yine yüzsüzlük yaptım evet. kabul ediyorum. bi tatilin içinde en az bi defa daha tatile çıkmadan duramıyorum ben. son 2 yıldır böyle oldu bu durum. sonum hayrola diyelim.
pazartesi günü kalktım ben sabah erkenden okur. Erzurum'a doğru yola çıktım. eski dostları görmek düşüncesiyle beraber böyle bir karar aldım ve bayramın hemen sonrasında da gerçeğe dönüştürdüm bunu. Burak orda değildi ne yazık ki ancak Sait, Ayşegül, Asena, Merve ve Nurbanu'yu gördüm geldim.
pazartesi sabahı zaten erken kalkmış olmanın verdiği o kendini çok salak hissetme durumu yetmiyordu bana, bir de otobüsümsü araçta bolca sinir stres yaşadım ben. öncelikle saat 8 arabası tamı tamına 40 (KIRK) dakika geç kalktı. bi ara dedim ki bu vasıta acaba bataklıktan falan yeni mi çıkartıldı ki dedim. saymaya kalkmadım ama en az 20 adet sinek olduğundan eminim içerde. zaten ilerleyen vakitlerde de sayıları ikiyi bulan (ki bu benim için önemli derecede büyük bir sayı) arılar benim dibimdeki camı ziyaret etmeye karar verdiler. zaten böcekleri sevmeyen ben bir de hayatı boyunca arı tarafından sokulmamış olunca, hayli korku dolu dakikalar yaşadım. bir tanesini kitabımın (kültürlüyüm diyorum, altta mesaj var bakın) ayracıyla o arılardan bir tanesini itekledim. hala daha ses duyunca acaba o arı geri mi geldi diye korkuyorum hafiften...
bi ara da bi kadın bindi vasıtaya, bi ufak bi de büyük oğluyla beraber. baktı benim yanım boş, yan sıramdaki adamın da yanı boş. sonra sanırım bir daha baktı ve benden korktu, gitti yan sıradakinden benim yanıma geçmesini istedi. kadın da haklı bi yerde, uzun saçlı garip bi erkek, boynunda akrep kolyesi falan. belki de onu yiyeceğimden korktu. tabi ben bu korkuyu sezince kendimden şüphe etmeye başladım. acaba yer miyim ki diye korkmadım değil yani. sonra tam bu fikri kafamdan atacakken önümde bir kadın oturduğunu fark ettim. Allahım nasıl korktum nasıl korktum anlatamam, bi ara dedim yiyorum kesin. belki bi ısırık almışımdır. emin değilim :/ ama onun dışında normal besleniyorum yani. korkmayın...
iner inmez gittim kalacağım yere kaydımı yaptırdım sonra büyük bir sevinçle Saitle buluştuk, ardından bir süre sonra da Merve bize katıldı. bu sırada eski sınıfımdan da bolca kişi gördüm, özlemişim dedim ben buraları. ondan sonra bi baktık ki Merve eğer bi yere gideceksek arabayla gitmek zorundayız dedi. babasının arabasını almış meğersem. ehliyeti varmış. vay be dedim sonra. ilk kez bi yaşıtımın sürdüğü arabaya biniyorum. harbi çok ilginç geldi ama. demek ki dedim, biz büyümüşüz...
ancak daha sonra içime çok oturan (bkz: çok oturmak) bir durumla karşı karşıya kaldık. adamın biri sen kalk, koskoca Range Rover'ı git duvara doğru park edilmesi gereken park alanında duvara paralel park et. hala üzülüyorum. acaba o satıcı bu adamın böyle yapacağını bilse satar mıydı diye soruyorum kendime. arabanın dili olsa nasıl söver bu sahibe bunu soruyorum. çok acıydı yani okur, anlatamam...
sonra da the expendables adlı filmi izledik. o kadar ayarlı bir şekilde geç girdik ki filme, tam izleyici kitlesinin gösterildiği yerde girmişiz. hiç reklam izlemeden izledik diye filmin güzelliği böyle on yirmi kat falan arttı yani. sağlam kadroluydu film de Arnold amca biraz daha oynayabilirdi bence. kısmet tabi...
ha size hııı amcadan bahsetmem lazım bir de. oda arkadaşım Mehmet Ali Birand'ın birazcık farklı modeliydi. ııııı diye takılmıyordu, ancak ben konuşurken her daim hııı diye takılıyordu. çok ilginçti...
ertesi gün de Ayşegül, Asena ve Nurbanu'yla buluştuk. Sait zaten 3 günümün ortak elemanıydı. hepsini kapsadı sağolsun. bolca muhabbet ettik. sonra gittik koskocaman bi pizza yedik. Ayşegül bana zorla kenarlarını da yedirtti. bunu unutmadım bak, okulda çekeceksin. burayı muhtemelen okumayacağını bildiğimden burdan uyarıyorum, demedi deme! :)
sonra bi masa hokeyi oynamışız. akıllara ziyan. Ayşegül, Asena'yı sakatladı falan. o derece bi oyundu. zaten takımlar o kadar sık değişti ki 4 maçın da bir kazanan takımı yok yani. çok çok güzeldi ama...
o gün akşam da İkea'nın yeni reklamının çok hoş olduğu gözlerimden kaçmadı. herkesin hah ve hıh sesleri çıkardığı reklam hani.
bugün de sabahtan Saitle kahvaltı yaptık, gezdik tozduk derken yine sonunda o aynı vasıtaya bindiğim bir yolculukla buraya geri geldim. bu sefer de vasıtada aslında tek kişilik yer olmasına rağmen muavinlerin uğraşarak 2 kişilik bayan yeri yapma çabalarına şahit oldum. böylece hem o iki bayan hem de yanlarındaki iki bay vasıtaya binecekti muavinlerce. çok şükür binmediler ve son derece yavaş bir şekilde evime geldim... sağolsunlar ki canımla eş değer derecede sevdiğim kulaklıklarım yanımdaydı...
kısacası yolculuk kısımları hariç pek güzel bir tatil yaptım okur. bence sen de yap. kalk git eskilerden birilerini gör gel. çok hoş. öyle yani...
şimdilik baş baş... inşallah kısa süre sonra görüşmek üzere...
oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15.9.10
3.3.10
yurttan nağmeler/13.5
başlıkla ilgili açıklama: niye mi 13 değil? pek çok kişi sevmez ya o sayıyı, ben o yüzden inadına çok severim. ayın 13 lerinde ya da 13 le ilgili hiçbi bişeyde işlerim ters gitmedi. benim için inadına "uğurlu" bi sayıdır o. kıyamadım dedim 13.5 olsun dedim
atlasjet (bir thy markası) uçaklarından bir tanesinde de "13" numaralı koltuk sırasının olmadığına şahit oldum okur. sizlerle de paylaşayım istedim
bu yazıda korkutucu bişeyler yazayım isterdim de sayı uğruna, yok öyle hikayelerim. kampüs yaşamının sanki renklenmiş mi olduğundan bahsedeceğim size. nedendir bilinmez, pek bi eğlenceli geçiyor geldiğimden beri. guitar hero mu? langırt? belki de bilardo? or, ooooor (Barney alıntısı) arkadaş ortamım birbirine daha da ısınmıştır belki de. eğlenecek bişeyler bulabilmek zevkli okurlar. gelin evde kalanlar 1 hafta yurtta kalsın, hatta beğenirlerse arada kendi aramızda değişim programı yaparız haftalık falan? ev yüzü görürüz biz de hem fena mı?
size son favorimden bahsetmek istiyorum. "the annoying orange" aman Allah'ım bir portakal bu kadar sinir bozucu olamaz dedirten kısa skeç mi desem, animasyondur belki de, onlardan işte kendisi. girin izleyin derim. the annoying orange a bağlı olarak ta etrafta "hey, hey apple. hey apple. apple. hey apple" diye dolaşırsam şaşırmayın
bir de bugün antrenmanda (saat itibariyle dün) farklı bişeyler oldu. "sinüs patlaması falan olmuştur" muş olay. önemli değilmiş galiba da hayırlısı. böyle yüzerken vücut sıkıldı sanırım kendi kendine bi değişiklik yapmaya karar verdi. böyle de garibim işte, durduk yere patlattım sinüsü geldim. kısmet dimi Caner? bi de dimi Murat?
neyse sevgili okur gece gece çok yazdım. kollarım pek tutmuyor antrenman dolayısıyla. aynı oranda tutmayan bacaklarımın beni yatağıma çıkartabilmesini temenni ederekten sizlere hoşçakalın diyorum
hoşçakalıııın ;)
atlasjet (bir thy markası) uçaklarından bir tanesinde de "13" numaralı koltuk sırasının olmadığına şahit oldum okur. sizlerle de paylaşayım istedim
bu yazıda korkutucu bişeyler yazayım isterdim de sayı uğruna, yok öyle hikayelerim. kampüs yaşamının sanki renklenmiş mi olduğundan bahsedeceğim size. nedendir bilinmez, pek bi eğlenceli geçiyor geldiğimden beri. guitar hero mu? langırt? belki de bilardo? or, ooooor (Barney alıntısı) arkadaş ortamım birbirine daha da ısınmıştır belki de. eğlenecek bişeyler bulabilmek zevkli okurlar. gelin evde kalanlar 1 hafta yurtta kalsın, hatta beğenirlerse arada kendi aramızda değişim programı yaparız haftalık falan? ev yüzü görürüz biz de hem fena mı?
