgili okur,

kaç zamandır blogum aklımda ancak bi türlü yazmaya fırsatım olamadı. sanki çok yoğun bir dönem geçiriyormuşum gibi tatile erken çıkmış bulunmaktayım bilindiği üzere :) ilk 6 günümü bitirmiş bulunmaktayım. ve gayette eğlenceli geçmekte ( bir adet quiz kaçırmış olduğumu öğrenmem haricinde )

en güzeli de bugündü şimdiye kadarkilerin. çocukuluğuma dönemesemde çocukluğumda oynadığım kadar çok oyun oynadım bugün :) yine çocukluk oyunları değillerdi tabi ki ama fazlasıyla eğlendim hani.

öncelikle bugün kısa bir alışveriş faslının üzerine ben Veysel'le buluştum. 2,30 da seans olduğunu zannetmemize rağmen aslında o seans 3,30 da olduğu için fazlasıyla boş zamanımız kaldı. ( 2012 ye gittik bu arada ve sevdiğim bir film oldu kendisi, efektler falan güzeldi. başroldeki abimizin Cüneyt Arkın'la yarışacağını zannettim aslında bir ara ama yapmadı çok şükür bunu ) biz de bu boş zamanı değerlendirmek adına bowlinge gittik. 3 oyun oynadıktan sonra ( oyun olarak hesaplarsak 2-1 yenilmiş olup toplam olarak yenmiş bulundum ) filme girdik.



ardından çıkınca Ersan ve Emre abimler yakınlardalarmış. bir oyun da onlarla oynadık. 2'li takımlar halinde oynadık. bu seferde toplamda yenmiş bulunduk (Veysel'le ben). bireysel açıdan da birinci oldum. havamdan geçilmiyor :)



neyse efendim tabi ki bunlarla sınırlı kalmadık. üzerine langırta gittik. kaç defa olduğunu bilmediğim kadar çok langırt oynadım. gittikçe gelişmekteyim :)



onun da üzerine hayatımda ilk kez olmak üzere kartinge gittim. hatta bir sefer yetmedi ikinci sefere bir kere daha sürdüm :) ilk seferki acemiliğimi attım. yalnız arkadaş ne zevkli birşey o öyle. hani o hızı alırken kulaklarımı ve saçlarımı yalayıp geçen rüzgarı hissetmek çok zevkli birşey. insanların neden hızı çok sevdiğini keşfettim bugün :) ancak açık havada olmadıktan sonra o kadar da zevki olmuyor hani tavsiye etmem yine :) sürecekseniz motor sürün :p



karting yetmedi üzerine biraz daha langırt oynadık zaten sonrasında :D bol oyunlu bir gün oldu gerçekten. çok mutlu oldum. kurban bayramı arifesinde çocuklar gibi şendim hatta :)

neyse okur çok uzadı bu sefer yazı. hadi görüşürüz "bayram part 2" de

o zamana kadar baş baş...

dipnot: ne çok resimli bir yazı olmuş. paylaştıktan sonra fark ettim :)
dipnot 2: bowlingte oyunlar arasında geçiş yaparken ekranda yazan "devam etmek için bir top at GÖKHAN" şeklindeki yazı da yedi bitirdi bizi..

3.7.09

Hatice vs. Netice

Bi önceki yazıda kısa bir ara demiştim harbiden de kısa oldu aram sanırım :D Bugün size asıl olarak yolculuğumdan bahsedeceğim ama tam başlık düşünürken aklıma görmekte olduğunuz başlık geldi. Öncelikle o konuya ucundan değinmek istiyorum :)

Kim ki bu ablalar yahu? Yıllar yılı söylenegelmiş bir deyim (sanırım deyim pek emin değilim) olsa bile neden o ablalar? Az önce bakındım biraz Hatice erken doğan kız çocuğu anlamına geliyormuş, Netice ablamızın isminin anlamı ise kullanılageldiği üzere sonuçmuş. Netice abla tamam da biz neden adı erken doğan kız çocuğu anlamına gelen Hatice ablamızın adını sonuca giden yol anlamında kullanıyoruz ki? (Bu cümleyi öğelerine ayırana benden kocaman bi aferin :D) Neyse neden bu konuya kafa yordum ben de bilmiyorum ama görüşlerinizi beklerim efendim (bkz: zorla yorum istemek :D)

Size son yazdığım geceyi takip eden sabah 10 civarında yola çıktık efendim. Yolda ailem genel olarak pop ağırlıklı bir cd dinlediği için (2 yıldır aynı cd hemde) ben bir önceki geceden önlemimi alıp mp3 teki şarkılarımı gözden geçirmiştim. Neyse işte kah müzik dinleyerek kah uyuarak kah ta pc şarjını az kullanmak için e-kitap okuyarak Rize civarına kadar geldim. Annemin babası olan dedemin memleketi olan şehirdir Rize. Bir güzel bir güzel anlatamam size. Taaa tepelere kadar yemyeşil ağaçlar falan. Bayıldım şayet ve Caner'e de çok çok hak verdim tam yaşanmalık bi yermiş gerçekten diye.

Neyse sonra gittik Trabzon'a, Akçaabat'a falan uğradık. Ardından Giresun, Ordu. sonunda Ordu da kaldık işte gece. Ertesi gün babamın memleketi olan Tokat/Niksar'a gittik. Orda babamın halasını falan bulduk onlarla oturduk ettik. Rizede de annemin amcasının evini bulduk ama amcamızı bulamadık ne yazık ki :) Neyse sonra ordan da çıktık ettik, Amasya ya doğru yeşillikler falan azaldı iyice. Ben de dedim artık dışarıyı falan izlemek o kadar zevk vermez :) Uyudum ettim derken gelmişiz Ankara'ya. Aaahhh nasıl özlemişim anlatamm sizlere, orda doğmasam bile 8 yıl geçirmek te hiç az değil sonuçta :) Gittik kuzen de kaldık o gece de. Kuzenimin kızkaçıran barutlarıyla yere ismini yazarken kendi ellerini de tutuşturmak gibi farklı ve komik haşaralıkları varmış biraz onları öğrendim :D

Sonra dün sabahta Ankara'dan yola çıktık işte. Afyonda durduk bi mola verdik. Ama geçen yıl mola verdiğimiz yerden çıktıktan sonra kazara bi kırmızı ışık atlattığımızdan masraf 100 ytl yi aşkın olmuştu (dikkatsizlik işte :D)(bkz: dikkatsizliğin dik alası :D). Neyse bu sefer gittik başka yerde mola verdik falan. Sonra dün gece de İzmir'e vardık çok şükür. Ve bilin bakalım ne oldu???

Terliyoruuuum. Nasıl kötü birşeymiş be bu nem. Unutmuşum Erzurumda vallahi. Dün geldiğimden beri nerdeyse her an terlemekteyim. Bi de Cumartesi gece Fethiye'ye falan yola çıkacağım. Dua edin ey okuyucular yağmur falan yağsın biraz :D Caner sana bi de bu konuda hak verdim işte. Ama cahilliğime ver unutmuşum abi terlemenin ne olduğunu :D

Neyse işte öyle böyle bir yolculuk geçirdim. Mersin'e gittiğimde orda kuzenin wireless i sömürerek size yolculuk resimlerini de atacağım birkaç tane. Burda flash a atmaya üşendim de biraz (bkz: oooh lazy!!! :D)

Yolculuk ne kadar uzun ve biraz da yol sıkıcı olsa da haticeye değil neticeye bakmak lazım değil mi? ;)

Hadi şimdilik baş baş...