17.12.10

yurttan nağmeler/15

yok arkadaş! zaman da geçmez oldu artık. vallahi deli oldum sayılır. bitin lan artık!

evet sınavlara diyorum! bitin kurtulayım. daha 2 vize 5 final var lan! bi başladı şu sınavlar ekimin son haftasında mı kasımın ilk haftasında mı ne. ondan sonra araya çok şükür bi bayram girdi ki en azından bir haftalığına rahat edelim. hayır daha bir de bunun ikinci dönemi var. 15 sınav daha yani toplamda. lisede daha mı az sınav oluyorduk yoksa bunun stresi mi bi başka anlayamadım.. ofof. çok dertliyim okur.

bi yandan bazı sorumluluklar (SAS vs.) saldırırken öbür yandan bu sınavlar gerçekten çok yorucu oluyor. tamam şöyle 1 haftada hepsini olsak kurtulsak mükemmel olur aslında. Kıbrıstaki gibi sınav haftası yapsak böyle. dersler falan olmasa arada. bütün bir hafta işi gücü bırakıp sınav olsak bitse. hayat daha da kolay olmaz mı sizce de? finalleri 2 haftaya toplamak aklınıza geliyor da vizelerde bunu beceremiyor musunuz sayın ODTÜ? ha? sorarlar adama!

yarın da calculus sınavı var. "sabahki 2 saat dersimden sonra bi yemek yerim sonra 2 saatten fazla zaman kalır diğer derse, arada kütüphanede çalışırım" dedim. gittim kütüphaneye. 1 saate yakın kitapla manasızca bakıştık. okudum anlamadım, çözdüm çözemedim. kafa olmuş kazan tabi 2 aydır. normal biraz da. en son kalktım geldim lâba* burdan sizlere dert yanıyorum işte.

birazdan da kalkıp gidip esey rayting yapacağız pek sevgili egn101 dersinde. şu dersten muaf olamadım ya hala çok kızıyorum kendime!

daha haftaya da kimya sınavı var. bak yine kızdım!

ben gideyim en iyisi okur. yoksa başın çok ağrır. herhalde en kötü 2. yazım oldu bu da. neyse, haydi görüşürüz. kafamdakileri boşalttım birazcık(!)

*evet şapkalı a gördünüz orda

28.11.10

o değil de..

o değil de fark ettim ki blog nasıl yazılır unutmuşum!

bi dedim hazır imkan varken birazcık oturayım şu internetin başına, bloga da bakarım hem falan dedim. çok özletmişimdir belki kendimi gibi düşünceler geçti kafamdan. ancak sonra bi baktım nasıl başlasam yazıya, neyi övüp neye atarlansam bilemedim. ancak sanırım atarlanacaım ilk şey bilgisayarımı hala göndermemiş olan yer*

tahminerimce hafta içinde gelmesi lazım bilgisayarımın ama önce birkaç arama yapmam lazım tabi.

o değil de şu sıralar çok yoğunum ben okur. inanmazsın. bayram olmasaydı eğer üst üste 7 hafta sonu sınavım olacaktı. aralardaki ufak quizlerden falan bahsetmiyorum tabi hiç. öyle de yoğunum anlayacağın.

aralık ayının bi son hafta sonunda boş kalacaktım, onu da canları sağolsun, feda olsun diyerek SAS'ın geleneksel su altı hokeyi turnuvasına adıyorum. ayrıca Sait adlı arkadaş gelecek Erzurum'dan. onu da ağarlamaya çalışacağız bakalım.

o değil de ağarlamak mı yoksa ağırlamak mı? ikisi de saçma gibi geliyor zaten de neyse.

aha! aklıma atarlanacak bir şey geldi!

14 ü sabahında 9:45te uçuşum vardı benim Kars'a doğru. bir güzel sabahtan kalkıp saat tam 9:00 da check-in yaptırmak üzere havaalanındaydım. ancak bana dediler ki: "sizin uçuşunuz saat 9daydı." "siz neden geç geldiniz?" "kalktı o uçak!" inanmazsın, bu 3 cümle kafamda yankılandı böyle birkaç saniye boyunca. filmlerde olur ya ondan oldu. sonra bi sinir stres satış ofisine gittim. normal koşullarda acentadan bilet aldığım için acentanın bana haber vermesi gerektiğini söylediler. ancak çok şükür ki ekstra ücret talep etmeden beni akşam saat 17:30 daki ek uçuşa yerleştirdiler.

