atarlı başlık olmuş di mi? korkmayın atar yapmayı düşünmüyorum. ama belki biraz olur yani. belli olmaz. neysem
Kars'a gelmiş bulunmaktayım geçen salı itibariyle. gecenin 4ünde Mersinden Adanaya bi yolculuk yapıp ardından da önce Ankaraya ordan buraya uçtum. Ankaraya uçarken yan sıramda bir çocuk vardı. uçuşun ilk 15 dksını zehir etti bana. ağlasan hadi neyse. "anneeee bu uçak uçmuyooo, düşüyooooo." diye mızmızlana mızmızlana deli etti beni. hayır lost izlemiş adamız. korkuyoruz haliyle...
ha lost demişken. ya arkadaş dün gece emmy ödüllerini izledim izleyebildiğim kadar. sonra saat 5 oldu mu bi baktım uyumuşum. o değil de. lost hiç ödül almadı. çok ilgincime gitti (doğru duydunuz ilgincime gitmek diye bir şey türettim) zaten çok az dalda adaylığı vardı. hiç Jack i falan geçtim de. Benjamin nasıl emmy almaz ya? o adama nasıl vermezsiniz o ödülü? Michael Emerson idi o en iyi yardımcı erkek oyuncu (drama) ödülünün sahibi. Neil Patrick Harris de Barney rolüyle en iyi yardımcı erkek oyuncu (komedi) ödülünü kapamadı ama ona yorumum pek yok. izlemiyor olduğum bir dizi olsa da hakkında fikir sahibi olduğum için The Big Bang Theory'nin Sheldon'unu tebrik ediyorum burdan. zira adam komedi dalında en iyi erkek oyuncu ödülü aldı yani. çoğu diziyi de duymamıştım bir kısmını da hiç izlememiştim emmy alanlardan. ama o ödül Michael'ındı. yanlış yaptınız...
işte buraya geldim geleli pc başında internette veya supernatural izlemekteyim. yahut kitap okuyorum. Stephen King (kendisi adamım olur) adlı yazarın orjinal adı "needfull things" olmakla beraber Türkçe adı "ruhlar dükkanı" olan romanını okumaktayım. bugün dedim ki hazır bende müzik kulaa var biraz. my immortal'ın notalarını buldum ama ı ıh. o kadar garip semboller varmış ki bilmediğim şarkının başını bile çalamıyorum oraya bakarak. ona bakmadan biraz biraz işte. aman öğrenmeden girişme okur.
ya o değil de. yurttan nağmeler yazmayı özledim ben. Ankaraya dönünce bol bol konu çıkacak neyse ki. çünküü bu yıl iki can dost Hilal ve Ayşegül de odtüyü kazanmış bulunmakta. ammaan sabbahlar olmasın :p
bir de son olarak sizlere bi haber vermek istiyorum. çok yedim çok yedim buraya geldiğimden beri böyle oldum. yaa yaa. şaka tabi. kısa bir süre sonra bu blogta bir adet kısa hikaye denemesi göreceksiniz. onu haber vereyim dedim. tabi ne zaman olur belli olmaz ama üzerinde çalışmaya başlayacağım şu aralar.
başka da bir şey yok. kalın sağlıcakla. msn e falan çağırın sıkılmayayım burda. baş baş...
dipnot: bu arada inception rocks!!!
31.8.10
17.8.10
tatilin uzatmaları
ben sanırım buldum bu ara neden yazmadığımı yine. beyle uzuun uzun aralar vermemin sebebi yazları yazı yazmak için gerekli mecali bulamamaktan kaynaklanıyor sanırsam.
tatilin uzatmalarını oynayarak hiç tanıdığım insan olmayan şehir Kars yerine eğlenebildiğim şehir olan Mersinde kaldım ben 2 haftalık uzatma süresi eklettim kendime. tabi her şeyin bi - yanı vardır. bkz: -->
karikatürle o bkz kısmını pek uydurtamadım kusuruma bakmayın.
