atarlı başlık olmuş di mi? korkmayın atar yapmayı düşünmüyorum. ama belki biraz olur yani. belli olmaz. neysem
Kars'a gelmiş bulunmaktayım geçen salı itibariyle. gecenin 4ünde Mersinden Adanaya bi yolculuk yapıp ardından da önce Ankaraya ordan buraya uçtum. Ankaraya uçarken yan sıramda bir çocuk vardı. uçuşun ilk 15 dksını zehir etti bana. ağlasan hadi neyse. "anneeee bu uçak uçmuyooo, düşüyooooo." diye mızmızlana mızmızlana deli etti beni. hayır lost izlemiş adamız. korkuyoruz haliyle...
ha lost demişken. ya arkadaş dün gece emmy ödüllerini izledim izleyebildiğim kadar. sonra saat 5 oldu mu bi baktım uyumuşum. o değil de. lost hiç ödül almadı. çok ilgincime gitti (doğru duydunuz ilgincime gitmek diye bir şey türettim) zaten çok az dalda adaylığı vardı. hiç Jack i falan geçtim de. Benjamin nasıl emmy almaz ya? o adama nasıl vermezsiniz o ödülü? Michael Emerson idi o en iyi yardımcı erkek oyuncu (drama) ödülünün sahibi. Neil Patrick Harris de Barney rolüyle en iyi yardımcı erkek oyuncu (komedi) ödülünü kapamadı ama ona yorumum pek yok. izlemiyor olduğum bir dizi olsa da hakkında fikir sahibi olduğum için The Big Bang Theory'nin Sheldon'unu tebrik ediyorum burdan. zira adam komedi dalında en iyi erkek oyuncu ödülü aldı yani. çoğu diziyi de duymamıştım bir kısmını da hiç izlememiştim emmy alanlardan. ama o ödül Michael'ındı. yanlış yaptınız...
işte buraya geldim geleli pc başında internette veya supernatural izlemekteyim. yahut kitap okuyorum. Stephen King (kendisi adamım olur) adlı yazarın orjinal adı "needfull things" olmakla beraber Türkçe adı "ruhlar dükkanı" olan romanını okumaktayım. bugün dedim ki hazır bende müzik kulaa var biraz. my immortal'ın notalarını buldum ama ı ıh. o kadar garip semboller varmış ki bilmediğim şarkının başını bile çalamıyorum oraya bakarak. ona bakmadan biraz biraz işte. aman öğrenmeden girişme okur.
ya o değil de. yurttan nağmeler yazmayı özledim ben. Ankaraya dönünce bol bol konu çıkacak neyse ki. çünküü bu yıl iki can dost Hilal ve Ayşegül de odtüyü kazanmış bulunmakta. ammaan sabbahlar olmasın :p
bir de son olarak sizlere bi haber vermek istiyorum. çok yedim çok yedim buraya geldiğimden beri böyle oldum. yaa yaa. şaka tabi. kısa bir süre sonra bu blogta bir adet kısa hikaye denemesi göreceksiniz. onu haber vereyim dedim. tabi ne zaman olur belli olmaz ama üzerinde çalışmaya başlayacağım şu aralar.
başka da bir şey yok. kalın sağlıcakla. msn e falan çağırın sıkılmayayım burda. baş baş...
dipnot: bu arada inception rocks!!!
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31.8.10
22.7.10
metal up your ass
evet okur. bu o yazı. hayatımın konserinin yazısı. Sonisphere 2010 İstanbul ayağı son günü.
evet ordaydım!!!
İnönü stadyumunda yapılmış olan harikulade bir festivalin son gününe katıldım ben de. tek başıma katıldım, gelecek başka birilerini bulamadığım için. ama kesinlikle değdi.
saat 12:40 civarlarında stadyum dışında beklemeye başlamıştık. herkesler "hacı burası sahne önü mü?" "hoca vip tribün girişi nerde?" sorularıyla etrafta geziniyordu. gel vakit git vakit önümdeki genç ile muhabbet kurduk. malum içeri giriş uzun sürünce sıkıldık orada. neyse bu arkadaş bana o günkü 6 konserin 4ü boyunca eşlik etti, arkasından kaybettik birbirimizi zaten. kendisi sağlam metalci olduğundan ben çoğu yorumuna "hıhı" "evet" "olabilir valla bilmiyorum" şeklinde cevap vermek durumunda kaldım. oysa ki sadece Metallica için oradaydım.ilk iki konser Gren ve Foma adlı 2 adet Türk grubundu. ilki hangisiydi hatırlamıyorum ama şov uğruna kendini yerlerde paralayan kötü bir solisti vardı kendisinin. diğerleri de, eh işte..
biz de 4 konserlik arkadaşımla gezindik saha içindeki standları falan. buralarda normal parayı gidip exi26 reklamlı jetonumsularla değiştirmemiz gerekiyordu. içeride fiyatlar tabi hayli yüksekti ama yaklaşık 10 saat içeride kaldığımdan bir şeyler yemek gerekti. artan jetonumsular da konser biletiyle birlikte durmakta cüzdanımda.
neysem, sonrasında tarihte ilk kez aynı sahneye çıkacak olan big four dan ilki sahneyi aldılar. Anthrax adlı bu daha önce hiç duymamış olduğum grubu nasıl duymamış olduğuma fazlasıyla şaşırdım konser sonrası...ardından 2. sırada Megadeth sahne aldı. solistin mikrofonu biraz daha açık olsa daha hoş olabilirdi ancak güzel bir konser de onlardan dinlemiş bulunduk.
tabi konserler sırasında pogolar son sürat devam ediyordu. yanımda burnu kan içinde birileri de geçti arada. ondan sonra bir de konser aralarında stadyumun canı sıkılmış olacak, tüm konser aralarında toplam 20-30 civarı meksika dalgası yaptılar kendileri. saha içinden izlemek pek keyifliydi doğrusu.
5. konser Slayera aitti ve ben bu sırada arkalara doğru kaçtım biraz. malum birazcık(!) gürültülü geliyorlar kendileri bana. konserlerinin sonuna doğru aklıma dank etti. "oha lan!" dedim "bundan sonraki Metallica, herkesler öne doğru hücum eder, şimdi ne kadar gittin gittin." dedim. önlere doğru gittim gidebildiğimce.
sonra yaklaşık her konser sonrasında olduğu gibi bir grup insan sahayı terkettiler. "Metallica niye geliyor ki lan, şu ortama bak." "Metallica'ya kimse kalmazsa ne gülerim lan puhhohaha" şeklinde saçma salak yorumlarda bulunanlara da bir tarafımla gülüyorum çok afedersiniz...
hayatımda gördüğüm en sıkışık topluluğun içine daldım sonrasında. heyecanla bekleyiş sürüyordu. üzerimde take a look to the sky just before you die yazan t-shirtimle, tüm heyecanlımla bekliyordum ben de.hava gittikçe kararıyordu...
heyecan artıyordu...
konserleri çoğunluğun izlediği 2 küçük ekran haricinde arkada birden bire dev bir ekran belirdi. işte buydu. olması gerekendi. oluyordu. (ay çok heyecanlandım yazarken yine)
The Extasy of Gold ekranda belirdi. çaldı çaldı. artık millette sabır kalmamıştı.
ardından geldiler. tüm ihtişamlarıyla James Hetfield, Kirk Hammett, Robert Trujillo ve Lars Ulrich sahnedeydiler. çığlık çığlığa bağırıyorduk sadece. ardından giriş yaptıkları Creeping Deathi bir süre o anki afallamadan dolayı anlayamadan dinledim.