size son favorimden bahsetmek istiyorum. "the annoying orange" aman Allah'ım bir portakal bu kadar sinir bozucu olamaz dedirten kısa skeç mi desem, animasyondur belki de, onlardan işte kendisi. girin izleyin derim. the annoying orange a bağlı olarak ta etrafta "hey, hey apple. hey apple. apple. hey apple" diye dolaşırsam şaşırmayın
bir de bugün antrenmanda (saat itibariyle dün) farklı bişeyler oldu. "sinüs patlaması falan olmuştur" muş olay. önemli değilmiş galiba da hayırlısı. böyle yüzerken vücut sıkıldı sanırım kendi kendine bi değişiklik yapmaya karar verdi. böyle de garibim işte, durduk yere patlattım sinüsü geldim. kısmet dimi Caner? bi de dimi Murat?
neyse sevgili okur gece gece çok yazdım. kollarım pek tutmuyor antrenman dolayısıyla. aynı oranda tutmayan bacaklarımın beni yatağıma çıkartabilmesini temenni ederekten sizlere hoşçakalın diyorum
hoşçakalıııın ;)
17.2.10
yurttan nağmeler/12
selam genç yaşlı tüm okuyucular. okuluma yurduma döndüm, kaç gündür sizlere yazı yazasım vardı da erteliyordum. bugün de ertelenmiş hali bu zaten, yapacak bişey bulamadım yazıyorum gibi bi olay
neyse arkadaş yurdu özlemişim yarı resmen yahu. çok ilginç bir şey, insan evinden sonra neden ister ki yurtta kalmak? yurt bahane ortam şehane, uuu :p geldim özlemişim buraları, yeni sınıfımla tanıştım. hoş gibiler, hocamız da iyi gibi görünüyor. ancak Sema Hoca ya her daim saygılar...
işin garibi bugün kitapta "erkekler ve bayanlar arasındaki iletişim problemleri" diye konu var diye hoca gitti bizi ayırdı erkekler kızlar olarak. sınıfta düşman olduk nerdeyse kanlı bıçaklı. yarına unutsalar bari. ne oldu demiştim?
bir de size guitar hero demem lazım. daha önce öve öve bitirememiş olsam da. bizim oyun salonumuza 3 adet gelmiş kendisinden. çok zevkli arkadaşlar. geçin başına çalın söyleyin. bayağı zevkli hani. bugün guitar hero ya diye çarşıya çıkıp kendimi kızılayda buldum, oyun da oynayamadık ama yeni insanlarla tanışmış oldum. beni okumaya başlarlar da eski yazılarımı okurlar ise bu selamımı da görmüş olurlar buralardan
haaağ, 2 de kalan son arkadaşların hepsi benim yurda aynı odaya çıktı. şansa bak sen müdürün yaptığı ufak ufak ayaklara rağmen ben de taşındım yanlarına. bizim binayı görüyor yeni odamın penceresi..
sizlere son olarak 14 şubatta aldığım bir adet kartı paylaşacağım. kendisi Anadolu Jet (bir THY markasıdır) tarafından verilen sevgililer günü kartı ve çikolatasıdır. o çikolatanın şekli kalp olmalıydı aslen ama eridi tabi ben resmini çekene kadar yurda getirip. neyse buyrun yiyin:

gününüz geceniz hoş olsun, baş baş...
neyse arkadaş yurdu özlemişim yarı resmen yahu. çok ilginç bir şey, insan evinden sonra neden ister ki yurtta kalmak? yurt bahane ortam şehane, uuu :p geldim özlemişim buraları, yeni sınıfımla tanıştım. hoş gibiler, hocamız da iyi gibi görünüyor. ancak Sema Hoca ya her daim saygılar...
işin garibi bugün kitapta "erkekler ve bayanlar arasındaki iletişim problemleri" diye konu var diye hoca gitti bizi ayırdı erkekler kızlar olarak. sınıfta düşman olduk nerdeyse kanlı bıçaklı. yarına unutsalar bari. ne oldu demiştim?
bir de size guitar hero demem lazım. daha önce öve öve bitirememiş olsam da. bizim oyun salonumuza 3 adet gelmiş kendisinden. çok zevkli arkadaşlar. geçin başına çalın söyleyin. bayağı zevkli hani. bugün guitar hero ya diye çarşıya çıkıp kendimi kızılayda buldum, oyun da oynayamadık ama yeni insanlarla tanışmış oldum. beni okumaya başlarlar da eski yazılarımı okurlar ise bu selamımı da görmüş olurlar buralardan
haaağ, 2 de kalan son arkadaşların hepsi benim yurda aynı odaya çıktı. şansa bak sen müdürün yaptığı ufak ufak ayaklara rağmen ben de taşındım yanlarına. bizim binayı görüyor yeni odamın penceresi..
sizlere son olarak 14 şubatta aldığım bir adet kartı paylaşacağım. kendisi Anadolu Jet (bir THY markasıdır) tarafından verilen sevgililer günü kartı ve çikolatasıdır. o çikolatanın şekli kalp olmalıydı aslen ama eridi tabi ben resmini çekene kadar yurda getirip. neyse buyrun yiyin:
gününüz geceniz hoş olsun, baş baş...
12.2.10
oyun çılgınlığı
ne kadar çılgın bir insan oldum ben yahu, kaçıncı çılgınlıklı yazım bu bilmiyorum ama oldu sanki epey, heheh
neyse, çıldırdım arkadaşlar. boş zaman deli etti beni. ne oynasam ne oynasam şeklinde dönüp dolaşıyorum. zaten bioshock 2 oynuyorum da sindire sindire zevkini alarak oynuyorum. yoksa modern warfare lerdeki gibi çat diye biter falan, gerek yok hiç.
onun dışında zaten facebook sağolsun oyun ve video sitesine döndü. oranın oyunlarında vakit öldürüyorum biraz da. en sık oynadığım texas hold'em poker. bi kaybedip bi çıkmasam tam olacak sevgili okur. şans gönder bana, bişey yap. olmadı oyuna giripte belli bi chip miktarına ulaşıp bıraktıysanız, chiplerinizi bana yönlendirseniz de olur. hadi okur, aslansın sen, yaparsın sen...
bi de bejeweled blitz oynuyorum. kendi listemde 3 haftadır birinci sıradayım, ama kendimle yarışmadan edemiyorum. elmasları birleştirip şangır şangır patlatıyorsunuz falan, zevkli. hem gelin bana rakip olun. kendimle yarışınca sıkılıyorum :p
sonraa scarab solarite var, farklı bi çeşit fal kendisi. girin görün valla özetlemesi güç bişey, uğraşamayacağım şimdi onunla
son olarak ta bouncing balls var. o da eski klasik oyunlardan, top üstüne top atıyorsun falan filan. ama orda bi türlü rekor kıramadım. azimliyim ama olmuyor. hayırlısı diyorum.
başka önerileriniz olursa beklerim arkadaşlar. aynı oyunlar sıkmasın. hem siz de girin nasibinizi alın o oyunlardan, gençken yapılacak 101. şey diye başlayıp devam ediyor onlar sırayla ;)
bir de şu paylaşım çılgınlığı var okurum. değinmeden edemem. o çılgınlığa henüz sarmadım ben çok şükür de geçen gün baktım, bir adet arkadaşım 3 er 5 er dk lık bi dünya klibi 1(bir)er dk arayla paylaştı. yavaş ol diyecektim de baktım hızını alamamış görmez beni falan bıraktım öyle. biraz sakin olalım arkadaşlar. izlemeden paylaşmayalım en azından, ayıp ama...
bu gecelik bu kadar benden, yurduma dönünce farklı olaylar falan olur anlatırım yine. hadi baş baş...
neyse, çıldırdım arkadaşlar. boş zaman deli etti beni. ne oynasam ne oynasam şeklinde dönüp dolaşıyorum. zaten bioshock 2 oynuyorum da sindire sindire zevkini alarak oynuyorum. yoksa modern warfare lerdeki gibi çat diye biter falan, gerek yok hiç.
onun dışında zaten facebook sağolsun oyun ve video sitesine döndü. oranın oyunlarında vakit öldürüyorum biraz da. en sık oynadığım texas hold'em poker. bi kaybedip bi çıkmasam tam olacak sevgili okur. şans gönder bana, bişey yap. olmadı oyuna giripte belli bi chip miktarına ulaşıp bıraktıysanız, chiplerinizi bana yönlendirseniz de olur. hadi okur, aslansın sen, yaparsın sen...
bi de bejeweled blitz oynuyorum. kendi listemde 3 haftadır birinci sıradayım, ama kendimle yarışmadan edemiyorum. elmasları birleştirip şangır şangır patlatıyorsunuz falan, zevkli. hem gelin bana rakip olun. kendimle yarışınca sıkılıyorum :p
sonraa scarab solarite var, farklı bi çeşit fal kendisi. girin görün valla özetlemesi güç bişey, uğraşamayacağım şimdi onunla
son olarak ta bouncing balls var. o da eski klasik oyunlardan, top üstüne top atıyorsun falan filan. ama orda bi türlü rekor kıramadım. azimliyim ama olmuyor. hayırlısı diyorum.
başka önerileriniz olursa beklerim arkadaşlar. aynı oyunlar sıkmasın. hem siz de girin nasibinizi alın o oyunlardan, gençken yapılacak 101. şey diye başlayıp devam ediyor onlar sırayla ;)
bir de şu paylaşım çılgınlığı var okurum. değinmeden edemem. o çılgınlığa henüz sarmadım ben çok şükür de geçen gün baktım, bir adet arkadaşım 3 er 5 er dk lık bi dünya klibi 1(bir)er dk arayla paylaştı. yavaş ol diyecektim de baktım hızını alamamış görmez beni falan bıraktım öyle. biraz sakin olalım arkadaşlar. izlemeden paylaşmayalım en azından, ayıp ama...
bu gecelik bu kadar benden, yurduma dönünce farklı olaylar falan olur anlatırım yine. hadi baş baş...