sanırım 2 gece önceydi sevgili okur. modifiyeli fayton gördüm. cidden böyle adam mavi sanırım adı neon olan ışıklandırma yaptırmış faytonuna. bir de ses sistemimsi bir şey çekmiş arkaya. gecenin 1 ine doğru kokoreççinin önünden dans müziği çalarak gösteri yaptı adam. aynen böyle mikemmel araçlarıyla hava atan garip gençler gibi hava atma çabası içerisindeydi kendisi. en azından biz öyle gördük tabi. günahını da almamak gerek.
hee bakın ne diyeceğim size. efsanevi dizi Lost'u bitirdim, harbi de sağlamdı doğrusu. ancak şimdi Supernatural'a başlamış durumdayım ve çok çok güzel giden bir dizi bence. tam benlik. fantastik yaratıklar, şeytan iblis öldürmeler falan. oyy, en iyisi yazdıktan sonra bir bölüm izlemek...
inception da sağlam izlenilesi bi film hani...
sinema uğruna gecenin 1 i civarında da sokaklarda olmak ilginç bir deneyim. tavsiye edilir şiddetle ;)
son olarak bu sıcaklarla boğuşmak durumunda olan herkeslere sabırlar diliyorum. ve hayırlı ramazanlar diyerek son bir karikatürle yazımı kapatıyorum. baş baaaş :)
tatilin uzatmalarını oynayarak hiç tanıdığım insan olmayan şehir Kars yerine eğlenebildiğim şehir olan Mersinde kaldım ben 2 haftalık uzatma süresi eklettim kendime. tabi her şeyin bi - yanı vardır. bkz: -->karikatürle o bkz kısmını pek uydurtamadım kusuruma bakmayın.
sanırım 2 gece önceydi sevgili okur. modifiyeli fayton gördüm. cidden böyle adam mavi sanırım adı neon olan ışıklandırma yaptırmış faytonuna. bir de ses sistemimsi bir şey çekmiş arkaya. gecenin 1 ine doğru kokoreççinin önünden dans müziği çalarak gösteri yaptı adam. aynen böyle mikemmel araçlarıyla hava atan garip gençler gibi hava atma çabası içerisindeydi kendisi. en azından biz öyle gördük tabi. günahını da almamak gerek.
hee bakın ne diyeceğim size. efsanevi dizi Lost'u bitirdim, harbi de sağlamdı doğrusu. ancak şimdi Supernatural'a başlamış durumdayım ve çok çok güzel giden bir dizi bence. tam benlik. fantastik yaratıklar, şeytan iblis öldürmeler falan. oyy, en iyisi yazdıktan sonra bir bölüm izlemek...
inception da sağlam izlenilesi bi film hani...
sinema uğruna gecenin 1 i civarında da sokaklarda olmak ilginç bir deneyim. tavsiye edilir şiddetle ;)
son olarak bu sıcaklarla boğuşmak durumunda olan herkeslere sabırlar diliyorum. ve hayırlı ramazanlar diyerek son bir karikatürle yazımı kapatıyorum. baş baaaş :)
22.7.10
metal up your ass
evet okur. bu o yazı. hayatımın konserinin yazısı. Sonisphere 2010 İstanbul ayağı son günü.
evet ordaydım!!!
İnönü stadyumunda yapılmış olan harikulade bir festivalin son gününe katıldım ben de. tek başıma katıldım, gelecek başka birilerini bulamadığım için. ama kesinlikle değdi.
saat 12:40 civarlarında stadyum dışında beklemeye başlamıştık. herkesler "hacı burası sahne önü mü?" "hoca vip tribün girişi nerde?" sorularıyla etrafta geziniyordu. gel vakit git vakit önümdeki genç ile muhabbet kurduk. malum içeri giriş uzun sürünce sıkıldık orada. neyse bu arkadaş bana o günkü 6 konserin 4ü boyunca eşlik etti, arkasından kaybettik birbirimizi zaten. kendisi sağlam metalci olduğundan ben çoğu yorumuna "hıhı" "evet" "olabilir valla bilmiyorum" şeklinde cevap vermek durumunda kaldım. oysa ki sadece Metallica için oradaydım.ilk iki konser Gren ve Foma adlı 2 adet Türk grubundu. ilki hangisiydi hatırlamıyorum ama şov uğruna kendini yerlerde paralayan kötü bir solisti vardı kendisinin. diğerleri de, eh işte..