Metallica'yı bu kadar sevdiğimi bilmiyordum hiç. ilk şarkılarını hep gözlerim dolu dolu dinledim. Rüya gibi akıp gidiyordu işte. öylece de geldi geçti.dinlediik dinledik. One şovu mükemmeldi. başındaki çatışmanın hepsini alev ve havai fişek şovuyla yaşadık biz de. ve tabi ki mükemmel Fade to Black ve Nothing Else Matters performanslarında da gözlerden süzüldü yaşlar.
ilk gidişlerinden sonra tekrar gelip 3 şarkı daha çaldılar. en son olarak Seek and Destroy çalınmadan önce, James tüm ışıkların açılmasını ve hepimizin birden sahnedeymişçesine söylemesini istedi. söyledik. bağıra çağıra söyledik durduk. sonrasında pena ve baget dağıtımı yapıldı. davulunun üzerinde metal up your ass yazan Lars Ulrich bagetlerini atarken tüm şebekliğini yaptı. big 4 penaları poşetlerden çıkıp tüm sahne önü kesimine yağdı. ardından Death Magnetic turunu bitirmek için İstanbuldan daha yi bir yer düşünemediklerini dile getirdiler. Bizi en yakın sürede tekrar göreceklerini söylediler. ve gittiler...
hayatımın en mükemmel 2 saati de böylece bitirdim işte okur. ölmezlerse eğer tekrar geldiklerinde görmeye beraber gidelim okur, unutturma ;)

James, sesine ve tipine. Kirk, muhteşem sololarına. Robert, duruşuna ve çalışına. Lars, mükemmel müziğine ve konser boyu dışarda duran diline.
hayranım...
evet oradaydım!!!
26.3.10
Boşluk/4
beklenmedik bir şekilde bloga bi süre ara verdim okur. bilmem fark ettiniz mi? neyse efendim dedim bari yazayım bir artık. malum sınavımızı da olduk bitti.
bu aralar bi boşluk durumuna düşmüş durumdayım yine. garip bi monotonluk var hayatımda. herşey aynı gidiyor ama mutluyum ilginçtir. seviyorum burayı ben. her ne kadar bir nevi uzayda olsa*
bahar geldi canlar. hadi yazar okur buluşması yapalım (çok ünlüyüm ya hani) birileri benimle iletişim kuruversin. farklı birşeyler yapmış oluruz hem. olmaz mı ha? Ankara sınırı içerisindeki okuyucularıma sesleniyorum. iletişim adresimi bilen bilir, bilmeyen varsa (ki sanmam) yorum yapıversin. taanrım zorla birileriyle buluşmaya çalışıyorum yine, ne olacak benim bu halim :) kısmet.
Metallica - Mama Said dinleyin arkadaşlar. 3 gündür 53. dinleyişim belki de şu anda şarkı. arka planda çalmakta her daim nerdeyse :) hatta buyrun size link.
ilkbahar da geliyor okur buralara. sabahları okula giderken kuş cıvıltılarıdır falan ne şeker şeyler öyle. özlemişim ilkbaharı. Ankara'nın bitmek bilmeyen gri havası şu aralar yerini yeşil ve koyu tonlarına bırakmış durumda. yakında açık yeşil de olur. tadından yenmez. zaten Ankara havasını yakıcı bir şekilde sarıyken burda olur muyum bilmem ama herşeyiyle güzel. seviyorum lan bu şehri. neden bilmiyorum da şu İstanbul'a duyulan aşkın aynısı bendeki işte. itiraz istemem.
yazarken parmak basmayı planladığım konuyu unutmuşum. Odtülü gençlik bir adet sözlük açmış. ekşisözlük türevlerinden bir tanesi. ben de ara sıra ekşiye bakardım, dedim orda yazar olmaya kalksam yıllar yılı beklerim. burda yazar olayım. girdim sözlükodtüde yazar kesildim milletin başına. bunları da paylaşayım istedim sizlerle.
son derece gereksiz bir yazı oldu ama toparlayacağım. söz size. dönüşüm güzel olacak. bekleyiniz...
haydi ben dönene kadar iyi günler sizlere, baş baş :)
*: orda atıf var. kötüleme değil :)
dipnot: günler böyle farklı renklerdedir benim için. bu da benim ilginçliğim işte.
bu aralar bi boşluk durumuna düşmüş durumdayım yine. garip bi monotonluk var hayatımda. herşey aynı gidiyor ama mutluyum ilginçtir. seviyorum burayı ben. her ne kadar bir nevi uzayda olsa*
bahar geldi canlar. hadi yazar okur buluşması yapalım (çok ünlüyüm ya hani) birileri benimle iletişim kuruversin. farklı birşeyler yapmış oluruz hem. olmaz mı ha? Ankara sınırı içerisindeki okuyucularıma sesleniyorum. iletişim adresimi bilen bilir, bilmeyen varsa (ki sanmam) yorum yapıversin. taanrım zorla birileriyle buluşmaya çalışıyorum yine, ne olacak benim bu halim :) kısmet.
Metallica - Mama Said dinleyin arkadaşlar. 3 gündür 53. dinleyişim belki de şu anda şarkı. arka planda çalmakta her daim nerdeyse :) hatta buyrun size link.
ilkbahar da geliyor okur buralara. sabahları okula giderken kuş cıvıltılarıdır falan ne şeker şeyler öyle. özlemişim ilkbaharı. Ankara'nın bitmek bilmeyen gri havası şu aralar yerini yeşil ve koyu tonlarına bırakmış durumda. yakında açık yeşil de olur. tadından yenmez. zaten Ankara havasını yakıcı bir şekilde sarıyken burda olur muyum bilmem ama herşeyiyle güzel. seviyorum lan bu şehri. neden bilmiyorum da şu İstanbul'a duyulan aşkın aynısı bendeki işte. itiraz istemem.
yazarken parmak basmayı planladığım konuyu unutmuşum. Odtülü gençlik bir adet sözlük açmış. ekşisözlük türevlerinden bir tanesi. ben de ara sıra ekşiye bakardım, dedim orda yazar olmaya kalksam yıllar yılı beklerim. burda yazar olayım. girdim sözlükodtüde yazar kesildim milletin başına. bunları da paylaşayım istedim sizlerle.
son derece gereksiz bir yazı oldu ama toparlayacağım. söz size. dönüşüm güzel olacak. bekleyiniz...
haydi ben dönene kadar iyi günler sizlere, baş baş :)
*: orda atıf var. kötüleme değil :)
dipnot: günler böyle farklı renklerdedir benim için. bu da benim ilginçliğim işte.