9.2.10
I am a big daddy!
evet sevgili okur bugün kendi sınırlarımı aşmaya karar verdim elimden geldiğince. sizlere bir adet inceleme sunacağım. aslında sunacağım şey ne tam olarak bir inceleme ne de ön inceleme, zira ikisi için de şartları sağlamıyor :) neyse bakalım konumuz uzun zamandır beklediğim oyun "Bioshock 2" bu yazı bioshock oynamamış olanlar için fazlasıyla garip gelebilir, kendimce yaptığım bir inceleme ve hayranlık ürünü bir yazıdır...
neyse oyun raflarda yer aldıktan yaklaşık 1 saat sonra falan muhtemelen internete de düşmüş olacak ki oyun şu anda elimin altında mevcut, az biraz oynadım gelip sizlere oyunun mükemmelliklerinden bahsedeyim istedim.
hikayeye bi kadının kafamıza zorla sıktırmasını gösteren bi introyla başlıyoruz, ardından nasıl başarmışsak 10 yıl sonra uyanıyoruz. biz bu oyunda şu minik kızkardeşleri korumakla görevli big daddy adlı robotlardanız. ancak şöyle bir özelliğimiz var ki rapture da üretilmiş ilk prototipiz ve diğer big daddy lerin aksine kendi kendimize düşünme ve plasmid kullanma gibi ayrıcalıklarımız var. düşünün şenliği artık
geçen oyunda en büyük düşmanlarımız big daddylerdi, hala daha da big daddylerle savaşmak zorunda olduğumuz yerler var, onların evlatlıklarını evlatlık alarak adam topluyoruz falan filan. ancak bu oyundaki en büyük düşmanımız big sister. okuduğum birkaç yere göre evrim geçirmiş bir little sister mış aslında kendisi. oyunda bir tane var o mu düşman yoksa birden fazla mı gelecek hiçbir fikrim yok ne yazık ki. ancak kendisinin fazlasıyla atik olması bayağı zorlu bir düşmana çeviriyor onu
oyundaki en büyük avantajlarımızdan bir tanesi yakın dövüşte fazlasıyla güçlü olan drill'e sahip olmamız. gömüyoruz ölüyorlar, o derece. aynı zamanda geçen oyundakinin aksine plasmid ve silah arasında geçiş yapmak yerine aynı anda hem plasmid hem silah kullanabiliyoruz. birinci oyunda insandık o kadar zeki değildik siz düşünün artık. eve bittiğinde varsa eve hypo yu beklemeden kendi kendine kullanmakta avantajlı bir durum olmuş. ayrıca izlediğim birkaç ön inceleme videosuna göre de plasmidleri bir arada kullanabilmek gibi bir özellikte var ama henüz çözemedim onu. alet hackleme tarzı olayları da farklı bir boyuta taşımışlar, uzaktan hackleme gibi bir seçeneğimiz mevcut

sanki geçen oyun bizi grafikleriyle yeterince büyülememiş, su efektini harika kullandıkları yetmemiş gibi, bu oyunda bizi o mükemmel okyanus atmosferinin içine de sokmuşlar sevgili okur. tepemden geçen balıkların gölgeleri beni mutlu ederdi bioshock ta ancak bioshock 2 de bizzat balıkların dibinizden geçmesi, bir köpekbalığının "zınk" efektiyle önünüzden geçip gitmesi mutlu etmiyor değil oyuncuyu. hatta buyrun size direkt olarak oyun sırasında alınmış bir adet ss:

e artık daha birşey demeye ihtiyaç duymuyorum. fps sever, hatta fantastik fps mükemmel olur derseniz, de hadi buyrun. oynamadıysanız önce bioshock ardından bioshock 2 oynayın derim
başka yazılarda görüşmek dileğiyle, baş baş...
dipnot: oyunların hikayeleri şimdiye kadar göründüğü kadarıyla pek bağlantılı görünmüyor ama emin olamamaktayım
neyse oyun raflarda yer aldıktan yaklaşık 1 saat sonra falan muhtemelen internete de düşmüş olacak ki oyun şu anda elimin altında mevcut, az biraz oynadım gelip sizlere oyunun mükemmelliklerinden bahsedeyim istedim.
hikayeye bi kadının kafamıza zorla sıktırmasını gösteren bi introyla başlıyoruz, ardından nasıl başarmışsak 10 yıl sonra uyanıyoruz. biz bu oyunda şu minik kızkardeşleri korumakla görevli big daddy adlı robotlardanız. ancak şöyle bir özelliğimiz var ki rapture da üretilmiş ilk prototipiz ve diğer big daddy lerin aksine kendi kendimize düşünme ve plasmid kullanma gibi ayrıcalıklarımız var. düşünün şenliği artık
geçen oyunda en büyük düşmanlarımız big daddylerdi, hala daha da big daddylerle savaşmak zorunda olduğumuz yerler var, onların evlatlıklarını evlatlık alarak adam topluyoruz falan filan. ancak bu oyundaki en büyük düşmanımız big sister. okuduğum birkaç yere göre evrim geçirmiş bir little sister mış aslında kendisi. oyunda bir tane var o mu düşman yoksa birden fazla mı gelecek hiçbir fikrim yok ne yazık ki. ancak kendisinin fazlasıyla atik olması bayağı zorlu bir düşmana çeviriyor onuoyundaki en büyük avantajlarımızdan bir tanesi yakın dövüşte fazlasıyla güçlü olan drill'e sahip olmamız. gömüyoruz ölüyorlar, o derece. aynı zamanda geçen oyundakinin aksine plasmid ve silah arasında geçiş yapmak yerine aynı anda hem plasmid hem silah kullanabiliyoruz. birinci oyunda insandık o kadar zeki değildik siz düşünün artık. eve bittiğinde varsa eve hypo yu beklemeden kendi kendine kullanmakta avantajlı bir durum olmuş. ayrıca izlediğim birkaç ön inceleme videosuna göre de plasmidleri bir arada kullanabilmek gibi bir özellikte var ama henüz çözemedim onu. alet hackleme tarzı olayları da farklı bir boyuta taşımışlar, uzaktan hackleme gibi bir seçeneğimiz mevcut

sanki geçen oyun bizi grafikleriyle yeterince büyülememiş, su efektini harika kullandıkları yetmemiş gibi, bu oyunda bizi o mükemmel okyanus atmosferinin içine de sokmuşlar sevgili okur. tepemden geçen balıkların gölgeleri beni mutlu ederdi bioshock ta ancak bioshock 2 de bizzat balıkların dibinizden geçmesi, bir köpekbalığının "zınk" efektiyle önünüzden geçip gitmesi mutlu etmiyor değil oyuncuyu. hatta buyrun size direkt olarak oyun sırasında alınmış bir adet ss:

e artık daha birşey demeye ihtiyaç duymuyorum. fps sever, hatta fantastik fps mükemmel olur derseniz, de hadi buyrun. oynamadıysanız önce bioshock ardından bioshock 2 oynayın derim
başka yazılarda görüşmek dileğiyle, baş baş...
dipnot: oyunların hikayeleri şimdiye kadar göründüğü kadarıyla pek bağlantılı görünmüyor ama emin olamamaktayım
1.2.10
tatil içinde tatile çıkmak
evet sevgili okur. bunu yapacağım. yaparım bunu ben. (birisine aitti o ikisinden birisi, her kim ise selamlar olsun ona) duyar gibiyim sanki "yeter be insan. okurken bi dünya gezdiğin yetmiyor muydu daha nereye gidiyorsun?" şeklinde serzenişler. ki bunu yapanların bir kısmı üst sınıflardan hatta ailemden insanlar. "ben görürüm seni seneye keh keh" şeklinde bi tehditlerle karşı karşıyayım.
neyse işin özü yarın Erzurum yolcusuyum. çok çok görmek istediğim 5 adet insanla konuştum, onun dışında çok çok beni görmek isteyen varsa Erzurum okuyucularımdan (ya da Erzurum okuyucum varsa mı demeliydim?) telefonumu biliyorlardır muhtemelen.
tatilimden biraz bahsedesim var sizlere. bilindiği üzere evime yeni gelmiş bulunmaktayım. sarıldık koklaştık özlemlerimizi giderdik ailemle. yatağımla da yaptım aynısını. doya doya uyuduk beraber. artık kaçıncı yılları olduğunu bilmediğim canım ayıcıklı nevresimlerimle hasret giderdik.
buraya gelirken ayağıma postallarımı bi güzel geçirdim hava kötüdür diye. tabi postalların burunları demirden olduğundan, daha önce de bahsettiğim havaalanlarındaki usta(!) güvenlik önlemleri üzerimdeki diğer her metali çıkartmış olmama rağmen bağıra çağıra bi de üstümü şu diğer aletle arasınlar diye beni yolladı iki sefer. ha bir de bunu anlamam bak. havaalanına girerken beni siz taramadınız mı? arada free shoplarda falan silah bomba cinsi şeyler mi satılıyor? onlardan alıp geçecek değilim ya uçağa. neyse yine kızdım bak. neyse bindik geçtik. koridor tarafında olup uçakta yanımda da bi bayan vardı. cam kenarını da boş görünce kadın sanırım benden korkmuş olacak ki "ben şuraya geçsem daha iyi olur sanırım" diyerekten kendi kendine gitti oraya oturdu. bunu sesli söylemesinin sebebi nedir henüz çözebilmiş değilim. sonunda bitti ya o yol ona da şükür.
dünde kayağa gittik. cins bi insan modeliyle daha karşılaştım demesem olmaz onu sizlere. tamam kaymayı unutmuşum bunu fark ettim önce. bunu itiraf etmem gerek. az birşey kayıp bıraktım sonrasında da. son kaydığımda yolun sağ tarafına sapıp istemsiz olarak bi kızı yere yığdım. haliyle ben de yığıldım. neyse yardım ettim falan fistan. annesi çıktı kızın "nası başardın ki sen onu yapmayı?" diye çemkirerekten. neyse dedim sakin ol Gökhan. bilerek gidip kaza mı yapar lan insanlar? cins insan. aşırı korumacı çirkef anne modeli seni. ayıp ama..