tabi bu daha büyük bir sorun teşkil ediyordu. saat 9 dan akşam 17:30a kadar havaalanında geçirmem gereken saatlerim vardı artık. son derece sinirli bir şekilde geçen 2 saat ardından sakinleşip bi önceki gün Hilal'den almış olduğum Jodi Picoult adlı yazarın Taş Kağıt Makas adlı şahane romanını bitirdim gün içerisinde... işte böyle stresli başladım bayrama...

ertesi gün de yola çıktık Erzurum'a diye. sonra onun bi ertesi günü Mersinde bulduk kendimizi. öyle de ilginciz evet. ama çok eğlendim doğrusu. en güzel bayramdı hatta şimdiye kadarki..

o değil de havaalanında burger king de kazıkçıymış! normal fiyatın yaklaşık olarak 2,5 katına satıyorlar her şeyi. bilin. mağdur olmayın sonra!

Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1 de gayet güzel olmuş.

son olarak geçen pazartesi de Birce adlı dostun doğum günüydü. bir de burdan tekrardan kutlayalım. kutlu ola! :)

o değil de kısa sürede görüşmek dileğiyle...

*tam olarak nerede olduğunu bilmemekteyim

3.10.10

yurttan nağmeler/14

dady's home!

işte en sevdiğim yazı serimle (çok fazla serim varmış gibi) tekrar burdayım. nasıl özlemişim zaten buraları anlatamam. çalışırım yani işte şimdi. onun için burdayım...

okula bi geldim geçen çarşamba, kapıdan girdim böyle. huzura erdim resmen. şimdi diyenler olur orası mı huzur verici? vay efendim başka şehir mi yok da orda böyle sırıtkansın? hepsine daha önceden bu konuda bence ben bi cevap vermişimdir. vermediklerim bulsun beni..

işte öyle özlemişim buraları. zaten bi geldim. okulun içinde biri Hilal biri Ayşegül iki tane sevdiğim insan var ekstradan. daha ne olsun dedim, zaten bolca sevdiğim insan var, iki adet daha eklendi. çok da mutlu mesut geçiniyoruz geldiğim günden beri.

kampüsün yeşilliğini Karstayken nasıl özlemişim anlatamam size. hani zaten Erzurum'a uğradım orda da yeşil bir kampüs gördüm ama ikisinin bana hissetirdiği şeyler çok çok farklı olduğundan dolayı ciddiye almıyorum onu pek. her ne kadar pek sevmesem de bolca yeni insanlar gelmişler, hala daha biraz seviyorum ki bu durumu yeni birileriyle tanıştıkça ufaktan ufağa mutlu da oluyorum. güzel oluyor bayağı.

ha ben bir de birinci sınıf oldum bu yıl. pek bi farklı gelmese de şu sıralar, ileride bu konu yüzünden çok başım ağrıyabilir gibi bence. neyse ki gerekince yardım alabileceğim bolca büyük insan tanımaktayım. büyüklerin deneyimi olmasa kaydımı bile yaptıramayacaktım nerdeyse. o kadar seviyorum büyükleri. iyi ki varsınız. hep olun :)

şimdilik kampüs hayatında pek bir komik olay yaşamadım paylaşacak ama bence bunlar paylaşmaya değerdi. bu şehri ve bu okulu ne kadar sevdiğimi bi kere daha dile getirmeliydim bence :)

ancak şöyle bir gelişme oldu. bilen bilir SAS adlı topluluğa devam ediyorum. dediler ki biz bu sene eğitmen olacakmışız. hayırlısı diyorum. bu sene gelmeyi düşünen arkadaşlarım vardı. ayağınızı denk alın. sert hocayımdır :p

haydi şimdilik baş baş.. daha sonra adam akıllı böyle pc başında vakit geçirdiğim zaman yazarım yine inşallah. benim pc gelsin daha da sık inşallah. haydi görüşmek üzereee...