7.2.10
Boşluk/3
evet okur, gecenin bu vaktinde galeyana geldim yazı yazmak için. ilgincim bence de
öncelikli konu olarak sizlerden birşey istiyorum. bu aralar böyle eğlenceli hoş müzikler dinleyesim var ama rock değil. rock olsa da sert değil. böyle hoş şeyler işte anlayın. dinleyip dinleyip mutlu olayım gibi. bekliyorum tavsiyelerinizi
fark ettim de şu facebook denen yaratık bizim (gerçekçi olun şimdi yazılarımı okuyanların %99.9 u facebook hesabına sahip) hayatımızı yiyip bitiriyor. boş zamanımın %80 i facebookta geçiyor neredeyse. poker oynuyorum bejeweled blitz oynuyorum. ilginç oyunlar. sardıkça sarıyor. bırakın lan yakamı. hep Mark'ın suçu bunlar!!
evimi %1000 özlemiş olmama rağmen ilginçtir yurdu özledim arkadaş. ilginç midir ya da biri bişey desin kendimi garip hissetmeyeyim. ikinci dönem olsun bahar olsun istiyorum. şenlikler konserler bekleyin az kaldı
yurt demişken, ah ulan kaçırdım şu kış kampını sas'ın ya benden pişmanı yok. tamam ailemle daha çok vakit geçirdim, hatta gittim bi de ekstradan Erzurum'daki arkadaşları gördüm gayette mutluyum tabi ki ama sas insanları kamp resimlerini internete yükleyince ben yine sık sık "ah Gökhan aaah" derken buldum kendimi
bu sefer hayli kısa bi yazı oldu, zaten birden yazasım geldi de yazdım dediğim gibi. madem öyle sizlere birkaç adet şarkı tavsiye edeyim de öyle gideyim. kuzen sayesinde edindim çoğunu:
Pink - Sober
Pink - Funhouse
Gogol Bordello - Dub The Frequencies Of Love
Katerine - Ayo Technology (her söyleyen güzel söylemiş nerdeyse bu şarkıyı ya neyse)
Keane - Somewhere Only We Know (çat diye favorim oldu şu anda bu şarkı)
Lady Gaga - Poker Face (dinlemeyen kalmamıştır herhalde ya olsun)
şu başlarda bahsettiğim hoş şarkılar bunlar gibi olsa mükemmel olur hani, şimdiden teşekkürler ciddiye alıp tavsiye verenler :)
haa bi de Candan Erçetin - Bahar ne tatlı söylemişsin, ne güzel şarkı o öyle.
düzgün bi konu bulup adam gibi bi yazı yazana ( ya da tekrar estiripte kısa bi yazı yazana ) kadar baş baş...
kendime not: boşluğu da bildiğin seri yaptın ya hadi hayırlısı..
öncelikli konu olarak sizlerden birşey istiyorum. bu aralar böyle eğlenceli hoş müzikler dinleyesim var ama rock değil. rock olsa da sert değil. böyle hoş şeyler işte anlayın. dinleyip dinleyip mutlu olayım gibi. bekliyorum tavsiyelerinizi
fark ettim de şu facebook denen yaratık bizim (gerçekçi olun şimdi yazılarımı okuyanların %99.9 u facebook hesabına sahip) hayatımızı yiyip bitiriyor. boş zamanımın %80 i facebookta geçiyor neredeyse. poker oynuyorum bejeweled blitz oynuyorum. ilginç oyunlar. sardıkça sarıyor. bırakın lan yakamı. hep Mark'ın suçu bunlar!!
evimi %1000 özlemiş olmama rağmen ilginçtir yurdu özledim arkadaş. ilginç midir ya da biri bişey desin kendimi garip hissetmeyeyim. ikinci dönem olsun bahar olsun istiyorum. şenlikler konserler bekleyin az kaldı
yurt demişken, ah ulan kaçırdım şu kış kampını sas'ın ya benden pişmanı yok. tamam ailemle daha çok vakit geçirdim, hatta gittim bi de ekstradan Erzurum'daki arkadaşları gördüm gayette mutluyum tabi ki ama sas insanları kamp resimlerini internete yükleyince ben yine sık sık "ah Gökhan aaah" derken buldum kendimi
bu sefer hayli kısa bi yazı oldu, zaten birden yazasım geldi de yazdım dediğim gibi. madem öyle sizlere birkaç adet şarkı tavsiye edeyim de öyle gideyim. kuzen sayesinde edindim çoğunu:
Pink - Sober
Pink - Funhouse
Gogol Bordello - Dub The Frequencies Of Love
Katerine - Ayo Technology (her söyleyen güzel söylemiş nerdeyse bu şarkıyı ya neyse)
Keane - Somewhere Only We Know (çat diye favorim oldu şu anda bu şarkı)
Lady Gaga - Poker Face (dinlemeyen kalmamıştır herhalde ya olsun)
şu başlarda bahsettiğim hoş şarkılar bunlar gibi olsa mükemmel olur hani, şimdiden teşekkürler ciddiye alıp tavsiye verenler :)
haa bi de Candan Erçetin - Bahar ne tatlı söylemişsin, ne güzel şarkı o öyle.
düzgün bi konu bulup adam gibi bi yazı yazana ( ya da tekrar estiripte kısa bi yazı yazana ) kadar baş baş...
kendime not: boşluğu da bildiğin seri yaptın ya hadi hayırlısı..