Caner bu paragraf sana armağanım ola:
sevgili okur bu tatilimin ilk haftasını Caner pek bi renklendirdi. beni üşengeçliğimden kurtardı. "la oğlum modern warfare 2 çok manyak olmuş bak oyna onu mutlaka" dedi. daha önce bunu defalarca duymama rağmen şimdiye kadar Caner'den aldığım hiçbir oyun tavsiyesinde pişman olmadığımdan yine dinledim onu. oynadım bitirdim. yok arkadaş bu adamla oyun zevklerimiz nasıl uyuşuyor bi anlayamadım gitti. saygılar sunuyorum sana. ayakta alkışlıyorum seni. ayrıca modern warfare ler bağlantılıymış onu bilmiyordum öğrenmiş oldum. bu sebepten sonra da 1 i bitirdim. ondan da pişman değilim. sırada 9 şubatta çıkacak olan bioshock 2 var. o zamana kadar da herhalde cod 2 yi de oynarım gibime geliyor. bioshock u da Caner'den almıştım bak okur. oyun kıtlığındaysanız Caner'den tavsiye alınız benim diyeceğim budur.
son olarak bir de burdan Flashforward yapımcılarına sesleniyorum. mart çok geç ağbi, nolur şu diziyi erken başlatın aağbi...
hadi şimdilik kaçtım ben. dönerim sonra bi ara ;)
dipnot: şu assassin's creed 2 de pc ye çıksa artık keşke dimi ama?
neyse işin özü yarın Erzurum yolcusuyum. çok çok görmek istediğim 5 adet insanla konuştum, onun dışında çok çok beni görmek isteyen varsa Erzurum okuyucularımdan (ya da Erzurum okuyucum varsa mı demeliydim?) telefonumu biliyorlardır muhtemelen.
tatilimden biraz bahsedesim var sizlere. bilindiği üzere evime yeni gelmiş bulunmaktayım. sarıldık koklaştık özlemlerimizi giderdik ailemle. yatağımla da yaptım aynısını. doya doya uyuduk beraber. artık kaçıncı yılları olduğunu bilmediğim canım ayıcıklı nevresimlerimle hasret giderdik.
buraya gelirken ayağıma postallarımı bi güzel geçirdim hava kötüdür diye. tabi postalların burunları demirden olduğundan, daha önce de bahsettiğim havaalanlarındaki usta(!) güvenlik önlemleri üzerimdeki diğer her metali çıkartmış olmama rağmen bağıra çağıra bi de üstümü şu diğer aletle arasınlar diye beni yolladı iki sefer. ha bir de bunu anlamam bak. havaalanına girerken beni siz taramadınız mı? arada free shoplarda falan silah bomba cinsi şeyler mi satılıyor? onlardan alıp geçecek değilim ya uçağa. neyse yine kızdım bak. neyse bindik geçtik. koridor tarafında olup uçakta yanımda da bi bayan vardı. cam kenarını da boş görünce kadın sanırım benden korkmuş olacak ki "ben şuraya geçsem daha iyi olur sanırım" diyerekten kendi kendine gitti oraya oturdu. bunu sesli söylemesinin sebebi nedir henüz çözebilmiş değilim. sonunda bitti ya o yol ona da şükür.
dünde kayağa gittik. cins bi insan modeliyle daha karşılaştım demesem olmaz onu sizlere. tamam kaymayı unutmuşum bunu fark ettim önce. bunu itiraf etmem gerek. az birşey kayıp bıraktım sonrasında da. son kaydığımda yolun sağ tarafına sapıp istemsiz olarak bi kızı yere yığdım. haliyle ben de yığıldım. neyse yardım ettim falan fistan. annesi çıktı kızın "nası başardın ki sen onu yapmayı?" diye çemkirerekten. neyse dedim sakin ol Gökhan. bilerek gidip kaza mı yapar lan insanlar? cins insan. aşırı korumacı çirkef anne modeli seni. ayıp ama..
Caner bu paragraf sana armağanım ola:
sevgili okur bu tatilimin ilk haftasını Caner pek bi renklendirdi. beni üşengeçliğimden kurtardı. "la oğlum modern warfare 2 çok manyak olmuş bak oyna onu mutlaka" dedi. daha önce bunu defalarca duymama rağmen şimdiye kadar Caner'den aldığım hiçbir oyun tavsiyesinde pişman olmadığımdan yine dinledim onu. oynadım bitirdim. yok arkadaş bu adamla oyun zevklerimiz nasıl uyuşuyor bi anlayamadım gitti. saygılar sunuyorum sana. ayakta alkışlıyorum seni. ayrıca modern warfare ler bağlantılıymış onu bilmiyordum öğrenmiş oldum. bu sebepten sonra da 1 i bitirdim. ondan da pişman değilim. sırada 9 şubatta çıkacak olan bioshock 2 var. o zamana kadar da herhalde cod 2 yi de oynarım gibime geliyor. bioshock u da Caner'den almıştım bak okur. oyun kıtlığındaysanız Caner'den tavsiye alınız benim diyeceğim budur.
son olarak bir de burdan Flashforward yapımcılarına sesleniyorum. mart çok geç ağbi, nolur şu diziyi erken başlatın aağbi...
hadi şimdilik kaçtım ben. dönerim sonra bi ara ;)
dipnot: şu assassin's creed 2 de pc ye çıksa artık keşke dimi ama?
2.9.09
minik Ankara trip
Evet tekrar gelmiş bulunmaktayım. 3 günlük ara ardından tekrar burdayım ve sanırım bu sefer yazacağım şeyler birazcık arttı :D
Öncelikle gidişten bahsetmek istiyorum sizlere. Özellikle havaalanlarındaki kendini güvenlik önlemi sanan önlemlere değinmek istiyorum. Çünkü gıcık kapmış durumdayım her cihazdan geçerken kemer çıkartma mevzusundan. Madem o kadar gelişmiş bi teknolojisin sen kemerimde ötmeyiversin. Aynı cihazlardan alışveriş merkezlerinde de var ama onlar ötmüyor. Nesin ki sen kemeri öttürünce ödül mü veriyorlar? Haaa?? Hatta dönüşte sırf uğraşmamak için kemersiz geldim, o derece... Neyse kızdım ettim sinirimi de dile getirdim devam edelim :) Bir de check-in de verilen kağıtta yazan "uçağa kabul kalkış saatinden 15 dk önce sona ermektedir" yazısının umarım bir gün gerçekleştiğini görürüm. Çünkü giderken kalkış saatinde binmeye başladık dönerken de kalkış saatine 15 dk kala. Burdan da bunu yapan tüm havayolu şirketlerine seslenmişte oldum iyice rahatladım, ohhh :D
Sonraaa gelelim bir de kuzenin hız tutkusuna. Ona da değinmeden geçemem, geçersem ayıp olur vs. vs. Pazar günü bizi aldığında 160 civarında bi hızla radara girip durdurulmadan geçtik bu işin ilk ilginç tarafıydı. İkinci ilginç tarafıysa sayesinde 205 i görmüş olduğum için 150 ye düştüğünde içimin rahat ettiğini hissetmemdi, oysa ki o bile fazladır bana :D Zaten dönüşte de 176 ile radara girip bu sefer durdurulduk o da acısı oldu işin...
Sonraa pazartesiye gelirsek gerekli bazı mercilere (merci yanlış olmuş olabilir) gittikten sonra meclis lojmanlarına dönüş yaptık babamla. Girdik Miraç var orda benim ilkokuldan yakın arkadaş, bi de Alican'ı aradık sonra. Ohh keyfe diyecek yok :D En son 2 yıl önce bi araya gelmiştik zaten. Miraç pek bize takılamasa da gece takıldık onla da. Bana biraz batak öğrettiler, öğretirken dalga geçtiler. Sonra ps3 e gittik. Her ne kadar beni pes e almayın beceremem nidalarım havada uçuşsa da 3 kişi oynadık 2 sefer. 2 sinde de beni alan takım yenildi. Demek ki neymiş, benimle pes oynanmayacakmış, kapiş? :D Ama sonra da smack down a girmişiz, Alican ve ben 1 olduk Miraç'ın kardeşi tek. Hatta biz ilk bikaç oyunda bir de bot aldık ama anca 2 kere yenebildik işte. Naparsın ama ben ringden Çağrı'nın adamın üstüne atlicam derken Alican'ın adama ya da bota atladığım için biraz zor oldu yenmelerimiz. Ancak 2 nakavtı da ben yaptım hakkım yenmesin lütfen :D Sonra bi de gece gece çıktık kuğulu park a gittik, Tunalı'da gezdik. Baya bi boştu ama gezdik eğlendik işte. Gecenin 2 sinde de yemeğe gittik aç insanlar olarak :D öyle güzel bi gün geçirdik kendileriyle. En kısa zamanda tekrarlanacak inşallah yine...
Başka naptık lan biz?... Durun az sonra bulur yazarım :D
< 2 dk sonra >
Yok düşündüm taşındım başka bişey bulamadım. Salı günü pek bişey yapmadık ama en güzeli gittik kaydımı yaptım geldik. Pek bi hafifledik pek bi rahatladık vs. vs.
Takvimlerimiz bugünü gösterince de çıktık geldik. En çok "Prototype" i özlemiş olacağım ki baya bi oynadım bugün. Bir de "Prison Break" 4. sezonu merak ediyordum 2 bölüm izleyerek devama başladım bugün. Sara döndü bi mutlu oldum falan. Öyle işte...