biz de 4 konserlik arkadaşımla gezindik saha içindeki standları falan. buralarda normal parayı gidip exi26 reklamlı jetonumsularla değiştirmemiz gerekiyordu. içeride fiyatlar tabi hayli yüksekti ama yaklaşık 10 saat içeride kaldığımdan bir şeyler yemek gerekti. artan jetonumsular da konser biletiyle birlikte durmakta cüzdanımda.
neysem, sonrasında tarihte ilk kez aynı sahneye çıkacak olan big four dan ilki sahneyi aldılar. Anthrax adlı bu daha önce hiç duymamış olduğum grubu nasıl duymamış olduğuma fazlasıyla şaşırdım konser sonrası...ardından 2. sırada Megadeth sahne aldı. solistin mikrofonu biraz daha açık olsa daha hoş olabilirdi ancak güzel bir konser de onlardan dinlemiş bulunduk.
tabi konserler sırasında pogolar son sürat devam ediyordu. yanımda burnu kan içinde birileri de geçti arada. ondan sonra bir de konser aralarında stadyumun canı sıkılmış olacak, tüm konser aralarında toplam 20-30 civarı meksika dalgası yaptılar kendileri. saha içinden izlemek pek keyifliydi doğrusu.
5. konser Slayera aitti ve ben bu sırada arkalara doğru kaçtım biraz. malum birazcık(!) gürültülü geliyorlar kendileri bana. konserlerinin sonuna doğru aklıma dank etti. "oha lan!" dedim "bundan sonraki Metallica, herkesler öne doğru hücum eder, şimdi ne kadar gittin gittin." dedim. önlere doğru gittim gidebildiğimce.
sonra yaklaşık her konser sonrasında olduğu gibi bir grup insan sahayı terkettiler. "Metallica niye geliyor ki lan, şu ortama bak." "Metallica'ya kimse kalmazsa ne gülerim lan puhhohaha" şeklinde saçma salak yorumlarda bulunanlara da bir tarafımla gülüyorum çok afedersiniz...
hayatımda gördüğüm en sıkışık topluluğun içine daldım sonrasında. heyecanla bekleyiş sürüyordu. üzerimde take a look to the sky just before you die yazan t-shirtimle, tüm heyecanlımla bekliyordum ben de.hava gittikçe kararıyordu...
heyecan artıyordu...
konserleri çoğunluğun izlediği 2 küçük ekran haricinde arkada birden bire dev bir ekran belirdi. işte buydu. olması gerekendi. oluyordu. (ay çok heyecanlandım yazarken yine)
The Extasy of Gold ekranda belirdi. çaldı çaldı. artık millette sabır kalmamıştı.
ardından geldiler. tüm ihtişamlarıyla James Hetfield, Kirk Hammett, Robert Trujillo ve Lars Ulrich sahnedeydiler. çığlık çığlığa bağırıyorduk sadece. ardından giriş yaptıkları Creeping Deathi bir süre o anki afallamadan dolayı anlayamadan dinledim.
Metallica'yı bu kadar sevdiğimi bilmiyordum hiç. ilk şarkılarını hep gözlerim dolu dolu dinledim. Rüya gibi akıp gidiyordu işte. öylece de geldi geçti.dinlediik dinledik. One şovu mükemmeldi. başındaki çatışmanın hepsini alev ve havai fişek şovuyla yaşadık biz de. ve tabi ki mükemmel Fade to Black ve Nothing Else Matters performanslarında da gözlerden süzüldü yaşlar.