15.9.10

tatil içinde tatile çıkmak/2

yine yüzsüzlük yaptım evet. kabul ediyorum. bi tatilin içinde en az bi defa daha tatile çıkmadan duramıyorum ben. son 2 yıldır böyle oldu bu durum. sonum hayrola diyelim.

pazartesi günü kalktım ben sabah erkenden okur. Erzurum'a doğru yola çıktım. eski dostları görmek düşüncesiyle beraber böyle bir karar aldım ve bayramın hemen sonrasında da gerçeğe dönüştürdüm bunu. Burak orda değildi ne yazık ki ancak Sait, Ayşegül, Asena, Merve ve Nurbanu'yu gördüm geldim.

pazartesi sabahı zaten erken kalkmış olmanın verdiği o kendini çok salak hissetme durumu yetmiyordu bana, bir de otobüsümsü araçta bolca sinir stres yaşadım ben. öncelikle saat 8 arabası tamı tamına 40 (KIRK) dakika geç kalktı. bi ara dedim ki bu vasıta acaba bataklıktan falan yeni mi çıkartıldı ki dedim. saymaya kalkmadım ama en az 20 adet sinek olduğundan eminim içerde. zaten ilerleyen vakitlerde de sayıları ikiyi bulan (ki bu benim için önemli derecede büyük bir sayı) arılar benim dibimdeki camı ziyaret etmeye karar verdiler. zaten böcekleri sevmeyen ben bir de hayatı boyunca arı tarafından sokulmamış olunca, hayli korku dolu dakikalar yaşadım. bir tanesini kitabımın (kültürlüyüm diyorum, altta mesaj var bakın) ayracıyla o arılardan bir tanesini itekledim. hala daha ses duyunca acaba o arı geri mi geldi diye korkuyorum hafiften...

bi ara da bi kadın bindi vasıtaya, bi ufak bi de büyük oğluyla beraber. baktı benim yanım boş, yan sıramdaki adamın da yanı boş. sonra sanırım bir daha baktı ve benden korktu, gitti yan sıradakinden benim yanıma geçmesini istedi. kadın da haklı bi yerde, uzun saçlı garip bi erkek, boynunda akrep kolyesi falan. belki de onu yiyeceğimden korktu. tabi ben bu korkuyu sezince kendimden şüphe etmeye başladım. acaba yer miyim ki diye korkmadım değil yani. sonra tam bu fikri kafamdan atacakken önümde bir kadın oturduğunu fark ettim. Allahım nasıl korktum nasıl korktum anlatamam, bi ara dedim yiyorum kesin. belki bi ısırık almışımdır. emin değilim :/ ama onun dışında normal besleniyorum yani. korkmayın...

iner inmez gittim kalacağım yere kaydımı yaptırdım sonra büyük bir sevinçle Saitle buluştuk, ardından bir süre sonra da Merve bize katıldı. bu sırada eski sınıfımdan da bolca kişi gördüm, özlemişim dedim ben buraları. ondan sonra bi baktık ki Merve eğer bi yere gideceksek arabayla gitmek zorundayız dedi. babasının arabasını almış meğersem. ehliyeti varmış. vay be dedim sonra. ilk kez bi yaşıtımın sürdüğü arabaya biniyorum. harbi çok ilginç geldi ama. demek ki dedim, biz büyümüşüz...

ancak daha sonra içime çok oturan (bkz: çok oturmak) bir durumla karşı karşıya kaldık. adamın biri sen kalk, koskoca Range Rover'ı git duvara doğru park edilmesi gereken park alanında duvara paralel park et. hala üzülüyorum. acaba o satıcı bu adamın böyle yapacağını bilse satar mıydı diye soruyorum kendime. arabanın dili olsa nasıl söver bu sahibe bunu soruyorum. çok acıydı yani okur, anlatamam...

sonra da the expendables adlı filmi izledik. o kadar ayarlı bir şekilde geç girdik ki filme, tam izleyici kitlesinin gösterildiği yerde girmişiz. hiç reklam izlemeden izledik diye filmin güzelliği böyle on yirmi kat falan arttı yani. sağlam kadroluydu film de Arnold amca biraz daha oynayabilirdi bence. kısmet tabi...

ha size hııı amcadan bahsetmem lazım bir de. oda arkadaşım Mehmet Ali Birand'ın birazcık farklı modeliydi. ııııı diye takılmıyordu, ancak ben konuşurken her daim hııı diye takılıyordu. çok ilginçti...

ertesi gün de Ayşegül, Asena ve Nurbanu'yla buluştuk. Sait zaten 3 günümün ortak elemanıydı. hepsini kapsadı sağolsun. bolca muhabbet ettik. sonra gittik koskocaman bi pizza yedik. Ayşegül bana zorla kenarlarını da yedirtti. bunu unutmadım bak, okulda çekeceksin. burayı muhtemelen okumayacağını bildiğimden burdan uyarıyorum, demedi deme! :)

sonra bi masa hokeyi oynamışız. akıllara ziyan. Ayşegül, Asena'yı sakatladı falan. o derece bi oyundu. zaten takımlar o kadar sık değişti ki 4 maçın da bir kazanan takımı yok yani. çok çok güzeldi ama...