Bu yazımı pek bi sıkıcı buldum, kendi kendime sıkıcı oyu vereceğim. En azından sınırlı sayıdaki oylardan birini de arttırmış olurum böylece (bkz: okura sitem). Öyle böyle gittik geldik, sizi gördük mutlu olduk. Beni sabırla bekleyenleriniz var ise teşekkür ederim :D
Görüşürük
dipnot: başlıkla aynı isimde açmış olduğum face albümünde bu trip ten fotoğrafları bulabilirsiniz. Saygılar efem :)
Öncelikle gidişten bahsetmek istiyorum sizlere. Özellikle havaalanlarındaki kendini güvenlik önlemi sanan önlemlere değinmek istiyorum. Çünkü gıcık kapmış durumdayım her cihazdan geçerken kemer çıkartma mevzusundan. Madem o kadar gelişmiş bi teknolojisin sen kemerimde ötmeyiversin. Aynı cihazlardan alışveriş merkezlerinde de var ama onlar ötmüyor. Nesin ki sen kemeri öttürünce ödül mü veriyorlar? Haaa?? Hatta dönüşte sırf uğraşmamak için kemersiz geldim, o derece... Neyse kızdım ettim sinirimi de dile getirdim devam edelim :) Bir de check-in de verilen kağıtta yazan "uçağa kabul kalkış saatinden 15 dk önce sona ermektedir" yazısının umarım bir gün gerçekleştiğini görürüm. Çünkü giderken kalkış saatinde binmeye başladık dönerken de kalkış saatine 15 dk kala. Burdan da bunu yapan tüm havayolu şirketlerine seslenmişte oldum iyice rahatladım, ohhh :D
Sonraaa gelelim bir de kuzenin hız tutkusuna. Ona da değinmeden geçemem, geçersem ayıp olur vs. vs. Pazar günü bizi aldığında 160 civarında bi hızla radara girip durdurulmadan geçtik bu işin ilk ilginç tarafıydı. İkinci ilginç tarafıysa sayesinde 205 i görmüş olduğum için 150 ye düştüğünde içimin rahat ettiğini hissetmemdi, oysa ki o bile fazladır bana :D Zaten dönüşte de 176 ile radara girip bu sefer durdurulduk o da acısı oldu işin...
Sonraa pazartesiye gelirsek gerekli bazı mercilere (merci yanlış olmuş olabilir) gittikten sonra meclis lojmanlarına dönüş yaptık babamla. Girdik Miraç var orda benim ilkokuldan yakın arkadaş, bi de Alican'ı aradık sonra. Ohh keyfe diyecek yok :D En son 2 yıl önce bi araya gelmiştik zaten. Miraç pek bize takılamasa da gece takıldık onla da. Bana biraz batak öğrettiler, öğretirken dalga geçtiler. Sonra ps3 e gittik. Her ne kadar beni pes e almayın beceremem nidalarım havada uçuşsa da 3 kişi oynadık 2 sefer. 2 sinde de beni alan takım yenildi. Demek ki neymiş, benimle pes oynanmayacakmış, kapiş? :D Ama sonra da smack down a girmişiz, Alican ve ben 1 olduk Miraç'ın kardeşi tek. Hatta biz ilk bikaç oyunda bir de bot aldık ama anca 2 kere yenebildik işte. Naparsın ama ben ringden Çağrı'nın adamın üstüne atlicam derken Alican'ın adama ya da bota atladığım için biraz zor oldu yenmelerimiz. Ancak 2 nakavtı da ben yaptım hakkım yenmesin lütfen :D Sonra bi de gece gece çıktık kuğulu park a gittik, Tunalı'da gezdik. Baya bi boştu ama gezdik eğlendik işte. Gecenin 2 sinde de yemeğe gittik aç insanlar olarak :D öyle güzel bi gün geçirdik kendileriyle. En kısa zamanda tekrarlanacak inşallah yine...
Başka naptık lan biz?... Durun az sonra bulur yazarım :D
< 2 dk sonra >
Yok düşündüm taşındım başka bişey bulamadım. Salı günü pek bişey yapmadık ama en güzeli gittik kaydımı yaptım geldik. Pek bi hafifledik pek bi rahatladık vs. vs.
Takvimlerimiz bugünü gösterince de çıktık geldik. En çok "Prototype" i özlemiş olacağım ki baya bi oynadım bugün. Bir de "Prison Break" 4. sezonu merak ediyordum 2 bölüm izleyerek devama başladım bugün. Sara döndü bi mutlu oldum falan. Öyle işte...
Bu yazımı pek bi sıkıcı buldum, kendi kendime sıkıcı oyu vereceğim. En azından sınırlı sayıdaki oylardan birini de arttırmış olurum böylece (bkz: okura sitem). Öyle böyle gittik geldik, sizi gördük mutlu olduk. Beni sabırla bekleyenleriniz var ise teşekkür ederim :D
Görüşürük
dipnot: başlıkla aynı isimde açmış olduğum face albümünde bu trip ten fotoğrafları bulabilirsiniz. Saygılar efem :)
28.8.09
konu sıkıntısı
"I hate you Kars!!!!"
Evet içimdeki nefreti kustuktan sonra (yanlış anlaşılmasın bu nefretin sebebi sadece yapacak bişeyim olmayışıdır, yoksa ülkemin her bir tarafı güzeldir çok severim hepsini birden) yazıma başlıyorum artık. Dediğim gibi yapıp ettiğim bişey olmadığından ev dışında bişeyler yazmayı düşünmüyordum aslında Ankara'ya gidip gelene kadar. Duramadım işte ama :)
Aslında ne yazacağımı da pek bilmiyorum, o yüzden düşünüp düşünüp ara ara yazacağım buraya, arada belirtirim hatta kaçar dk geçtiğini güzel olur öyle bi :)
< 1 dk bile geçmeden >
Bu aralar unutkanlığım var o yüzden bu diyeceğimi hatırlamak yaklaşık 1 dk mı aldı, kusuruma bakmayın :D Fantastik oyun sıkıntısı çekiyordum geçenlerde, sonunda "mininova" ya girdim, oyunlar listesinde en çok seed alanlara baktım. İsmi en çok hoşuma giden "Prototype" oldu. Sadede gelirsek eğer indirdim kendisini (korsana evet diyorum) oyuna başladım. Son zamanlarda oynadığım en güzel fantastik oyunlardan biri haline geliverdi. Ne kadar çok oynun daha başında "Spider-Man: Web of Shadows" aklıma gelmiş olsa ve ilerledikçe başka oyunları da hatırlatsa yine de çok zevkli ve zevkini kaybetmeyen bir oyun. Fantastik oyun severlere diyeceklerim bu kadar :)
< 7-8 dk arası bişey >
Madem oyunlardan bahsettim bi de "The Sims 3" ile ilgili bişey demek istiyorum yüksek müsadenizle. Önceki oyunlarındansa daha bi güzel grafikleri olacağını sanıyordum ancak biraz çizgifilmimsi olmuş kendisi. Ancak kişilerde kilo, kas, yüzlerde ince detay ve hatta takıya kadar karışabilme işini sevdim doğrusu. Ayrıca Hilal'in verdiği isim olan "Ceren" i kullanarak kendime bir de eş yaptım, sarışın tatlı bi kız oldu. Bulursam öylesiyle evlenirim herhalde anca :D Hatta alın size biz :D
< 15 dk geçmiş bu sefer kontrol ettim :) >
Bu aralar msn de toplu konuşma çılgınlığı yaşamaktayım. Msn de çok top var :p (biliyorum kötü :D). Neyse işte galiba son 1 haftadır oluyor bu olay, herkes msn de oluyor, pek bi dolu oluyor msn. Toplu konuşmadan geçemiyorum msn e girdiğim sıralarda. Ki eğlenceli de oluyor. Msn den uzak kalmayın sizlerle de toplu konuşma yapalım vs. vs.
< 2 dk sonra >
Bakın yeni fark ettim, salı günü kayıt yaptırıp ODTÜ'lü oluyorum. Çok heyecanlı lan :D
< 5 dk sonra >
Tam aklıma yazacak bişey gelmişti ki facebook ta "dalin" reklamı gördüm. Çocuk olasım, dalinle yıkanasım geldi tekrardan :)
Şimdi asıl yazacağım konuya gelirsek, bir önceki yazıda bahsetmiştim sanırım "Paramore - Misery Business" şarkısından. O yazıdan kısa bi süre sonra da dayanamadım. Tüm diskografisini indirdim kendilerinin (hala korsana evet diyorum :D) Neyse işte gayet güzel çalmış söylemişler. Hayley Williams'ın gerek ses tonunun şekerliği gerek yaptığı yerinde vurgulamalar çok hoşuma gitti. Bunu da sizlerle paylaşayım istedim.
Neyse iyi güzel konusuzluktan 6 konu çıkarttım gurur duyuyorum kendimle. Herhalde bi dahaki yazım Ankara'dan döndükten sonra gelir, o zamana kadar "Hadi artık yazsın şu çocuk ta okuyup gülelim eğlenelim!" diye beklemeyin :D
Hadi şimdilik esen kalın, baş baş...