ilk gidişlerinden sonra tekrar gelip 3 şarkı daha çaldılar. en son olarak Seek and Destroy çalınmadan önce, James tüm ışıkların açılmasını ve hepimizin birden sahnedeymişçesine söylemesini istedi. söyledik. bağıra çağıra söyledik durduk. sonrasında pena ve baget dağıtımı yapıldı. davulunun üzerinde metal up your ass yazan Lars Ulrich bagetlerini atarken tüm şebekliğini yaptı. big 4 penaları poşetlerden çıkıp tüm sahne önü kesimine yağdı. ardından Death Magnetic turunu bitirmek için İstanbuldan daha yi bir yer düşünemediklerini dile getirdiler. Bizi en yakın sürede tekrar göreceklerini söylediler. ve gittiler...
hayatımın en mükemmel 2 saati de böylece bitirdim işte okur. ölmezlerse eğer tekrar geldiklerinde görmeye beraber gidelim okur, unutturma ;)

James, sesine ve tipine. Kirk, muhteşem sololarına. Robert, duruşuna ve çalışına. Lars, mükemmel müziğine ve konser boyu dışarda duran diline.
hayranım...
evet oradaydım!!!
18.7.10
gecikmeli İstanbul hikayeleri
okur. gecikmeli istanbul hikayesi ne lan? diyorsun, duyuyorum. her türlü yazmayı aksatmış olduğum için kızgınsın bana. ancak telafi ederim bak. karar verdim. internet başına nerdeyse her oturduğumda başına ekşiyeceğim senin tekrardan. here it comes:
tabi benim tatil başladı tee haziran 22 de. sınavımı oldum bittim, prof var ya hani çok öğrencinin çok korktuğu. o işte. girdim çıktım anlımın akıyla da geçtim vesselam.
neysem, sonra gittik İstanbul'a 1,5 hafta kadar kaldık da sağlam kaldık harbi. neler yapmadık neler yapmadık. hele ki sonisphere adlı bir kısmısı var ki onun yazısı bundan sonra gelecek. dıbıdıbıdımmmm
İstanbul görmeyeli kalabalıklaşmış. önce bunu fark ettim. çok sessiz sakin bir şehir idi oysa ki orası(!) ilk günler evin içinde oturmakla geçti hep. ancak öyle güzel bir ilgi odağımız vardı ki (40K kere maşallah) hiç sıkılmadık. minik kuzenim Rüya hanımla geçti bir süre vaktimiz.
arkasından bir baktık ki olmuş hafta sonu. e dedik haydi "karşı"daki eski aile dostlarını görmeye gidelim. gittik, mükemmel sanat ürünleriyle dolu caddelerde gezindik. Sultanahmet olsun, Ayasofya olsun, Topkapı olsun.
off. anlatırken böyle bi tekrardan aşık oluverdim güzelliklerine. keşke her birinin içini gezebilecek vaktimiz de bulunsaydı doya doya. ancak onlar yerine Yerebatan Sarnıcını gezdik. gezerken pek bir esprisi yokmuş gibi gelse de koca sarnıç lan. düşünsene koca saray ve daha fazlası ordan su içiyordu. içindeki Medusa başlarının da hikayesini öğrenmenizi tavsiye ederim. bkz: Medusa ->
arkasından gelen pazar günü inönü stadyumunda İstanbul inledi dostlar...
daha sonrasında Kıbrıstan eski bir dost olan ms ile buluştuk ettik, pek güzel bir gündü doğrusu. üzerine hışımla yürüdüğümüz deniz kenarındaki masaya bir teyzemizin koşa koşa oturması ve bize "aaa münasabetsiz!" muamelesi yapması hatırımdan çıkmayacak bir olaydır artık.
tatilin 2 günü de turist moduyla adalarda geçti. Büyükada ve Heybeliadada. kapri, t-shitrt, sırt çantası, şapka ve fotoğraf makinesi 5lemesiyle adalarda gezindim. Heybeliadada kaldığımız odanın manzarası dillere destandı. 2 saat boyunca müzik dinleyerek sıkılmadan izledim o manzarayı. olsa da gitsek...
gitmeden 1 gün öncesinde ise başka bir can dost Murat ile buluştuk. bana o sıkışık zamanında ayırmayı başarabildiği 2 saati için teşekkürlerimi sunuyorum.