2.12.09
bayram part 2
eveet gelecek olursak bayram tatilimin gerçekten bayram içeren kısmına pek fazla bi atraksiyonum olamadı sevgili okur :)
eğlendim ettim ama. 2. günü Veysel'de geçirdim, dizi film çılgınlığı yaşadık. korkunç bir film 2-3, son durak 4, how i met your mother dan 3 bölüm, heroes tan 1 bölüm, flashforward dan 1 bölüm, house dan 2 bölüm izledik. ancak ben 2. bölümü izlemeyip uyudum artık. saat 5,30 olmuştu zira. ama zevkli oluyor tavsiye ederim bu tip ilginç şeyler yapmanızı :)
ancak çok çabuk geçti 10 gün be okur. ne güzel eğleniyordum. 10 gün Mersin'de bulunmama rağmen en az 7 farklı yatakta da uyumuş bulundum çok ilginçti :) ama dönüp dolaşıp üzerinde "3" yazmakta olan ve "Eyvah Mahmut Hoca!" etiketli yatağıma geri döndüm işte...
otobüste siz siz olun en arkaya yer alacaksanız bile 5 kişi olmasın o arka taraf (en azından elinizde olan bir durumsa tabi) çok çok sıkılıyor insan (fiziksel olarak) hele ki benim gibi garip boyutlardaysanız. benden uyarması!
neyse bakalım döndük buraya sonunda, dersimize girdik çıktık. hoca sanırım tatilden dönmüş olmamızdan dolayı suratlarımızda olan acınası ifadeye gerçekten acıdı ve son dersin yarısını işlemedi sağolsun :)
bu kadar benden bu seferlik, hadi baş başş..
dipnot: pussycat dolls - hush hush sardım bu aralar ilginçtir :)
eğlendim ettim ama. 2. günü Veysel'de geçirdim, dizi film çılgınlığı yaşadık. korkunç bir film 2-3, son durak 4, how i met your mother dan 3 bölüm, heroes tan 1 bölüm, flashforward dan 1 bölüm, house dan 2 bölüm izledik. ancak ben 2. bölümü izlemeyip uyudum artık. saat 5,30 olmuştu zira. ama zevkli oluyor tavsiye ederim bu tip ilginç şeyler yapmanızı :)
ancak çok çabuk geçti 10 gün be okur. ne güzel eğleniyordum. 10 gün Mersin'de bulunmama rağmen en az 7 farklı yatakta da uyumuş bulundum çok ilginçti :) ama dönüp dolaşıp üzerinde "3" yazmakta olan ve "Eyvah Mahmut Hoca!" etiketli yatağıma geri döndüm işte...
otobüste siz siz olun en arkaya yer alacaksanız bile 5 kişi olmasın o arka taraf (en azından elinizde olan bir durumsa tabi) çok çok sıkılıyor insan (fiziksel olarak) hele ki benim gibi garip boyutlardaysanız. benden uyarması!
neyse bakalım döndük buraya sonunda, dersimize girdik çıktık. hoca sanırım tatilden dönmüş olmamızdan dolayı suratlarımızda olan acınası ifadeye gerçekten acıdı ve son dersin yarısını işlemedi sağolsun :)
bu kadar benden bu seferlik, hadi baş başş..
dipnot: pussycat dolls - hush hush sardım bu aralar ilginçtir :)
7.10.09
yurttan nağmeler/2
şimdi yine bu yazı parça parça dilek şikayet ve anılardan oluşacak. hatta ilerki "yurttan nağmeler" de öyle olur. bi daha uyarı yapmam adam gibi okuyun :p girişlere fazla dikkat etmeyebilirim yani.
öncelikle şikayetten başlamak istiyorum. şikayetim odama internet bağlayabilmiş olmama rağmen dosya aktarım hızının çok yavaş olması. adamlar sınır koymuşlar. en azından bana müdür beyciğimin dediği bu :) dc adlı bi program varmışta onu da henüz tam öğrenebilmiş değilim. indirme konusunda problemlerim var yani.
neyse o zaman geleyim daha güzel şeylere, arkadaşlarla aramız gittikçe hoş oluyor, ortama alışıyoruz ama 2 den kovulmamıza ramak kaldı (geçen sefer kovmadılar bu sefer de cuma gününü bekliyoruz).
aklıma gelmişken hangi yazıdaydı hatırlamıyorum geçiciyiz diye kimliğimiz yok diye serzenişte bulunmuştum. meğersem kimliğimizin arkasına bandrol yapıştırıyormuşlar artık. bu sebepten yazıda belirttiğim gibi geldim özrümü diliyorum.
özür dilerim gerekli mercii. arz ederim...
sevgili okurlarım sonunda çarşının içindeki oyun salonunu keşfetmiş bulunmaktayım, gurur ve onurla bildiririm :) langırta sarmış durumdayız oda arkadaşlarıyla. katılımda bulunmak isteyen arkadaşları aramızda görmek isteriz :D Not: fırfır serbest :D
radyo topluluğunun tanışma toplantısı da eğlenceliydi gayet. sevdim grubu, devam ederim çok büyük ihtimal :)
aklıma gelmişken Paramore da yeni albümlerini yakın bi zamanda yayınlamış bulunmakta. "Careful" "Ignorance" "All I Wanted" ve "The Only Exception" şimdilik favorilerimden, tavsiye ederim.
öğrencilerin ingilizce çalışması için yapılmış bi yerde de asistan olmak için başvuruda bulundum bu arada bugün. dua ediniz lütfen :)
hadi aklıma da bişey gelmiyor başka. daha farklı ve eğlenceli olaylar yaşadığım zaman onları yazarım telafi olmuş olur :)
baş baş...
öncelikle şikayetten başlamak istiyorum. şikayetim odama internet bağlayabilmiş olmama rağmen dosya aktarım hızının çok yavaş olması. adamlar sınır koymuşlar. en azından bana müdür beyciğimin dediği bu :) dc adlı bi program varmışta onu da henüz tam öğrenebilmiş değilim. indirme konusunda problemlerim var yani.
neyse o zaman geleyim daha güzel şeylere, arkadaşlarla aramız gittikçe hoş oluyor, ortama alışıyoruz ama 2 den kovulmamıza ramak kaldı (geçen sefer kovmadılar bu sefer de cuma gününü bekliyoruz).
aklıma gelmişken hangi yazıdaydı hatırlamıyorum geçiciyiz diye kimliğimiz yok diye serzenişte bulunmuştum. meğersem kimliğimizin arkasına bandrol yapıştırıyormuşlar artık. bu sebepten yazıda belirttiğim gibi geldim özrümü diliyorum.
özür dilerim gerekli mercii. arz ederim...
sevgili okurlarım sonunda çarşının içindeki oyun salonunu keşfetmiş bulunmaktayım, gurur ve onurla bildiririm :) langırta sarmış durumdayız oda arkadaşlarıyla. katılımda bulunmak isteyen arkadaşları aramızda görmek isteriz :D Not: fırfır serbest :D
radyo topluluğunun tanışma toplantısı da eğlenceliydi gayet. sevdim grubu, devam ederim çok büyük ihtimal :)
aklıma gelmişken Paramore da yeni albümlerini yakın bi zamanda yayınlamış bulunmakta. "Careful" "Ignorance" "All I Wanted" ve "The Only Exception" şimdilik favorilerimden, tavsiye ederim.
öğrencilerin ingilizce çalışması için yapılmış bi yerde de asistan olmak için başvuruda bulundum bu arada bugün. dua ediniz lütfen :)
hadi aklıma da bişey gelmiyor başka. daha farklı ve eğlenceli olaylar yaşadığım zaman onları yazarım telafi olmuş olur :)
baş baş...