Evet içimdeki nefreti kustuktan sonra (yanlış anlaşılmasın bu nefretin sebebi sadece yapacak bişeyim olmayışıdır, yoksa ülkemin her bir tarafı güzeldir çok severim hepsini birden) yazıma başlıyorum artık. Dediğim gibi yapıp ettiğim bişey olmadığından ev dışında bişeyler yazmayı düşünmüyordum aslında Ankara'ya gidip gelene kadar. Duramadım işte ama :)
Aslında ne yazacağımı da pek bilmiyorum, o yüzden düşünüp düşünüp ara ara yazacağım buraya, arada belirtirim hatta kaçar dk geçtiğini güzel olur öyle bi :)
< 1 dk bile geçmeden >
Bu aralar unutkanlığım var o yüzden bu diyeceğimi hatırlamak yaklaşık 1 dk mı aldı, kusuruma bakmayın :D Fantastik oyun sıkıntısı çekiyordum geçenlerde, sonunda "mininova" ya girdim, oyunlar listesinde en çok seed alanlara baktım. İsmi en çok hoşuma giden "Prototype" oldu. Sadede gelirsek eğer indirdim kendisini (korsana evet diyorum) oyuna başladım. Son zamanlarda oynadığım en güzel fantastik oyunlardan biri haline geliverdi. Ne kadar çok oynun daha başında "Spider-Man: Web of Shadows" aklıma gelmiş olsa ve ilerledikçe başka oyunları da hatırlatsa yine de çok zevkli ve zevkini kaybetmeyen bir oyun. Fantastik oyun severlere diyeceklerim bu kadar :)
< 7-8 dk arası bişey >
Madem oyunlardan bahsettim bi de "The Sims 3" ile ilgili bişey demek istiyorum yüksek müsadenizle. Önceki oyunlarındansa daha bi güzel grafikleri olacağını sanıyordum ancak biraz çizgifilmimsi olmuş kendisi. Ancak kişilerde kilo, kas, yüzlerde ince detay ve hatta takıya kadar karışabilme işini sevdim doğrusu. Ayrıca Hilal'in verdiği isim olan "Ceren" i kullanarak kendime bir de eş yaptım, sarışın tatlı bi kız oldu. Bulursam öylesiyle evlenirim herhalde anca :D Hatta alın size biz :D

< 15 dk geçmiş bu sefer kontrol ettim :) >
Bu aralar msn de toplu konuşma çılgınlığı yaşamaktayım. Msn de çok top var :p (biliyorum kötü :D). Neyse işte galiba son 1 haftadır oluyor bu olay, herkes msn de oluyor, pek bi dolu oluyor msn. Toplu konuşmadan geçemiyorum msn e girdiğim sıralarda. Ki eğlenceli de oluyor. Msn den uzak kalmayın sizlerle de toplu konuşma yapalım vs. vs.
< 2 dk sonra >
Bakın yeni fark ettim, salı günü kayıt yaptırıp ODTÜ'lü oluyorum. Çok heyecanlı lan :D
< 5 dk sonra >
Tam aklıma yazacak bişey gelmişti ki facebook ta "dalin" reklamı gördüm. Çocuk olasım, dalinle yıkanasım geldi tekrardan :)
Şimdi asıl yazacağım konuya gelirsek, bir önceki yazıda bahsetmiştim sanırım "Paramore - Misery Business" şarkısından. O yazıdan kısa bi süre sonra da dayanamadım. Tüm diskografisini indirdim kendilerinin (hala korsana evet diyorum :D) Neyse işte gayet güzel çalmış söylemişler. Hayley Williams'ın gerek ses tonunun şekerliği gerek yaptığı yerinde vurgulamalar çok hoşuma gitti. Bunu da sizlerle paylaşayım istedim.
Neyse iyi güzel konusuzluktan 6 konu çıkarttım gurur duyuyorum kendimle. Herhalde bi dahaki yazım Ankara'dan döndükten sonra gelir, o zamana kadar "Hadi artık yazsın şu çocuk ta okuyup gülelim eğlenelim!" diye beklemeyin :D
Hadi şimdilik esen kalın, baş baş...
15.8.09
Değişiklik Zamanı
Eveet çok şükür üniversiteyi kazanmış olmamla beraber pek çok değişikliğin başlayacağı kesinleşmiş oldu ben de başlayayım değişikliklere diye düşündüm. Herkesin fark edeceği üzere blog şablonumu değiştirdim hem daha parlak iç açıcı oldu hem de yazılar artık daha büyük daha rahat okunur hala getirilmiş oldu. HTML bilgim olmadığı için zaten kendimce değişiklikler yapamıyorum ama olsun ben de şablon değiştiriyorum anca :)
Bir diğer değişiklik üniversite hayatına başlarken olacak ve yurda yerleşeceğim çok büyük bir ihtimalle. Yalnız kalmak nedir adam akıllı öğreneceğim. Daha önce de yalnız kaldım yalnız başıma Kıbrıs'a gittim de orduevinde zaten yemek hazır zaten tatil 1 hafta diye çamaşır derdi yok ütü yok falan filan pek bi rahattı yani :) Neyse işte bi de bunu öğrenmiş olacağız hayırlısı bakalım artık...
Gelelim eve tıkılmış durumdayken yaptığım aktivitelere. Caner de bahsetmiş çalar gibi oldum sankim (özürlerimi borç bilirim Caner) ama Guitar Hero dan bahsetmeden ben de geçemeyeceğim. 3 ve 4 ü indirdim ben geçenlerde. 3 zaten sadece gitar seçeneğiyle mevcut easy seviyede bitirdim oyunu. Sonra da 4 te bateri seçeneğini easy seviyede bitirdim yine ondan beridir bakmaz olmuştum. Sonra dün Caner bana youtube daki expert seviyede "Fade to Black" "One" çalan adamların videolarını atınca gaza geldim. Lan dedim bu adamlar yapıyor ben neden yapamayacak mışım ki dedim. Bi girdim expert e 20. notaya gelemeden şarkı bitiverdi :D Sonunda dank etti ki demek ki bu adamlar ya bunun kitini almış öyle çalıyorlar ya da wii de falan oynanıyor yoksa çok zor abi 5 nota çalmak klavyeden. Başaranlara tabi saygı duyuyorum, kendilerini ayakta alkışlıyorum. Normal seviyede gitar çalaraktan gidiyorum bakalım şimdilik :) Bi de 4 için bana USB mikrofon ödünç verecek var mıdır acaba aranızda bilmek isterim bunu da :)
Neyse bi de bu oyun vasıtasıyla "Paramore - Misery Businnes" şarkısını sizlere de tavsiye etmeden eylemeden geçemem ben, hep kendine hep kendine olmaz sonuçta :)
Haaa bi de geçen gittim kütüphaneye kitap aldım. Stephen King - Sadist. okuyan var mıdır bilmem ama mükemmel gidiyor kitap. Kitaptaki kadın harbi sadistmiş yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İlk cinayetini 11 yaşında işleyen kadından ne beklersin ki sen zaten :D
Son olarak 30 unda Ankara'dayım, 2 sinde dönüyorum sanırım geri. Sonra da 14 ünde gelip yerleşeceğim muhtemelen haberiniz olsun karşılama komitesini hazır edin :p
Sıkıcı bi yazı oldu ben bile yazarken sıkıldım be tüüü bana. Neyse sonra güzel de yazarım söz. Hadi görüşürüz :)
Bir diğer değişiklik üniversite hayatına başlarken olacak ve yurda yerleşeceğim çok büyük bir ihtimalle. Yalnız kalmak nedir adam akıllı öğreneceğim. Daha önce de yalnız kaldım yalnız başıma Kıbrıs'a gittim de orduevinde zaten yemek hazır zaten tatil 1 hafta diye çamaşır derdi yok ütü yok falan filan pek bi rahattı yani :) Neyse işte bi de bunu öğrenmiş olacağız hayırlısı bakalım artık...
Gelelim eve tıkılmış durumdayken yaptığım aktivitelere. Caner de bahsetmiş çalar gibi oldum sankim (özürlerimi borç bilirim Caner) ama Guitar Hero dan bahsetmeden ben de geçemeyeceğim. 3 ve 4 ü indirdim ben geçenlerde. 3 zaten sadece gitar seçeneğiyle mevcut easy seviyede bitirdim oyunu. Sonra da 4 te bateri seçeneğini easy seviyede bitirdim yine ondan beridir bakmaz olmuştum. Sonra dün Caner bana youtube daki expert seviyede "Fade to Black" "One" çalan adamların videolarını atınca gaza geldim. Lan dedim bu adamlar yapıyor ben neden yapamayacak mışım ki dedim. Bi girdim expert e 20. notaya gelemeden şarkı bitiverdi :D Sonunda dank etti ki demek ki bu adamlar ya bunun kitini almış öyle çalıyorlar ya da wii de falan oynanıyor yoksa çok zor abi 5 nota çalmak klavyeden. Başaranlara tabi saygı duyuyorum, kendilerini ayakta alkışlıyorum. Normal seviyede gitar çalaraktan gidiyorum bakalım şimdilik :) Bi de 4 için bana USB mikrofon ödünç verecek var mıdır acaba aranızda bilmek isterim bunu da :)
Neyse bi de bu oyun vasıtasıyla "Paramore - Misery Businnes" şarkısını sizlere de tavsiye etmeden eylemeden geçemem ben, hep kendine hep kendine olmaz sonuçta :)
Haaa bi de geçen gittim kütüphaneye kitap aldım. Stephen King - Sadist. okuyan var mıdır bilmem ama mükemmel gidiyor kitap. Kitaptaki kadın harbi sadistmiş yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İlk cinayetini 11 yaşında işleyen kadından ne beklersin ki sen zaten :D
Son olarak 30 unda Ankara'dayım, 2 sinde dönüyorum sanırım geri. Sonra da 14 ünde gelip yerleşeceğim muhtemelen haberiniz olsun karşılama komitesini hazır edin :p
Sıkıcı bi yazı oldu ben bile yazarken sıkıldım be tüüü bana. Neyse sonra güzel de yazarım söz. Hadi görüşürüz :)
12.7.09
blog özlemi
Evet sevgili okurlar tekrar ben geldim. Kısa bir tatilin ardından yine kısa bir süre (en çok 2-3 gün) buralardayım tekrardan. Neyse efendim size dedim bir önceki yazıda kuzenin kablosuzu sömürür tatil resimleri atarım falan ama resimler yolu geçip tatil mekanlarımda da bolca resim çekilip edildiğim için ekleyecek resim sayısı hayli arttı. E madem buraya bakıyorsunuz illa ki çoğunuzun bi facebook u falan vardır. Oraya atacağım resimleri birare sonra oralardan bakarsınız.
