29.6.09

Last Night On Earth

Yok başlık kadar karamsar olmayacağım merak etmeyin (nasıl giriş be bu?). Başlığın sebebi Erzurum daki son saatlerimi geçiriyor olduğum için aslında. Ama dinlediğim Green Day şarkısının ismini koyayım dedim :) Kısa bir süreliğine (ki sanırım gerçekten kısa olacak ama emin değilim, neyse işte) internette pek bulunamayacağım. O yüzden bu gece birşeyler yazayım dedim.

Kocaman 2 yıl geçirdim burada. Yepyeni bir ortama ısınmak zorunda kaldım herzamanki gibi falan işte. Bu sefer biraz zor oldu aslında çünkü benden önceki 2 yılını da beraber geçirmiş bir sınıfa girdim. Karıştım ama zamanla aralarına :) Geçen yıl pek bi atraksiyon yaşamadım (bu yıl da yaşamadım aslında). Tiyatro mevzusuna girdim, ama arkadan müzik çaldım sadece. Bir de beni deli eden bir adam vardı. "Şimdi şu ışık olacak abi. Yok hayır o değil..." şeklinde derdimi pek anlatamadığım birisiydi :D Onun dışında geçen yıl pek birşey olmadı. Yazın gittim Kıbrıs'a Begüm'ü gördüm falan. Okul gezisi yerine Kıbrıs'a gitmek için ailemi ikna etmiştim. Harbi güzel başarmışım ama :D

Neyse işte bu yıl dershanede Sait ve Burak'la tanıştım. O ikisi sayesinde güzel geçti şu sıkıcı ÖSS yılı. Herzamanki gibi muhteşem 2 dost buldum kendime, ne başarılı adamım ben :) (heey kendimi övmeden de geçmem hiç :D). Bugün de o ikisiyle gayet güzel bir gün geçirdim. Galiba Temmuz sonuna doğru yine Erzurum'a döneceğim ama bugünü uzun bir süre görüşmeyecekmiş gibi geçirmek çok güzeldi (9,5 saat geçirdik az değil :D).

Şimdi size tatil planımı yazayım şimdilik, sonra yine zaten tatil içerisinde de yazarım illa ki. Öncelikle burdan İzmir'e gideceğiz, ordan da ben biraz erken ayrılıp Fethiye'ye dayımın yanına geçeceğim. 4 günlük bir plan var ama eğer paramı idareli kullanabilirsem 4. günümü Antalyada Hilal'in yanında geçirebilirim (neyse ki tasarruflu adamım :)). Ordan da Mersin'e geçeceğim. Aile fertlerim de oraya gelecekler :) Orada da Veyselle falan takılacağız işte. Öyle böyle bir tatil geçireceğim (bundan banane diyenler olabilir, saygı duyarım :))

Neyse işte bir süre internet aleminde bulunmayabilirim, beni merak etmeyin (sanki çok konuşanım varmış gibi :( :P)

Hadi baş baş...

26.6.09

chicken translation

Evet bu gece çok değişik ve benimle alakası olmayan bir konuya parmak basacağım. Biraz kendi sınırlarım dışına çıkayım istedim :P Neyse konumuz başlıktan da fikir edinileceği üzere bizim şahane(!) çevirmenlerimizin şahane(!)(?)(!) çevirileri...

Çevirmenlerimizin gerek dizilerde gerek filmlerde gerekse şarkı sözlerinde yaptıkları saçma sapan çeviriler üzerine ortaya çıkmış bir yazıdır bu. Öncelikle dizi ve filmlere değineyim daha sonra şarkı çevirileriyle ilgili örnekleri bizzat buraya aktaracağım. İngilizce bilen okuyucularım anlayacak, bilmeyenler öyle bakacak hehe :D

Filmlerde falan duyduğumuz "lanet olsun" tarzındaki çevirilier mesela. Tamam anlıyorum tabi ki direkt olarak çeviremezler adamlar da herşeyi de öyle çevirmezler ki... Neyse bu konu zaten halk arasında da fazlasıyla konuşulan bir konu (ben nerdenim ki hmmm :D)