28.8.09
konu sıkıntısı
"I hate you Kars!!!!"
Evet içimdeki nefreti kustuktan sonra (yanlış anlaşılmasın bu nefretin sebebi sadece yapacak bişeyim olmayışıdır, yoksa ülkemin her bir tarafı güzeldir çok severim hepsini birden) yazıma başlıyorum artık. Dediğim gibi yapıp ettiğim bişey olmadığından ev dışında bişeyler yazmayı düşünmüyordum aslında Ankara'ya gidip gelene kadar. Duramadım işte ama :)
Aslında ne yazacağımı da pek bilmiyorum, o yüzden düşünüp düşünüp ara ara yazacağım buraya, arada belirtirim hatta kaçar dk geçtiğini güzel olur öyle bi :)
< 1 dk bile geçmeden >
Bu aralar unutkanlığım var o yüzden bu diyeceğimi hatırlamak yaklaşık 1 dk mı aldı, kusuruma bakmayın :D Fantastik oyun sıkıntısı çekiyordum geçenlerde, sonunda "mininova" ya girdim, oyunlar listesinde en çok seed alanlara baktım. İsmi en çok hoşuma giden "Prototype" oldu. Sadede gelirsek eğer indirdim kendisini (korsana evet diyorum) oyuna başladım. Son zamanlarda oynadığım en güzel fantastik oyunlardan biri haline geliverdi. Ne kadar çok oynun daha başında "Spider-Man: Web of Shadows" aklıma gelmiş olsa ve ilerledikçe başka oyunları da hatırlatsa yine de çok zevkli ve zevkini kaybetmeyen bir oyun. Fantastik oyun severlere diyeceklerim bu kadar :)
< 7-8 dk arası bişey >
Madem oyunlardan bahsettim bi de "The Sims 3" ile ilgili bişey demek istiyorum yüksek müsadenizle. Önceki oyunlarındansa daha bi güzel grafikleri olacağını sanıyordum ancak biraz çizgifilmimsi olmuş kendisi. Ancak kişilerde kilo, kas, yüzlerde ince detay ve hatta takıya kadar karışabilme işini sevdim doğrusu. Ayrıca Hilal'in verdiği isim olan "Ceren" i kullanarak kendime bir de eş yaptım, sarışın tatlı bi kız oldu. Bulursam öylesiyle evlenirim herhalde anca :D Hatta alın size biz :D
< 15 dk geçmiş bu sefer kontrol ettim :) >
Bu aralar msn de toplu konuşma çılgınlığı yaşamaktayım. Msn de çok top var :p (biliyorum kötü :D). Neyse işte galiba son 1 haftadır oluyor bu olay, herkes msn de oluyor, pek bi dolu oluyor msn. Toplu konuşmadan geçemiyorum msn e girdiğim sıralarda. Ki eğlenceli de oluyor. Msn den uzak kalmayın sizlerle de toplu konuşma yapalım vs. vs.
< 2 dk sonra >
Bakın yeni fark ettim, salı günü kayıt yaptırıp ODTÜ'lü oluyorum. Çok heyecanlı lan :D
< 5 dk sonra >
Tam aklıma yazacak bişey gelmişti ki facebook ta "dalin" reklamı gördüm. Çocuk olasım, dalinle yıkanasım geldi tekrardan :)
Şimdi asıl yazacağım konuya gelirsek, bir önceki yazıda bahsetmiştim sanırım "Paramore - Misery Business" şarkısından. O yazıdan kısa bi süre sonra da dayanamadım. Tüm diskografisini indirdim kendilerinin (hala korsana evet diyorum :D) Neyse işte gayet güzel çalmış söylemişler. Hayley Williams'ın gerek ses tonunun şekerliği gerek yaptığı yerinde vurgulamalar çok hoşuma gitti. Bunu da sizlerle paylaşayım istedim.
Neyse iyi güzel konusuzluktan 6 konu çıkarttım gurur duyuyorum kendimle. Herhalde bi dahaki yazım Ankara'dan döndükten sonra gelir, o zamana kadar "Hadi artık yazsın şu çocuk ta okuyup gülelim eğlenelim!" diye beklemeyin :D
Hadi şimdilik esen kalın, baş baş...
Evet içimdeki nefreti kustuktan sonra (yanlış anlaşılmasın bu nefretin sebebi sadece yapacak bişeyim olmayışıdır, yoksa ülkemin her bir tarafı güzeldir çok severim hepsini birden) yazıma başlıyorum artık. Dediğim gibi yapıp ettiğim bişey olmadığından ev dışında bişeyler yazmayı düşünmüyordum aslında Ankara'ya gidip gelene kadar. Duramadım işte ama :)
Aslında ne yazacağımı da pek bilmiyorum, o yüzden düşünüp düşünüp ara ara yazacağım buraya, arada belirtirim hatta kaçar dk geçtiğini güzel olur öyle bi :)
< 1 dk bile geçmeden >
Bu aralar unutkanlığım var o yüzden bu diyeceğimi hatırlamak yaklaşık 1 dk mı aldı, kusuruma bakmayın :D Fantastik oyun sıkıntısı çekiyordum geçenlerde, sonunda "mininova" ya girdim, oyunlar listesinde en çok seed alanlara baktım. İsmi en çok hoşuma giden "Prototype" oldu. Sadede gelirsek eğer indirdim kendisini (korsana evet diyorum) oyuna başladım. Son zamanlarda oynadığım en güzel fantastik oyunlardan biri haline geliverdi. Ne kadar çok oynun daha başında "Spider-Man: Web of Shadows" aklıma gelmiş olsa ve ilerledikçe başka oyunları da hatırlatsa yine de çok zevkli ve zevkini kaybetmeyen bir oyun. Fantastik oyun severlere diyeceklerim bu kadar :)
< 7-8 dk arası bişey >
Madem oyunlardan bahsettim bi de "The Sims 3" ile ilgili bişey demek istiyorum yüksek müsadenizle. Önceki oyunlarındansa daha bi güzel grafikleri olacağını sanıyordum ancak biraz çizgifilmimsi olmuş kendisi. Ancak kişilerde kilo, kas, yüzlerde ince detay ve hatta takıya kadar karışabilme işini sevdim doğrusu. Ayrıca Hilal'in verdiği isim olan "Ceren" i kullanarak kendime bir de eş yaptım, sarışın tatlı bi kız oldu. Bulursam öylesiyle evlenirim herhalde anca :D Hatta alın size biz :D

< 15 dk geçmiş bu sefer kontrol ettim :) >
Bu aralar msn de toplu konuşma çılgınlığı yaşamaktayım. Msn de çok top var :p (biliyorum kötü :D). Neyse işte galiba son 1 haftadır oluyor bu olay, herkes msn de oluyor, pek bi dolu oluyor msn. Toplu konuşmadan geçemiyorum msn e girdiğim sıralarda. Ki eğlenceli de oluyor. Msn den uzak kalmayın sizlerle de toplu konuşma yapalım vs. vs.