Hani ben bu kadar zamandır yokum ya ne yaptım ne ettim kesin merak etmişsinizdir(?). İşte en son ve en boş yazımı yazdıktan 2 gün kadar sonra Fethiye'ye geçtim dayımın yanına. Dayımın çalıştığı otelde güzelinden 3 gün geçirdim. En çok güldüğüm mevzu gittiğim sabah güvenlik arandığında geçen mevzuydu. Bir adet bayan müşteri şikayet etmiş "Horoz ötüyor" diye. Yani horozdan sabah sabah başka ne yapmasını bekleyebilirsin ki sen? Gitmişsin tatil köyüne ki ciddi köy mekanıydı. Tabi ki ötecek o hayvancağız. Yazık başka bi abim de bisikletle gidip suç mahaline susturdu mu ne yaptı ben de bilmiyorum. Kendime hoşsohbet birkaç abi arkadaş falan da edindim sonra gittim Antalya'ya.
Laaan orda bi lunapark var aranızda manyak olan herkese öneririm :) Ben ki şu zamana kadar binmiş olduğu en manyak cihaz makas olan (aka kamikaze-explorer vs.) kişi orda jüpiter ismi takılmış bir cihazla karşılaştım. Ufaktan mekanizmayı özetlersem makasın bi kolunu alıyorsun, alttaki kafesi çıkartıp yuvarlak platformu yapıştırıyorsun bir güzeel. Ardından platformumuz kendi ekseni etrafında dönerken bu makasımızın kolu da aynı şekilde dönüp duruyor. İşte aranızda benim gibi midesi bulanacağı kesinkes belli olduğu halde manyaklık peşinde bulunanlara o cihazı ve türevlerini öneririm. Yalnııız Hilal'i bilenler bilir yanınıza Hilal gibi bir organizma almayınız :):)
Başlığı da blog özlemi koydum dedim vardır yazacak bolca şeyim ama anca bu kadarcık çıktı yahu. Zaten güzel de olmadı lan ne beceriksizleştim bu aralar ben böyle...
Anaam sabaha da ÖSS puanları belli oluyor herkes için hayırlısı...
Ufak müjde (kime göre, neye göre?): Avatar'ı bitirdim How I Met Your Mother'a başladım. POP 1 i bitirdiğimi yazdım mı hatırlamıyorum ama POP 2 de bitti 3 e başladım. Neyse yine saçmaladım saçmalayacağım kadar hadi kaçem ben :)
Baş baş...
Hani ben bu kadar zamandır yokum ya ne yaptım ne ettim kesin merak etmişsinizdir(?). İşte en son ve en boş yazımı yazdıktan 2 gün kadar sonra Fethiye'ye geçtim dayımın yanına. Dayımın çalıştığı otelde güzelinden 3 gün geçirdim. En çok güldüğüm mevzu gittiğim sabah güvenlik arandığında geçen mevzuydu. Bir adet bayan müşteri şikayet etmiş "Horoz ötüyor" diye. Yani horozdan sabah sabah başka ne yapmasını bekleyebilirsin ki sen? Gitmişsin tatil köyüne ki ciddi köy mekanıydı. Tabi ki ötecek o hayvancağız. Yazık başka bi abim de bisikletle gidip suç mahaline susturdu mu ne yaptı ben de bilmiyorum. Kendime hoşsohbet birkaç abi arkadaş falan da edindim sonra gittim Antalya'ya.
Laaan orda bi lunapark var aranızda manyak olan herkese öneririm :) Ben ki şu zamana kadar binmiş olduğu en manyak cihaz makas olan (aka kamikaze-explorer vs.) kişi orda jüpiter ismi takılmış bir cihazla karşılaştım. Ufaktan mekanizmayı özetlersem makasın bi kolunu alıyorsun, alttaki kafesi çıkartıp yuvarlak platformu yapıştırıyorsun bir güzeel. Ardından platformumuz kendi ekseni etrafında dönerken bu makasımızın kolu da aynı şekilde dönüp duruyor. İşte aranızda benim gibi midesi bulanacağı kesinkes belli olduğu halde manyaklık peşinde bulunanlara o cihazı ve türevlerini öneririm. Yalnııız Hilal'i bilenler bilir yanınıza Hilal gibi bir organizma almayınız :):)
Başlığı da blog özlemi koydum dedim vardır yazacak bolca şeyim ama anca bu kadarcık çıktı yahu. Zaten güzel de olmadı lan ne beceriksizleştim bu aralar ben böyle...
Anaam sabaha da ÖSS puanları belli oluyor herkes için hayırlısı...
Ufak müjde (kime göre, neye göre?): Avatar'ı bitirdim How I Met Your Mother'a başladım. POP 1 i bitirdiğimi yazdım mı hatırlamıyorum ama POP 2 de bitti 3 e başladım. Neyse yine saçmaladım saçmalayacağım kadar hadi kaçem ben :)
Baş baş...
23.6.09
Boşluk
Evvvet, çok kısa bir aradan sonra tekrar ben. Msn den yapılan yorumlar doğrultusunda tekrar şevke gelmiş bulunup yazmaya koyuldum. Bugünkü konumuz boşluk:
"Boşluk nedir?" diyerek başlıyoruz konumuza. Boşluk çoğu zaman kişinin düştüğü tamamen psikolojik olan"hiçbir işe yaramama" hissidir. Ancak ben bugün çok daha güzel anlamda olan boşluktan bahsedeceğim. İçinde bulunduğum ve hiç şikayetçi olmadığım boşluk.
Sebebi çok şükür ki sınavı atlatmış olmam (birkaç yazıda daha bahsederim, her ne kadar atlatmış olsam da etkisi tam olarak kalkmadı sonuçda :D). Bu ne kadar güzel bir boşluktur Allah'ım. Şükürler olsun ki artık ne ders çalışmak zorundayım ne de başka bir şey :D 3 aylık istediğimi yaparım sürecim var ve bunu gerçekten güzel değerlendirmeyi düşünüyorum :D
Öncelikli olarak yaptığım iş, bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi bilgisayarımla bağlarımı birleştirmek. Bunu nasıl yapıyorum? Öncelikle oyunlar sayesinde (her ne kadar çoğu oyunumu Veysel sevmese de)(sanki ben onunkileri seviyorum hıh :P). Şu ana kadar "Crysis" ve "Crysis: Warhead" i bitirmiş bulunmaktayım. Şimdi "Prince of Persia" serisine başladım. Bundan sonrakiler konsunda henüz bi sıralama yapmadım ama elimdekileri sayayım. "Farcry 1-2" "The Matrix: Path of Neo" "The Sims 3" . Son olarakta Caner'den aldığım tavsiyeyle "Mirror's Edge" inmekte şu anda. Bu yaz çıkmasını beklediğim 2 tane de oyun var sırada. "Assassin's Creed 2" ve "Harry Potter 6". Temmuz başlamadan önceki şu son birkaç günümde (yani internetimden kopmadan önce) bana oyun tavsiyelerinde bulunmanızı rica etmekteyim sizlerden sevgili okuyucular :)
Diğer uğraşımsa tabiki internet :D bunu zaten burda olmam yeterince açıklıyor ya neyse. Son uğraşımsa arkadaşlarla gezmek tozmak boş boş yürümek vb. aktiviteler. En zevk aldığımda bu tabi ki... Ne garip adamım ben be. Burdan burdaki özellikle birkaç kişi için ayrılmak istemiyorum ancak bi yandan da Veysel için Mersin'e gitmeyi çok istiyorum. Bu da başka bi boşluk benim için :)
Neyse gayet gereksiz ve esprisiz bi yazı oldu sanırsam ama zaten başlıkta pek dolu sayılmaz :D
Son olarak ilk yazımda neden yapmadığımı ben de bilmiyorum ama Veysel'e teşekkür ediyorum. Sayesinde buldum da blog adını falan. Sağolasın Veysel :D
baş baş...
"Boşluk nedir?" diyerek başlıyoruz konumuza. Boşluk çoğu zaman kişinin düştüğü tamamen psikolojik olan"hiçbir işe yaramama" hissidir. Ancak ben bugün çok daha güzel anlamda olan boşluktan bahsedeceğim. İçinde bulunduğum ve hiç şikayetçi olmadığım boşluk.
Sebebi çok şükür ki sınavı atlatmış olmam (birkaç yazıda daha bahsederim, her ne kadar atlatmış olsam da etkisi tam olarak kalkmadı sonuçda :D). Bu ne kadar güzel bir boşluktur Allah'ım. Şükürler olsun ki artık ne ders çalışmak zorundayım ne de başka bir şey :D 3 aylık istediğimi yaparım sürecim var ve bunu gerçekten güzel değerlendirmeyi düşünüyorum :D
Öncelikli olarak yaptığım iş, bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi bilgisayarımla bağlarımı birleştirmek. Bunu nasıl yapıyorum? Öncelikle oyunlar sayesinde (her ne kadar çoğu oyunumu Veysel sevmese de)(sanki ben onunkileri seviyorum hıh :P). Şu ana kadar "Crysis" ve "Crysis: Warhead" i bitirmiş bulunmaktayım. Şimdi "Prince of Persia" serisine başladım. Bundan sonrakiler konsunda henüz bi sıralama yapmadım ama elimdekileri sayayım. "Farcry 1-2" "The Matrix: Path of Neo" "The Sims 3" . Son olarakta Caner'den aldığım tavsiyeyle "Mirror's Edge" inmekte şu anda. Bu yaz çıkmasını beklediğim 2 tane de oyun var sırada. "Assassin's Creed 2" ve "Harry Potter 6". Temmuz başlamadan önceki şu son birkaç günümde (yani internetimden kopmadan önce) bana oyun tavsiyelerinde bulunmanızı rica etmekteyim sizlerden sevgili okuyucular :)
Diğer uğraşımsa tabiki internet :D bunu zaten burda olmam yeterince açıklıyor ya neyse. Son uğraşımsa arkadaşlarla gezmek tozmak boş boş yürümek vb. aktiviteler. En zevk aldığımda bu tabi ki... Ne garip adamım ben be. Burdan burdaki özellikle birkaç kişi için ayrılmak istemiyorum ancak bi yandan da Veysel için Mersin'e gitmeyi çok istiyorum. Bu da başka bi boşluk benim için :)
Neyse gayet gereksiz ve esprisiz bi yazı oldu sanırsam ama zaten başlıkta pek dolu sayılmaz :D
Son olarak ilk yazımda neden yapmadığımı ben de bilmiyorum ama Veysel'e teşekkür ediyorum. Sayesinde buldum da blog adını falan. Sağolasın Veysel :D
baş baş...