o gün akşam da İkea'nın yeni reklamının çok hoş olduğu gözlerimden kaçmadı. herkesin hah ve hıh sesleri çıkardığı reklam hani.

bugün de sabahtan Saitle kahvaltı yaptık, gezdik tozduk derken yine sonunda o aynı vasıtaya bindiğim bir yolculukla buraya geri geldim. bu sefer de vasıtada aslında tek kişilik yer olmasına rağmen muavinlerin uğraşarak 2 kişilik bayan yeri yapma çabalarına şahit oldum. böylece hem o iki bayan hem de yanlarındaki iki bay vasıtaya binecekti muavinlerce. çok şükür binmediler ve son derece yavaş bir şekilde evime geldim... sağolsunlar ki canımla eş değer derecede sevdiğim kulaklıklarım yanımdaydı...

kısacası yolculuk kısımları hariç pek güzel bir tatil yaptım okur. bence sen de yap. kalk git eskilerden birilerini gör gel. çok hoş. öyle yani...

şimdilik baş baş... inşallah kısa süre sonra görüşmek üzere...

31.8.10

yok başlık maşlık

atarlı başlık olmuş di mi? korkmayın atar yapmayı düşünmüyorum. ama belki biraz olur yani. belli olmaz. neysem

Kars'a gelmiş bulunmaktayım geçen salı itibariyle. gecenin 4ünde Mersinden Adanaya bi yolculuk yapıp ardından da önce Ankaraya ordan buraya uçtum. Ankaraya uçarken yan sıramda bir çocuk vardı. uçuşun ilk 15 dksını zehir etti bana. ağlasan hadi neyse. "anneeee bu uçak uçmuyooo, düşüyooooo." diye mızmızlana mızmızlana deli etti beni. hayır lost izlemiş adamız. korkuyoruz haliyle...

ha lost demişken. ya arkadaş dün gece emmy ödüllerini izledim izleyebildiğim kadar. sonra saat 5 oldu mu bi baktım uyumuşum. o değil de. lost hiç ödül almadı. çok ilgincime gitti (doğru duydunuz ilgincime gitmek diye bir şey türettim) zaten çok az dalda adaylığı vardı. hiç Jack i falan geçtim de. Benjamin nasıl emmy almaz ya? o adama nasıl vermezsiniz o ödülü? Michael Emerson idi o en iyi yardımcı erkek oyuncu (drama) ödülünün sahibi. Neil Patrick Harris de Barney rolüyle en iyi yardımcı erkek oyuncu (komedi) ödülünü kapamadı ama ona yorumum pek yok. izlemiyor olduğum bir dizi olsa da hakkında fikir sahibi olduğum için The Big Bang Theory'nin Sheldon'unu tebrik ediyorum burdan. zira adam komedi dalında en iyi erkek oyuncu ödülü aldı yani. çoğu diziyi de duymamıştım bir kısmını da hiç izlememiştim emmy alanlardan. ama o ödül Michael'ındı. yanlış yaptınız...

işte buraya geldim geleli pc başında internette veya supernatural izlemekteyim. yahut kitap okuyorum. Stephen King (kendisi adamım olur) adlı yazarın orjinal adı "needfull things" olmakla beraber Türkçe adı "ruhlar dükkanı" olan romanını okumaktayım. bugün dedim ki hazır bende müzik kulaa var biraz. my immortal'ın notalarını buldum ama ı ıh. o kadar garip semboller varmış ki bilmediğim şarkının başını bile çalamıyorum oraya bakarak. ona bakmadan biraz biraz işte. aman öğrenmeden girişme okur.

ya o değil de. yurttan nağmeler yazmayı özledim ben. Ankaraya dönünce bol bol konu çıkacak neyse ki. çünküü bu yıl iki can dost Hilal ve Ayşegül de odtüyü kazanmış bulunmakta. ammaan sabbahlar olmasın :p

bir de son olarak sizlere bi haber vermek istiyorum. çok yedim çok yedim buraya geldiğimden beri böyle oldum. yaa yaa. şaka tabi. kısa bir süre sonra bu blogta bir adet kısa hikaye denemesi göreceksiniz. onu haber vereyim dedim. tabi ne zaman olur belli olmaz ama üzerinde çalışmaya başlayacağım şu aralar.

başka da bir şey yok. kalın sağlıcakla. msn e falan çağırın sıkılmayayım burda. baş baş...

dipnot: bu arada inception rocks!!!