< 2 dk sonra >
Bakın yeni fark ettim, salı günü kayıt yaptırıp ODTÜ'lü oluyorum. Çok heyecanlı lan :D
< 5 dk sonra >
Tam aklıma yazacak bişey gelmişti ki facebook ta "dalin" reklamı gördüm. Çocuk olasım, dalinle yıkanasım geldi tekrardan :)
Şimdi asıl yazacağım konuya gelirsek, bir önceki yazıda bahsetmiştim sanırım "Paramore - Misery Business" şarkısından. O yazıdan kısa bi süre sonra da dayanamadım. Tüm diskografisini indirdim kendilerinin (hala korsana evet diyorum :D) Neyse işte gayet güzel çalmış söylemişler. Hayley Williams'ın gerek ses tonunun şekerliği gerek yaptığı yerinde vurgulamalar çok hoşuma gitti. Bunu da sizlerle paylaşayım istedim.
Neyse iyi güzel konusuzluktan 6 konu çıkarttım gurur duyuyorum kendimle. Herhalde bi dahaki yazım Ankara'dan döndükten sonra gelir, o zamana kadar "Hadi artık yazsın şu çocuk ta okuyup gülelim eğlenelim!" diye beklemeyin :D
Hadi şimdilik esen kalın, baş baş...
15.8.09
Değişiklik Zamanı
Eveet çok şükür üniversiteyi kazanmış olmamla beraber pek çok değişikliğin başlayacağı kesinleşmiş oldu ben de başlayayım değişikliklere diye düşündüm. Herkesin fark edeceği üzere blog şablonumu değiştirdim hem daha parlak iç açıcı oldu hem de yazılar artık daha büyük daha rahat okunur hala getirilmiş oldu. HTML bilgim olmadığı için zaten kendimce değişiklikler yapamıyorum ama olsun ben de şablon değiştiriyorum anca :)
Bir diğer değişiklik üniversite hayatına başlarken olacak ve yurda yerleşeceğim çok büyük bir ihtimalle. Yalnız kalmak nedir adam akıllı öğreneceğim. Daha önce de yalnız kaldım yalnız başıma Kıbrıs'a gittim de orduevinde zaten yemek hazır zaten tatil 1 hafta diye çamaşır derdi yok ütü yok falan filan pek bi rahattı yani :) Neyse işte bi de bunu öğrenmiş olacağız hayırlısı bakalım artık...
Gelelim eve tıkılmış durumdayken yaptığım aktivitelere. Caner de bahsetmiş çalar gibi oldum sankim (özürlerimi borç bilirim Caner) ama Guitar Hero dan bahsetmeden ben de geçemeyeceğim. 3 ve 4 ü indirdim ben geçenlerde. 3 zaten sadece gitar seçeneğiyle mevcut easy seviyede bitirdim oyunu. Sonra da 4 te bateri seçeneğini easy seviyede bitirdim yine ondan beridir bakmaz olmuştum. Sonra dün Caner bana youtube daki expert seviyede "Fade to Black" "One" çalan adamların videolarını atınca gaza geldim. Lan dedim bu adamlar yapıyor ben neden yapamayacak mışım ki dedim. Bi girdim expert e 20. notaya gelemeden şarkı bitiverdi :D Sonunda dank etti ki demek ki bu adamlar ya bunun kitini almış öyle çalıyorlar ya da wii de falan oynanıyor yoksa çok zor abi 5 nota çalmak klavyeden. Başaranlara tabi saygı duyuyorum, kendilerini ayakta alkışlıyorum. Normal seviyede gitar çalaraktan gidiyorum bakalım şimdilik :) Bi de 4 için bana USB mikrofon ödünç verecek var mıdır acaba aranızda bilmek isterim bunu da :)
Neyse bi de bu oyun vasıtasıyla "Paramore - Misery Businnes" şarkısını sizlere de tavsiye etmeden eylemeden geçemem ben, hep kendine hep kendine olmaz sonuçta :)
Haaa bi de geçen gittim kütüphaneye kitap aldım. Stephen King - Sadist. okuyan var mıdır bilmem ama mükemmel gidiyor kitap. Kitaptaki kadın harbi sadistmiş yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İlk cinayetini 11 yaşında işleyen kadından ne beklersin ki sen zaten :D
Son olarak 30 unda Ankara'dayım, 2 sinde dönüyorum sanırım geri. Sonra da 14 ünde gelip yerleşeceğim muhtemelen haberiniz olsun karşılama komitesini hazır edin :p
Sıkıcı bi yazı oldu ben bile yazarken sıkıldım be tüüü bana. Neyse sonra güzel de yazarım söz. Hadi görüşürüz :)
Bir diğer değişiklik üniversite hayatına başlarken olacak ve yurda yerleşeceğim çok büyük bir ihtimalle. Yalnız kalmak nedir adam akıllı öğreneceğim. Daha önce de yalnız kaldım yalnız başıma Kıbrıs'a gittim de orduevinde zaten yemek hazır zaten tatil 1 hafta diye çamaşır derdi yok ütü yok falan filan pek bi rahattı yani :) Neyse işte bi de bunu öğrenmiş olacağız hayırlısı bakalım artık...
Gelelim eve tıkılmış durumdayken yaptığım aktivitelere. Caner de bahsetmiş çalar gibi oldum sankim (özürlerimi borç bilirim Caner) ama Guitar Hero dan bahsetmeden ben de geçemeyeceğim. 3 ve 4 ü indirdim ben geçenlerde. 3 zaten sadece gitar seçeneğiyle mevcut easy seviyede bitirdim oyunu. Sonra da 4 te bateri seçeneğini easy seviyede bitirdim yine ondan beridir bakmaz olmuştum. Sonra dün Caner bana youtube daki expert seviyede "Fade to Black" "One" çalan adamların videolarını atınca gaza geldim. Lan dedim bu adamlar yapıyor ben neden yapamayacak mışım ki dedim. Bi girdim expert e 20. notaya gelemeden şarkı bitiverdi :D Sonunda dank etti ki demek ki bu adamlar ya bunun kitini almış öyle çalıyorlar ya da wii de falan oynanıyor yoksa çok zor abi 5 nota çalmak klavyeden. Başaranlara tabi saygı duyuyorum, kendilerini ayakta alkışlıyorum. Normal seviyede gitar çalaraktan gidiyorum bakalım şimdilik :) Bi de 4 için bana USB mikrofon ödünç verecek var mıdır acaba aranızda bilmek isterim bunu da :)
Neyse bi de bu oyun vasıtasıyla "Paramore - Misery Businnes" şarkısını sizlere de tavsiye etmeden eylemeden geçemem ben, hep kendine hep kendine olmaz sonuçta :)
Haaa bi de geçen gittim kütüphaneye kitap aldım. Stephen King - Sadist. okuyan var mıdır bilmem ama mükemmel gidiyor kitap. Kitaptaki kadın harbi sadistmiş yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İlk cinayetini 11 yaşında işleyen kadından ne beklersin ki sen zaten :D
Son olarak 30 unda Ankara'dayım, 2 sinde dönüyorum sanırım geri. Sonra da 14 ünde gelip yerleşeceğim muhtemelen haberiniz olsun karşılama komitesini hazır edin :p
Sıkıcı bi yazı oldu ben bile yazarken sıkıldım be tüüü bana. Neyse sonra güzel de yazarım söz. Hadi görüşürüz :)
29.6.09
Last Night On Earth
Yok başlık kadar karamsar olmayacağım merak etmeyin (nasıl giriş be bu?). Başlığın sebebi Erzurum daki son saatlerimi geçiriyor olduğum için aslında. Ama dinlediğim Green Day şarkısının ismini koyayım dedim :) Kısa bir süreliğine (ki sanırım gerçekten kısa olacak ama emin değilim, neyse işte) internette pek bulunamayacağım. O yüzden bu gece birşeyler yazayım dedim.