İstanbul güzel şehir arkadaş, hiç bir zaman güzel değil demedim. her yaz 1 hafta gezsem, ömrümün sonuna kadar kesin bitirmiş olurum herhalde.
tabi ki bu kadar anlatılan güzellikler sadece yazıyla kalmayacaklar. yaz tatilim sonunda gelecek albümde seyretmek gibi bir lüksünüz de olacak. evet. her platformdan yayınlayacağım tatilimi yüzsüz yüzsüz (muhuhohğahhğah)
sonisphere yazısında görüşmek üzere.
dipnot: hağ bir de sadece sana özel olarak temamı değiştirdim. yeni bir Gökhan olarak bul istedim beni.
tabi benim tatil başladı tee haziran 22 de. sınavımı oldum bittim, prof var ya hani çok öğrencinin çok korktuğu. o işte. girdim çıktım anlımın akıyla da geçtim vesselam.
neysem, sonra gittik İstanbul'a 1,5 hafta kadar kaldık da sağlam kaldık harbi. neler yapmadık neler yapmadık. hele ki sonisphere adlı bir kısmısı var ki onun yazısı bundan sonra gelecek. dıbıdıbıdımmmm
İstanbul görmeyeli kalabalıklaşmış. önce bunu fark ettim. çok sessiz sakin bir şehir idi oysa ki orası(!) ilk günler evin içinde oturmakla geçti hep. ancak öyle güzel bir ilgi odağımız vardı ki (40K kere maşallah) hiç sıkılmadık. minik kuzenim Rüya hanımla geçti bir süre vaktimiz.
arkasından bir baktık ki olmuş hafta sonu. e dedik haydi "karşı"daki eski aile dostlarını görmeye gidelim. gittik, mükemmel sanat ürünleriyle dolu caddelerde gezindik. Sultanahmet olsun, Ayasofya olsun, Topkapı olsun.
arkasından gelen pazar günü inönü stadyumunda İstanbul inledi dostlar...
daha sonrasında Kıbrıstan eski bir dost olan ms ile buluştuk ettik, pek güzel bir gündü doğrusu. üzerine hışımla yürüdüğümüz deniz kenarındaki masaya bir teyzemizin koşa koşa oturması ve bize "aaa münasabetsiz!" muamelesi yapması hatırımdan çıkmayacak bir olaydır artık.
tatilin 2 günü de turist moduyla adalarda geçti. Büyükada ve Heybeliadada. kapri, t-shitrt, sırt çantası, şapka ve fotoğraf makinesi 5lemesiyle adalarda gezindim. Heybeliadada kaldığımız odanın manzarası dillere destandı. 2 saat boyunca müzik dinleyerek sıkılmadan izledim o manzarayı. olsa da gitsek...
gitmeden 1 gün öncesinde ise başka bir can dost Murat ile buluştuk. bana o sıkışık zamanında ayırmayı başarabildiği 2 saati için teşekkürlerimi sunuyorum.
İstanbul güzel şehir arkadaş, hiç bir zaman güzel değil demedim. her yaz 1 hafta gezsem, ömrümün sonuna kadar kesin bitirmiş olurum herhalde.
tabi ki bu kadar anlatılan güzellikler sadece yazıyla kalmayacaklar. yaz tatilim sonunda gelecek albümde seyretmek gibi bir lüksünüz de olacak. evet. her platformdan yayınlayacağım tatilimi yüzsüz yüzsüz (muhuhohğahhğah)
sonisphere yazısında görüşmek üzere.
dipnot: hağ bir de sadece sana özel olarak temamı değiştirdim. yeni bir Gökhan olarak bul istedim beni.