22.6.09
Heyyy
Gecenin bu saatinde tekrar ben. Annemi "Sınavdan sonra istediğin kadar otur karışmayacağım." sözlerine pişman etmek istercesine (ki daha 1 hafta geçmiş bulunmasına rağmen olmaya başladı) blog alemini kirletiyorum.
Az önce Caner'in blog unu okuyup tüketmiş bulundum ve çok hoşuma gitti bu birşeyler karalama olayı, bu bitince Diren'in blog a geçiş yapma ihtimalim var, ama belki de yoktur çünkü Diren sağolsun hiç boş durmamış. Girmeye korkuyorum blog una denebilir :)
Şimdiye kadar okuduğum sınırlı sayıda blog yazısından sonra (Caner'in güzide yazıları ve Diren'in birkaç tane okumuş bulunduğum yazısı) bu blog dünyasının iç dökme maksadıyla oluşturulmuş olduğuna karar verdim. Belki çok dar görüşlü olabilirim ama ben halimden memnunum, merak edenlere duyurulur :)
Madem girdim yazıyorum size neden burada bulunduğumu açıklayayım. Çünkü yaklaşık yarm saat kadar önce yeni indirdiğim oyunu partlarından çıkarttıktan sonra partları silme gafletinde bulundum. Şimi bunun burda bulunmamla ne alakası var? Çünkü usta ben(!) partlarla birlikte partlardan çıkartmış olduğum dosyayı da sildim. Haliyle 3.47 gb lık oyun tekrar inerken zaman geçirmek mecburiyetindeyim. Ama korkmayın bu blog benim için kullanıp atacağım bir mendilden fazlası olacak gibi görünüyor. Sebepsiz bir sevgiyle 3 saatlik olan bloguma bağlanmış bulunmaktayım.
Caner'i okurken demin dedim ki kendi kendime maşallah iyi uzatmış (her ne kadar çok uzun sayılmasa da), fark ettim de uzatmak o kadar da zor değilmiş. Bir yandan kitlesel iletişim kaynağı olan msn de konuşurken dahi gayet güzel yazılar uzayıp gidebiliyormuş :)
Hazır başlamışken şu sınavla ilgili yorumlarımı ve sınav sonrası 1 haftamı da anlatıp bitireyim bari. Yoksa yazının bi amacı, ana teması ya da her ne denirse ondanı olmayacak işte. Öncelikle sınav konusu:
Yine Caner'in blog dan elde ettiğim bilgilere göre geçen hafta Pazar günü 9.30 sularında yaklaşık 1.450.000 öğrenci olarak adı ÖSS olan malum sınava girmiş bulunmaktayız. Acısıyla tatlısıyla koca bir yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitti (çok klasik konuşuyorum biliyorum ama yaşanmadan anlanmayan bi meret şu salak sınav). Her neyse, çok şükür atlattık. ODTÜ'ye girmem imkansız gibi görünmekle beraber 2. tercihim olan Hacettepe Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümüne puanım yetecek gibi gelmekte. Hayırlısıyla çoğumuzun (herkes kazanamayacak kabul edin işte) istediği adam akıllı yerlere gireriz inşallah...
Gelelim 2. konuya. Sınav sonrası 1 hafta:
Yaşasıınnn!!! Nidalarıyla çıkılmış bi sınav ardından (ki o nidayı atmadım, sadece içimde yaşadım ama olsun) koca 1 hafta geride kaldı ve ben bu haftada bilgisayarımla kopmuş olan bağlarımızı tekrar birleştirme imkanı buldum. Artık daha çok seviyoruz birbirimizi. Hatta Gökhan(L)Bilgisayarı demek istiyorum... O derece artık. Ayrıca hiçbir rahatsızlık duymadan arkadaşlarla gezip tozmanın, telefonu elinden bırakmamanın tadına tekrar vardım. En güzellerinden biri de (sıcak şehirlerde bulunanlardan özür dilerim) yağmurda hasta olma korkusu olmadan yürümek oldu benim için. Artık kimse bana "Sınava son birkaç hafta kalmış, dikkat et kendine üşütme sınav öncesi." diyemiyor ve ben bunun tadını çıkartıyorum. Erzurum'un yaz gelmeyen havası sağolsun tekrar hatırlattı bunu bana :)
Sanırım artık bu uzun ve benim bile bu kadar uzamasını beklemediğim yazının sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bıkmadan okuyabilmiş olan okuyucularıma (ilk blogumu zorla linkini attığım Hilal'den başkasının okuduğunu sanmasam da, hatta bu da öyle olacakmış gibi bir hissim var) teşekkür ederim. İyi geceler millet. Gece daha yeni başlıyor :D
Az önce Caner'in blog unu okuyup tüketmiş bulundum ve çok hoşuma gitti bu birşeyler karalama olayı, bu bitince Diren'in blog a geçiş yapma ihtimalim var, ama belki de yoktur çünkü Diren sağolsun hiç boş durmamış. Girmeye korkuyorum blog una denebilir :)
Şimdiye kadar okuduğum sınırlı sayıda blog yazısından sonra (Caner'in güzide yazıları ve Diren'in birkaç tane okumuş bulunduğum yazısı) bu blog dünyasının iç dökme maksadıyla oluşturulmuş olduğuna karar verdim. Belki çok dar görüşlü olabilirim ama ben halimden memnunum, merak edenlere duyurulur :)
Madem girdim yazıyorum size neden burada bulunduğumu açıklayayım. Çünkü yaklaşık yarm saat kadar önce yeni indirdiğim oyunu partlarından çıkarttıktan sonra partları silme gafletinde bulundum. Şimi bunun burda bulunmamla ne alakası var? Çünkü usta ben(!) partlarla birlikte partlardan çıkartmış olduğum dosyayı da sildim. Haliyle 3.47 gb lık oyun tekrar inerken zaman geçirmek mecburiyetindeyim. Ama korkmayın bu blog benim için kullanıp atacağım bir mendilden fazlası olacak gibi görünüyor. Sebepsiz bir sevgiyle 3 saatlik olan bloguma bağlanmış bulunmaktayım.
Caner'i okurken demin dedim ki kendi kendime maşallah iyi uzatmış (her ne kadar çok uzun sayılmasa da), fark ettim de uzatmak o kadar da zor değilmiş. Bir yandan kitlesel iletişim kaynağı olan msn de konuşurken dahi gayet güzel yazılar uzayıp gidebiliyormuş :)
Hazır başlamışken şu sınavla ilgili yorumlarımı ve sınav sonrası 1 haftamı da anlatıp bitireyim bari. Yoksa yazının bi amacı, ana teması ya da her ne denirse ondanı olmayacak işte. Öncelikle sınav konusu:
Yine Caner'in blog dan elde ettiğim bilgilere göre geçen hafta Pazar günü 9.30 sularında yaklaşık 1.450.000 öğrenci olarak adı ÖSS olan malum sınava girmiş bulunmaktayız. Acısıyla tatlısıyla koca bir yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitti (çok klasik konuşuyorum biliyorum ama yaşanmadan anlanmayan bi meret şu salak sınav). Her neyse, çok şükür atlattık. ODTÜ'ye girmem imkansız gibi görünmekle beraber 2. tercihim olan Hacettepe Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümüne puanım yetecek gibi gelmekte. Hayırlısıyla çoğumuzun (herkes kazanamayacak kabul edin işte) istediği adam akıllı yerlere gireriz inşallah...
Gelelim 2. konuya. Sınav sonrası 1 hafta:
Yaşasıınnn!!! Nidalarıyla çıkılmış bi sınav ardından (ki o nidayı atmadım, sadece içimde yaşadım ama olsun) koca 1 hafta geride kaldı ve ben bu haftada bilgisayarımla kopmuş olan bağlarımızı tekrar birleştirme imkanı buldum. Artık daha çok seviyoruz birbirimizi. Hatta Gökhan(L)Bilgisayarı demek istiyorum... O derece artık. Ayrıca hiçbir rahatsızlık duymadan arkadaşlarla gezip tozmanın, telefonu elinden bırakmamanın tadına tekrar vardım. En güzellerinden biri de (sıcak şehirlerde bulunanlardan özür dilerim) yağmurda hasta olma korkusu olmadan yürümek oldu benim için. Artık kimse bana "Sınava son birkaç hafta kalmış, dikkat et kendine üşütme sınav öncesi." diyemiyor ve ben bunun tadını çıkartıyorum. Erzurum'un yaz gelmeyen havası sağolsun tekrar hatırlattı bunu bana :)
Sanırım artık bu uzun ve benim bile bu kadar uzamasını beklemediğim yazının sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bıkmadan okuyabilmiş olan okuyucularıma (ilk blogumu zorla linkini attığım Hilal'den başkasının okuduğunu sanmasam da, hatta bu da öyle olacakmış gibi bir hissim var) teşekkür ederim. İyi geceler millet. Gece daha yeni başlıyor :D
içerik
konusuzluk,
oyun
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)