Kocaman 2 yıl geçirdim burada. Yepyeni bir ortama ısınmak zorunda kaldım herzamanki gibi falan işte. Bu sefer biraz zor oldu aslında çünkü benden önceki 2 yılını da beraber geçirmiş bir sınıfa girdim. Karıştım ama zamanla aralarına :) Geçen yıl pek bi atraksiyon yaşamadım (bu yıl da yaşamadım aslında). Tiyatro mevzusuna girdim, ama arkadan müzik çaldım sadece. Bir de beni deli eden bir adam vardı. "Şimdi şu ışık olacak abi. Yok hayır o değil..." şeklinde derdimi pek anlatamadığım birisiydi :D Onun dışında geçen yıl pek birşey olmadı. Yazın gittim Kıbrıs'a Begüm'ü gördüm falan. Okul gezisi yerine Kıbrıs'a gitmek için ailemi ikna etmiştim. Harbi güzel başarmışım ama :D
Neyse işte bu yıl dershanede Sait ve Burak'la tanıştım. O ikisi sayesinde güzel geçti şu sıkıcı ÖSS yılı. Herzamanki gibi muhteşem 2 dost buldum kendime, ne başarılı adamım ben :) (heey kendimi övmeden de geçmem hiç :D). Bugün de o ikisiyle gayet güzel bir gün geçirdim. Galiba Temmuz sonuna doğru yine Erzurum'a döneceğim ama bugünü uzun bir süre görüşmeyecekmiş gibi geçirmek çok güzeldi (9,5 saat geçirdik az değil :D).
Şimdi size tatil planımı yazayım şimdilik, sonra yine zaten tatil içerisinde de yazarım illa ki. Öncelikle burdan İzmir'e gideceğiz, ordan da ben biraz erken ayrılıp Fethiye'ye dayımın yanına geçeceğim. 4 günlük bir plan var ama eğer paramı idareli kullanabilirsem 4. günümü Antalyada Hilal'in yanında geçirebilirim (neyse ki tasarruflu adamım :)). Ordan da Mersin'e geçeceğim. Aile fertlerim de oraya gelecekler :) Orada da Veyselle falan takılacağız işte. Öyle böyle bir tatil geçireceğim (bundan banane diyenler olabilir, saygı duyarım :))
Neyse işte bir süre internet aleminde bulunmayabilirim, beni merak etmeyin (sanki çok konuşanım varmış gibi :( :P)
Hadi baş baş...
Kocaman 2 yıl geçirdim burada. Yepyeni bir ortama ısınmak zorunda kaldım herzamanki gibi falan işte. Bu sefer biraz zor oldu aslında çünkü benden önceki 2 yılını da beraber geçirmiş bir sınıfa girdim. Karıştım ama zamanla aralarına :) Geçen yıl pek bi atraksiyon yaşamadım (bu yıl da yaşamadım aslında). Tiyatro mevzusuna girdim, ama arkadan müzik çaldım sadece. Bir de beni deli eden bir adam vardı. "Şimdi şu ışık olacak abi. Yok hayır o değil..." şeklinde derdimi pek anlatamadığım birisiydi :D Onun dışında geçen yıl pek birşey olmadı. Yazın gittim Kıbrıs'a Begüm'ü gördüm falan. Okul gezisi yerine Kıbrıs'a gitmek için ailemi ikna etmiştim. Harbi güzel başarmışım ama :D
Neyse işte bu yıl dershanede Sait ve Burak'la tanıştım. O ikisi sayesinde güzel geçti şu sıkıcı ÖSS yılı. Herzamanki gibi muhteşem 2 dost buldum kendime, ne başarılı adamım ben :) (heey kendimi övmeden de geçmem hiç :D). Bugün de o ikisiyle gayet güzel bir gün geçirdim. Galiba Temmuz sonuna doğru yine Erzurum'a döneceğim ama bugünü uzun bir süre görüşmeyecekmiş gibi geçirmek çok güzeldi (9,5 saat geçirdik az değil :D).
Şimdi size tatil planımı yazayım şimdilik, sonra yine zaten tatil içerisinde de yazarım illa ki. Öncelikle burdan İzmir'e gideceğiz, ordan da ben biraz erken ayrılıp Fethiye'ye dayımın yanına geçeceğim. 4 günlük bir plan var ama eğer paramı idareli kullanabilirsem 4. günümü Antalyada Hilal'in yanında geçirebilirim (neyse ki tasarruflu adamım :)). Ordan da Mersin'e geçeceğim. Aile fertlerim de oraya gelecekler :) Orada da Veyselle falan takılacağız işte. Öyle böyle bir tatil geçireceğim (bundan banane diyenler olabilir, saygı duyarım :))
Neyse işte bir süre internet aleminde bulunmayabilirim, beni merak etmeyin (sanki çok konuşanım varmış gibi :( :P)
Hadi baş baş...
26.6.09
chicken translation
Evet bu gece çok değişik ve benimle alakası olmayan bir konuya parmak basacağım. Biraz kendi sınırlarım dışına çıkayım istedim :P Neyse konumuz başlıktan da fikir edinileceği üzere bizim şahane(!) çevirmenlerimizin şahane(!)(?)(!) çevirileri...