16.5.10
en güzel günüm gecem
evet sevgili okur. kız bana. döv beni. haklısın çok uzun zamandır yazmadım. ve sebebi de üşengeçlikti çoğunlukla. ama konu da çıkmadı değil hani...
aslında 2 gün önceden yazımı yazmaya karar vermiştim ancak biraz daha bekleme kararı aldım. zira şenliğin ortasında yazmaktansa şenlikler bitsin, dolu dolu her şeyleri yazayım istedim sizlere.
okulumuzda bu yıl 24. kez düzenlenen uluslararası* bahar şenliği dün bitti arkadaşlar. ve bu 4 günlük şenlik okulda geçirdiğim en güzel günlerim ve gecelerim oldu. öncelikle demek istiyorum ki her ne kadar bi dünya insan şenlikleri uluslararası gençlik topluluğu düzenlemesin artık dese de. bence gayet güzel bir organizasyon yapmışlardı kendileri. ayrıca haydi bakalım hangi topluluksanız siz gidin de bi spronsor dahi almadan koca 4 günlük şenlik düzenleyin.
neyse efendim. şenliğimizin ilk gününde "Neverland" adlı bir grup bizlerle oldu önce. ardından da büyük bir kalabalıkça beklenilen "Duman" sahneye çıktı. kendileri bizi beklendikleri gibi çok güzel coşturdular. hatta ertesi sabah kalktığımda boynumda olan ağrıyı ben bilirim. Duman'ın sahneden indikten çok kısa süre sonra ışıkların açılmasına verdiği tepki** de güzeldi bence. tebrik ederim kendilerini
ikinci günümüzde ise gittim bizim SASın standında durdum birkaç saat. adı balon ile balık adam vurmaca olan etkinliğimiz balon ile çöp adam vurmaca oldu birazcık. çifter çifter gelen gruplardan bir kişi çöp poşeti giydi. biz de eşinin eline su balonlarını tutuşturduk, karşıdaki güzelinden bi ıslandı :) etkinliğimiz ilk gün yapılamadı, son gün de ben gidemedim. ancak üçüncü gün eşini bir kere kafasından iki kere de gövdeden vurarak 200 puan toplayan arkadaşımızı geçen olmamıştır sanıyorum. kendisini buradan ayakta alkışlıyorum :)
ikinci günün akşamı ise en çok eğlendiğim gün oldu. bu sefer ilk günkü gibi tribünlerde oturmak yerine, çalmakta olan 45lerden gelen şarkıların da verdiği gazla sahne önüne koştum arkadaşları da alıp. orada da SAS vardı, başladık dans etmeye herkesle. bu tatlı nostaljinin üzerine "Marsis" geldi ve bizlere kemençe ve tulum eşliğinde bir rock sefası sundu. onların da inmesi üzerine çıkan "Sulukule Roman Orkestrası" sayesinde de çook uzun zamandır atmadığım kadar göbek atmış bulundum. her ne kadar kaklan tozun dumanın haddi hesabı olmasa da, o dumanlar sahne önündeki herkesin beyninin içine kadar işlemiş de olsa. mükemmel bir eğlence vardı o gece.
üçüncü günümüzde pohi çevirmeyi öğrendim sevgili okur. hani şu jonglörlerin iki adet -çoğunlukla- çoraplara bir şeyler doldurarak yaptığı iki adet şey, sallıyorlar sağdan soldan. ondan işte. doğal yetenekli çıktım sevgili okur. bana pohi yapın sizlere de göstereyim hatta.