Asıl yazmak istediğim Heroes dizisiyle ilgili bi anımdı. Günlerden birgün bi arkadaşla izlerken Heroes u benim ustalıkla bulduğum altyazının konuşmalardan önce gittiğini fark ettik. Sonra ben birkaç yerde denedim ki bakalım İngilizceye çevirebilecek miyim? Yok arkadaş her seferinde mi yanlış olur. Altta Türkçe yazan yazıyı gayet güzel İngilizceye çeviriyorum ben, orda Sylar gidiyor başka cümle kuruyor. Hadi tek başıma olsam neyse, arkadaşta onaylıyor benim çevirimi. Kısacası bilmiyorum yani, ya bizim çevirmenlerde bi problem var ya da bizde. Yorum size kalmış :D

Bir de muhtemelen haksızım ama buna da değinmek istiyorum. Filmlerin orjinal adı neden değiştirilir? Tamam belki konuya bağlı olarak değiştiriyorsun da o kadar da olmaz ki ya. Görürsünüz yakında "Alone" diye bir film var. Üstüne kocaman yazmışlar "İçimdeki Şeytan". Bıraksanıza filmin adı "Yalnız" olsun, sizin yorumlarınızı neden okumak zorundayız ki biz yahu?

Neyse geliyorum şarkılara. Caner'le birlikte tescilleyip bayağı güldük bunlara az önce, direkt olarak siteden buraya kopyalıyorum şimdi. Şarkı Evanescence - Understanding (original) (aaah Amy Lee (L) :D) Neyse gelelim sözlere:

That's the way the human mind works

(O yolda insani düşünceler çalışır)

**

(Can't wash it all away)
((Uzaktan yıkayamaz mısın?))
(Can't wish it all away)
((Uzaktan dileyemez misin?))
(Can't hope it all away)
((Uzaktan umamaz mısın?))
(Can't cry it all away)
((Uzaktan ağlayamaz mısın?))

**

The pain that grips you
(Acı seni sımsıkı tutuyor)
The fear that binds you
(Korku seni bağlıyor)
Releases life in me
(Bendeki hayatı serbest bırak)

**

When the darkness fades away
(Karanlık uzağa solduğunda)
The dawn will break the silence
(Şafak sessizlikle kırılacak)

**

Can't fight it all away
(Uzaktan savaşamaz mısın?)
Can't hope it all away
(Uzaktan umamaz mısın?)
Can't scream it all away
(Uzaktan bağıramaz mısın?)(Uzaktan bağıramaz mısın?)
It just won't fade away,
(Uzaktan doğru solmayacak)

Biliyorum bayağı hacimli bir yazı oldu ama bu şikayetimi dile getirmek istedim fazlasıyla :D şarkının tam çevirisne bakmak isteyenler için (tam çeviri?)http://ceviri.alternatifim.com/data.asp?ID=1867&sarki=Understanding(Original)&sarkici=Evanescence&ok=1 linkte burda işte :D

Bunu okuduktan sonra gidip bir bardak soğuk su içiniz, ancak ayılırsınız, hatta ki İngilizce seviyeniz çok iyiyse daha fazlasını yapabilirsiniz suyla (kafa aşağı boca etmek gibi) alternatif çok :D Hadi görüşmek üzere. Baş baş...

23.6.09

Boşluk

Evvvet, çok kısa bir aradan sonra tekrar ben. Msn den yapılan yorumlar doğrultusunda tekrar şevke gelmiş bulunup yazmaya koyuldum. Bugünkü konumuz boşluk:

"Boşluk nedir?" diyerek başlıyoruz konumuza. Boşluk çoğu zaman kişinin düştüğü tamamen psikolojik olan"hiçbir işe yaramama" hissidir. Ancak ben bugün çok daha güzel anlamda olan boşluktan bahsedeceğim. İçinde bulunduğum ve hiç şikayetçi olmadığım boşluk.