Çevirmenlerimizin gerek dizilerde gerek filmlerde gerekse şarkı sözlerinde yaptıkları saçma sapan çeviriler üzerine ortaya çıkmış bir yazıdır bu. Öncelikle dizi ve filmlere değineyim daha sonra şarkı çevirileriyle ilgili örnekleri bizzat buraya aktaracağım. İngilizce bilen okuyucularım anlayacak, bilmeyenler öyle bakacak hehe :D
Filmlerde falan duyduğumuz "lanet olsun" tarzındaki çevirilier mesela. Tamam anlıyorum tabi ki direkt olarak çeviremezler adamlar da herşeyi de öyle çevirmezler ki... Neyse bu konu zaten halk arasında da fazlasıyla konuşulan bir konu (ben nerdenim ki hmmm :D)
Asıl yazmak istediğim Heroes dizisiyle ilgili bi anımdı. Günlerden birgün bi arkadaşla izlerken Heroes u benim ustalıkla bulduğum altyazının konuşmalardan önce gittiğini fark ettik. Sonra ben birkaç yerde denedim ki bakalım İngilizceye çevirebilecek miyim? Yok arkadaş her seferinde mi yanlış olur. Altta Türkçe yazan yazıyı gayet güzel İngilizceye çeviriyorum ben, orda Sylar gidiyor başka cümle kuruyor. Hadi tek başıma olsam neyse, arkadaşta onaylıyor benim çevirimi. Kısacası bilmiyorum yani, ya bizim çevirmenlerde bi problem var ya da bizde. Yorum size kalmış :D
Bir de muhtemelen haksızım ama buna da değinmek istiyorum. Filmlerin orjinal adı neden değiştirilir? Tamam belki konuya bağlı olarak değiştiriyorsun da o kadar da olmaz ki ya. Görürsünüz yakında "Alone" diye bir film var. Üstüne kocaman yazmışlar "İçimdeki Şeytan". Bıraksanıza filmin adı "Yalnız" olsun, sizin yorumlarınızı neden okumak zorundayız ki biz yahu?
Neyse geliyorum şarkılara. Caner'le birlikte tescilleyip bayağı güldük bunlara az önce, direkt olarak siteden buraya kopyalıyorum şimdi. Şarkı Evanescence - Understanding (original) (aaah Amy Lee (L) :D) Neyse gelelim sözlere:
Biliyorum bayağı hacimli bir yazı oldu ama bu şikayetimi dile getirmek istedim fazlasıyla :D şarkının tam çevirisne bakmak isteyenler için (tam çeviri?)http://ceviri.alternatifim.com/data.asp?ID=1867&sarki=Understanding(Original)&sarkici=Evanescence&ok=1 linkte burda işte :D
Bunu okuduktan sonra gidip bir bardak soğuk su içiniz, ancak ayılırsınız, hatta ki İngilizce seviyeniz çok iyiyse daha fazlasını yapabilirsiniz suyla (kafa aşağı boca etmek gibi) alternatif çok :D Hadi görüşmek üzere. Baş baş...
Çevirmenlerimizin gerek dizilerde gerek filmlerde gerekse şarkı sözlerinde yaptıkları saçma sapan çeviriler üzerine ortaya çıkmış bir yazıdır bu. Öncelikle dizi ve filmlere değineyim daha sonra şarkı çevirileriyle ilgili örnekleri bizzat buraya aktaracağım. İngilizce bilen okuyucularım anlayacak, bilmeyenler öyle bakacak hehe :D
Filmlerde falan duyduğumuz "lanet olsun" tarzındaki çevirilier mesela. Tamam anlıyorum tabi ki direkt olarak çeviremezler adamlar da herşeyi de öyle çevirmezler ki... Neyse bu konu zaten halk arasında da fazlasıyla konuşulan bir konu (ben nerdenim ki hmmm :D)
Asıl yazmak istediğim Heroes dizisiyle ilgili bi anımdı. Günlerden birgün bi arkadaşla izlerken Heroes u benim ustalıkla bulduğum altyazının konuşmalardan önce gittiğini fark ettik. Sonra ben birkaç yerde denedim ki bakalım İngilizceye çevirebilecek miyim? Yok arkadaş her seferinde mi yanlış olur. Altta Türkçe yazan yazıyı gayet güzel İngilizceye çeviriyorum ben, orda Sylar gidiyor başka cümle kuruyor. Hadi tek başıma olsam neyse, arkadaşta onaylıyor benim çevirimi. Kısacası bilmiyorum yani, ya bizim çevirmenlerde bi problem var ya da bizde. Yorum size kalmış :D
Bir de muhtemelen haksızım ama buna da değinmek istiyorum. Filmlerin orjinal adı neden değiştirilir? Tamam belki konuya bağlı olarak değiştiriyorsun da o kadar da olmaz ki ya. Görürsünüz yakında "Alone" diye bir film var. Üstüne kocaman yazmışlar "İçimdeki Şeytan". Bıraksanıza filmin adı "Yalnız" olsun, sizin yorumlarınızı neden okumak zorundayız ki biz yahu?
Neyse geliyorum şarkılara. Caner'le birlikte tescilleyip bayağı güldük bunlara az önce, direkt olarak siteden buraya kopyalıyorum şimdi. Şarkı Evanescence - Understanding (original) (aaah Amy Lee (L) :D) Neyse gelelim sözlere:
That's the way the human mind works
(O yolda insani düşünceler çalışır)
**
(Can't wash it all away)((Uzaktan yıkayamaz mısın?))(Can't wish it all away)((Uzaktan dileyemez misin?))(Can't hope it all away)((Uzaktan umamaz mısın?))(Can't cry it all away)((Uzaktan ağlayamaz mısın?)) **
The pain that grips you(Acı seni sımsıkı tutuyor)The fear that binds you(Korku seni bağlıyor)Releases life in me(Bendeki hayatı serbest bırak) **
When the darkness fades away(Karanlık uzağa solduğunda)The dawn will break the silence(Şafak sessizlikle kırılacak) **
Can't fight it all away(Uzaktan savaşamaz mısın?)Can't hope it all away(Uzaktan umamaz mısın?)Can't scream it all away(Uzaktan bağıramaz mısın?)(Uzaktan bağıramaz mısın?)It just won't fade away,(Uzaktan doğru solmayacak)
Biliyorum bayağı hacimli bir yazı oldu ama bu şikayetimi dile getirmek istedim fazlasıyla :D şarkının tam çevirisne bakmak isteyenler için (tam çeviri?)http://ceviri.alternatifim.com/data.asp?ID=1867&sarki=Understanding(Original)&sarkici=Evanescence&ok=1 linkte burda işte :D
Bunu okuduktan sonra gidip bir bardak soğuk su içiniz, ancak ayılırsınız, hatta ki İngilizce seviyeniz çok iyiyse daha fazlasını yapabilirsiniz suyla (kafa aşağı boca etmek gibi) alternatif çok :D Hadi görüşmek üzere. Baş baş...
içerik
çevirmenlik,
dizi,
müzik
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)