üçüncü akşam ise "Bajar" adlı bir grup bizleri karşıladı önce. Türkçe ve Kürtçe karışık şarkı söylediler kendileri. solistin yanlışlıkla "yaşasın ayrımcılık" demesi ve sonra bunu düzeltmesi de hayli eğlendirdi doğrusu. bu sırada sahanın içinde önce insanlarla, ardından mumlarla "Devrim" yazıldı. kendilerinin ardından ise bizlere "Leman Sam" çok güzel bir gece yaşattı. yanında da büyük kızı (yanlış hatırlamıyorsam) "Şehnaz Sam" gelmişti. birlikte verdikleri konser kulaklarda güzel bir tat bıraktı gerçekten. ancak Leman Sam'a eğer saat 22,30 da sahneden inmezseniz, ışıkları kapatırız diyen kim ise kendilerine çok kızdık hep bir ağızdan. bir de Leman Sam'ın Duman'ın bile yapmadığı bir şekilde tüm ışıklar açıkken aşağıdan bira alıp içmesi ayrı bi olay oldu :)
son günümüzde ise sabahtan kalkıp bizim standı ben gittim açtım. bir süre oturduk ve saat ikiye geldiğinde izci topluluğunun düzenlemiş olduğu "Kemal Terapi" adlı etkinliğe katıldık bir arkadaşımı zorlamam yoluyla. normalde dörder kişilik olan takımlara rağmen biz iki kişi gittik ve 5 grup arasından 3. olarak bence büyük bir başarı kaydettik. ormanda düzenlenen parkurda hayli eğlendik. bu gerek yerlerde sürünerek, gerek denge oyunlarıyla, gerekse de çelik halattan kaymayla oldu. bir daha olduğunda kaçırmayın derim sevgili bizim okullu okurlar.
akşamında ise "Flu" adlı, reklam yapmadan duramayan grup bir süre sahnede bulundu. ardından "Revolverheld" adlı Alman rock grubu geldi ve hayli beğenimi topladılar. hepsinin üzerineyse "Nazan Öncel" bizi eğlendirdi. arkadaş grubum sıkılmış olmasaydı konserin sonuna kadar durabilirdik, ancak gidip çarşı önünde sohbet ederek de güzel güzel eğlendik.
hatta. iyi oldu güzel oldu çok da iyi güzel oldu.
*uluslararası dediğin şenlikte okul dışından gelenlere niye bu katılık?
**sevilen gruplar eğer bi daha bi daha deniliyorsa tekrar sahneye dönerler. öyle hemen gidilmiş gibi ışıklar açılmaz. isterlerse biz sabaha kadar da çalarız burada (ve üzerine yarım saat daha durulur)
aslında 2 gün önceden yazımı yazmaya karar vermiştim ancak biraz daha bekleme kararı aldım. zira şenliğin ortasında yazmaktansa şenlikler bitsin, dolu dolu her şeyleri yazayım istedim sizlere.
okulumuzda bu yıl 24. kez düzenlenen uluslararası* bahar şenliği dün bitti arkadaşlar. ve bu 4 günlük şenlik okulda geçirdiğim en güzel günlerim ve gecelerim oldu. öncelikle demek istiyorum ki her ne kadar bi dünya insan şenlikleri uluslararası gençlik topluluğu düzenlemesin artık dese de. bence gayet güzel bir organizasyon yapmışlardı kendileri. ayrıca haydi bakalım hangi topluluksanız siz gidin de bi spronsor dahi almadan koca 4 günlük şenlik düzenleyin.
neyse efendim. şenliğimizin ilk gününde "Neverland" adlı bir grup bizlerle oldu önce. ardından da büyük bir kalabalıkça beklenilen "Duman" sahneye çıktı. kendileri bizi beklendikleri gibi çok güzel coşturdular. hatta ertesi sabah kalktığımda boynumda olan ağrıyı ben bilirim. Duman'ın sahneden indikten çok kısa süre sonra ışıkların açılmasına verdiği tepki** de güzeldi bence. tebrik ederim kendilerini
ikinci günümüzde ise gittim bizim SASın standında durdum birkaç saat. adı balon ile balık adam vurmaca olan etkinliğimiz balon ile çöp adam vurmaca oldu birazcık. çifter çifter gelen gruplardan bir kişi çöp poşeti giydi. biz de eşinin eline su balonlarını tutuşturduk, karşıdaki güzelinden bi ıslandı :) etkinliğimiz ilk gün yapılamadı, son gün de ben gidemedim. ancak üçüncü gün eşini bir kere kafasından iki kere de gövdeden vurarak 200 puan toplayan arkadaşımızı geçen olmamıştır sanıyorum. kendisini buradan ayakta alkışlıyorum :)
ikinci günün akşamı ise en çok eğlendiğim gün oldu. bu sefer ilk günkü gibi tribünlerde oturmak yerine, çalmakta olan 45lerden gelen şarkıların da verdiği gazla sahne önüne koştum arkadaşları da alıp. orada da SAS vardı, başladık dans etmeye herkesle. bu tatlı nostaljinin üzerine "Marsis" geldi ve bizlere kemençe ve tulum eşliğinde bir rock sefası sundu. onların da inmesi üzerine çıkan "Sulukule Roman Orkestrası" sayesinde de çook uzun zamandır atmadığım kadar göbek atmış bulundum. her ne kadar kaklan tozun dumanın haddi hesabı olmasa da, o dumanlar sahne önündeki herkesin beyninin içine kadar işlemiş de olsa. mükemmel bir eğlence vardı o gece.