Sebebi çok şükür ki sınavı atlatmış olmam (birkaç yazıda daha bahsederim, her ne kadar atlatmış olsam da etkisi tam olarak kalkmadı sonuçda :D). Bu ne kadar güzel bir boşluktur Allah'ım. Şükürler olsun ki artık ne ders çalışmak zorundayım ne de başka bir şey :D 3 aylık istediğimi yaparım sürecim var ve bunu gerçekten güzel değerlendirmeyi düşünüyorum :D

Öncelikli olarak yaptığım iş, bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi bilgisayarımla bağlarımı birleştirmek. Bunu nasıl yapıyorum? Öncelikle oyunlar sayesinde (her ne kadar çoğu oyunumu Veysel sevmese de)(sanki ben onunkileri seviyorum hıh :P). Şu ana kadar "Crysis" ve "Crysis: Warhead" i bitirmiş bulunmaktayım. Şimdi "Prince of Persia" serisine başladım. Bundan sonrakiler konsunda henüz bi sıralama yapmadım ama elimdekileri sayayım. "Farcry 1-2" "The Matrix: Path of Neo" "The Sims 3" . Son olarakta Caner'den aldığım tavsiyeyle "Mirror's Edge" inmekte şu anda. Bu yaz çıkmasını beklediğim 2 tane de oyun var sırada. "Assassin's Creed 2" ve "Harry Potter 6". Temmuz başlamadan önceki şu son birkaç günümde (yani internetimden kopmadan önce) bana oyun tavsiyelerinde bulunmanızı rica etmekteyim sizlerden sevgili okuyucular :)

Diğer uğraşımsa tabiki internet :D bunu zaten burda olmam yeterince açıklıyor ya neyse. Son uğraşımsa arkadaşlarla gezmek tozmak boş boş yürümek vb. aktiviteler. En zevk aldığımda bu tabi ki... Ne garip adamım ben be. Burdan burdaki özellikle birkaç kişi için ayrılmak istemiyorum ancak bi yandan da Veysel için Mersin'e gitmeyi çok istiyorum. Bu da başka bi boşluk benim için :)

Neyse gayet gereksiz ve esprisiz bi yazı oldu sanırsam ama zaten başlıkta pek dolu sayılmaz :D

Son olarak ilk yazımda neden yapmadığımı ben de bilmiyorum ama Veysel'e teşekkür ediyorum. Sayesinde buldum da blog adını falan. Sağolasın Veysel :D

baş baş...

22.6.09

Heyyy

Gecenin bu saatinde tekrar ben. Annemi "Sınavdan sonra istediğin kadar otur karışmayacağım." sözlerine pişman etmek istercesine (ki daha 1 hafta geçmiş bulunmasına rağmen olmaya başladı) blog alemini kirletiyorum.

Az önce Caner'in blog unu okuyup tüketmiş bulundum ve çok hoşuma gitti bu birşeyler karalama olayı, bu bitince Diren'in blog a geçiş yapma ihtimalim var, ama belki de yoktur çünkü Diren sağolsun hiç boş durmamış. Girmeye korkuyorum blog una denebilir :)

Şimdiye kadar okuduğum sınırlı sayıda blog yazısından sonra (Caner'in güzide yazıları ve Diren'in birkaç tane okumuş bulunduğum yazısı) bu blog dünyasının iç dökme maksadıyla oluşturulmuş olduğuna karar verdim. Belki çok dar görüşlü olabilirim ama ben halimden memnunum, merak edenlere duyurulur :)

Madem girdim yazıyorum size neden burada bulunduğumu açıklayayım. Çünkü yaklaşık yarm saat kadar önce yeni indirdiğim oyunu partlarından çıkarttıktan sonra partları silme gafletinde bulundum. Şimi bunun burda bulunmamla ne alakası var? Çünkü usta ben(!) partlarla birlikte partlardan çıkartmış olduğum dosyayı da sildim. Haliyle 3.47 gb lık oyun tekrar inerken zaman geçirmek mecburiyetindeyim. Ama korkmayın bu blog benim için kullanıp atacağım bir mendilden fazlası olacak gibi görünüyor. Sebepsiz bir sevgiyle 3 saatlik olan bloguma bağlanmış bulunmaktayım.

Caner'i okurken demin dedim ki kendi kendime maşallah iyi uzatmış (her ne kadar çok uzun sayılmasa da), fark ettim de uzatmak o kadar da zor değilmiş. Bir yandan kitlesel iletişim kaynağı olan msn de konuşurken dahi gayet güzel yazılar uzayıp gidebiliyormuş :)

Hazır başlamışken şu sınavla ilgili yorumlarımı ve sınav sonrası 1 haftamı da anlatıp bitireyim bari. Yoksa yazının bi amacı, ana teması ya da her ne denirse ondanı olmayacak işte. Öncelikle sınav konusu:

Yine Caner'in blog dan elde ettiğim bilgilere göre geçen hafta Pazar günü 9.30 sularında yaklaşık 1.450.000 öğrenci olarak adı ÖSS olan malum sınava girmiş bulunmaktayız. Acısıyla tatlısıyla koca bir yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitti (çok klasik konuşuyorum biliyorum ama yaşanmadan anlanmayan bi meret şu salak sınav). Her neyse, çok şükür atlattık. ODTÜ'ye girmem imkansız gibi görünmekle beraber 2. tercihim olan Hacettepe Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümüne puanım yetecek gibi gelmekte. Hayırlısıyla çoğumuzun (herkes kazanamayacak kabul edin işte) istediği adam akıllı yerlere gireriz inşallah...

Gelelim 2. konuya. Sınav sonrası 1 hafta:

Yaşasıınnn!!! Nidalarıyla çıkılmış bi sınav ardından (ki o nidayı atmadım, sadece içimde yaşadım ama olsun) koca 1 hafta geride kaldı ve ben bu haftada bilgisayarımla kopmuş olan bağlarımızı tekrar birleştirme imkanı buldum. Artık daha çok seviyoruz birbirimizi. Hatta Gökhan(L)Bilgisayarı demek istiyorum... O derece artık. Ayrıca hiçbir rahatsızlık duymadan arkadaşlarla gezip tozmanın, telefonu elinden bırakmamanın tadına tekrar vardım. En güzellerinden biri de (sıcak şehirlerde bulunanlardan özür dilerim) yağmurda hasta olma korkusu olmadan yürümek oldu benim için. Artık kimse bana "Sınava son birkaç hafta kalmış, dikkat et kendine üşütme sınav öncesi." diyemiyor ve ben bunun tadını çıkartıyorum. Erzurum'un yaz gelmeyen havası sağolsun tekrar hatırlattı bunu bana :)

Sanırım artık bu uzun ve benim bile bu kadar uzamasını beklemediğim yazının sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bıkmadan okuyabilmiş olan okuyucularıma (ilk blogumu zorla linkini attığım Hilal'den başkasının okuduğunu sanmasam da, hatta bu da öyle olacakmış gibi bir hissim var) teşekkür ederim. İyi geceler millet. Gece daha yeni başlıyor :D

21.6.09

GM: The Phoenix

Blog alemine yeni katılmış bir insan olarak kendimi çok ayrıcalıklı gördüğüm söylenemez ama şükretmeli ki internetim var ve bi blog açabilmişim :)
Kendimi tanıtmaya başlayayım. GM nedir? GM demek benim aslen ne üşengeç olduğumu belirten bir kısaltma demek. Gökhan Mamak demek kısaca işte... The Phoenix ise çok sevdiğim bir efsanevi yaratıktan gelmektedir. Efsanevi anka kuşu... Yaşlanınca yanıp kül olan, ardından küllerinden yeniden doğan alev rengindeki kuş. Belki renk kısmı tam uymamış olabilir ama hangi efsane tam tamına doğru kalmış ki? :)
Neyse işte blog uma giriş yapmış oldum böylece, herkese hayırlı uğurlu olsun