üçüncü günümüzde pohi çevirmeyi öğrendim sevgili okur. hani şu jonglörlerin iki adet -çoğunlukla- çoraplara bir şeyler doldurarak yaptığı iki adet şey, sallıyorlar sağdan soldan. ondan işte. doğal yetenekli çıktım sevgili okur. bana pohi yapın sizlere de göstereyim hatta.
üçüncü akşam ise "Bajar" adlı bir grup bizleri karşıladı önce. Türkçe ve Kürtçe karışık şarkı söylediler kendileri. solistin yanlışlıkla "yaşasın ayrımcılık" demesi ve sonra bunu düzeltmesi de hayli eğlendirdi doğrusu. bu sırada sahanın içinde önce insanlarla, ardından mumlarla "Devrim" yazıldı. kendilerinin ardından ise bizlere "Leman Sam" çok güzel bir gece yaşattı. yanında da büyük kızı (yanlış hatırlamıyorsam) "Şehnaz Sam" gelmişti. birlikte verdikleri konser kulaklarda güzel bir tat bıraktı gerçekten. ancak Leman Sam'a eğer saat 22,30 da sahneden inmezseniz, ışıkları kapatırız diyen kim ise kendilerine çok kızdık hep bir ağızdan. bir de Leman Sam'ın Duman'ın bile yapmadığı bir şekilde tüm ışıklar açıkken aşağıdan bira alıp içmesi ayrı bi olay oldu :)
son günümüzde ise sabahtan kalkıp bizim standı ben gittim açtım. bir süre oturduk ve saat ikiye geldiğinde izci topluluğunun düzenlemiş olduğu "Kemal Terapi" adlı etkinliğe katıldık bir arkadaşımı zorlamam yoluyla. normalde dörder kişilik olan takımlara rağmen biz iki kişi gittik ve 5 grup arasından 3. olarak bence büyük bir başarı kaydettik. ormanda düzenlenen parkurda hayli eğlendik. bu gerek yerlerde sürünerek, gerek denge oyunlarıyla, gerekse de çelik halattan kaymayla oldu. bir daha olduğunda kaçırmayın derim sevgili bizim okullu okurlar.
akşamında ise "Flu" adlı, reklam yapmadan duramayan grup bir süre sahnede bulundu. ardından "Revolverheld" adlı Alman rock grubu geldi ve hayli beğenimi topladılar. hepsinin üzerineyse "Nazan Öncel" bizi eğlendirdi. arkadaş grubum sıkılmış olmasaydı konserin sonuna kadar durabilirdik, ancak gidip çarşı önünde sohbet ederek de güzel güzel eğlendik.
hatta. iyi oldu güzel oldu çok da iyi güzel oldu.
*uluslararası dediğin şenlikte okul dışından gelenlere niye bu katılık?
**sevilen gruplar eğer bi daha bi daha deniliyorsa tekrar sahneye dönerler. öyle hemen gidilmiş gibi ışıklar açılmaz. isterlerse biz sabaha kadar da çalarız burada (ve üzerine yarım saat daha durulur)
içerik
kampüs,
şenlik,
topluluklar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)